Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Hasan Cemal…Takiye mi yoksa değişim mi?

Ulaş Boz/Değerli Vengma sitesi okuyucuları, geçen hafta bizim Vengma sitesi yazarlarından birkaçı ile aramızda geçen bir tartışmayı (sohbeti) sizlerle paylaşma gereği duyuyorum. Bunu neden yaptığımı birazdan okuyacaksınız. Bu tartışmamız Vengma’ya yansımadı, tartışma kendi aramızda, Massenger’da oluşturduğunuz “Vengma Yazarlar Grubu”nda cereyan etti.

Aramızda geçen tartışmanın nedeni Hasan Cemal’in bir videosuydu. Daha doğrusu Hasan Cemal’in 2012’de Milliyet Gazetesi’nde yazmış olduğu bir yazının bir televizyon kanalında baştan sona seslendirilmesiydi.

Bahsi geçen videoyu ve yazıyı link olarak sizlerle paylaşacağım, okumak isteyen Hasan Cemal’in tartışmamıza neden olan yazısına bakabilir daha sonra.

O yazıda Hasan Cemal son derece cesurca laflar ediyor.

Şöyle diyor mesela:

“Kürtler, bu coğrafyada Türkler olmadan vardı. Biz sonradan geldik Orta Asya’lardan…

Kürtlerin İran, Irak, Suriye ve Türkiye topraklarına dağılmış halde yaşadıkları bu coğrafya Osmanlı’dan beri Kürdistan diye çağrılır.

Ama Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, Kürdistan sözcüğü yasaklandı. Kürdistan demek, Kürt demek, Kürtçe konuşmak hapislik suç oldu.

İnsanlığa aykırı bu yasakçı zihniyetle yıllar aktı gitti. Bu yüzden büyük acılar yaşandı, hâlâ yaşanıyor.

Ama Kürtler var.

Yok saydık ama yok olmadılar.

Bugün de manşetlerde Kürtler!

N’apacaksınız?..”

Türkiye gibi, ortalama her yurttaşının faşist olarak yetiştirildiği bir ülkede, videoda geçen sözler, kabul etmek gerekir ki vahanın ortasında bir pınar gibi duruyor.

SELİM ÇÜRÜKKAYA İLE HASAN CEMAL TARTIŞMASI

Bundan 2 yıl önce Selim Çürükkaya ile Frankfurt’ta bir mekânda yine Hasan Cemal’i konuşmuştuk. Selim Ağabey o sohbette Hasan Cemal’in “devleti için çalışan bir yazar” olduğunu söylüyor, Hasan Cemal’i Yalçın Küçüklerle aynı kategoriye koyuyordu. Ben ise bu fikre katılmadığımı, onun tam istediğimiz gibi bir yazar olmasa da yazılarında iyi şeyler söylediğini, bu haliyle onu bir demokrat olarak kabul etmek gerektiğini söylüyordum. Anlaşamadık. Gerekçeleri vardı tabii Selim Ağabey’in.

“Hasan Cemal’in, Öcalan Türkiye’ye döndüğünde yazdığı bir yazı vardı, o yazıda diyordu ki, ‘Devletimiz önemli bir başarı elde etti. Geri kalanını tam olarak bitirmek için bir mühendis titizliği ile çalışmak lazım’ sen o yazıyı okudun mu?”

Ben de kendisine köprülerin altında çok sular aktığını, insanların değişebileceğini, onca yaşanan şeyden sonra Hasan Cemal’in de pekâlâ o noktadan uzaklaşabileceğini belirtmiştim.

Hayır” demişti Selim Çürükkaya, “Hasan Cemal öyle sıradan biri değil. O kürt sorununu yeni yeni mi öğreniyor ki değişmeye başlasın? Dedesinden kalma belgeler, devletin arşivi vardır kendisinde. Kürt sorununu bal gibi biliyor. Ama devlet için çalıştığı için şu anki sözleri bana bir şey ifade etmiyor. Haa, devlet için çalışıyor derken de şunu kastetmiyorum, Hasan Cemal her ay devletten maaş alan, devletin kadrolu elemanıdır! Hayır, öyle değil… Kimi insanlar vardır ki, devleti sıkıştığında, kendilerine ihtiyaç duyduğunda devreye girerler. Devletten para almaksızın yaparlar bunu. Ülkeleri için yaparlar. Hasan Cemal de bunlardan biridir.

Ben kendisine katılmadığımı, insanların değişiminin mümkün olduğunu ısrarla vurguladım.

Benim dilim yeterince yandı; Yalçın Küçük’te, Mihri Belli’de, Doğu Perinçek’te yeterince yaşadım bu acı tecrübeleri, sen daha gençsin, sen inanabilirsin onun değişimine, onun demokrat olduğuna, ama ben almayayım”

Hasan Cemal’in yukarda bahsettiğim videosu bizim Vengma Yazarlar Grubu’na düşünce Selim Ağabey’e bir kere daha Hasan Cemal tartışmamızı anımsattım.

Hasan Cemal değişmemiştir, bu onun bir yüzüdür” dedi. Yine aynı yerdeydik ikimiz de.

Hasan Dere de ses verdi: “Hasan niye Cemal’dir? Cemal Paşa kimdir? Cemal Paşa’nın torunu sahip olduğu devletin menfaatleriyle çelişir mi?

Bunun büyük bir önyargı olduğunu söyledim Hasan Dere’ye. Hasan Ağabey Hasan Cemal’in yanına Altanları ve daha pek çok ismi ekledi.

HERKES DEĞİŞEBİLİR

Selim Abi’ye hitaben şöyle yazdım:

Hasan Cemal’in değişimi sadece Kürt sorunuyla sınırlı değil. KİMSE KIZMASIN KENDİMİ YAZDIM adlı kitabı başlı başına bir özeleştiri kitabıdır. Başka konularda da özeleştirileri var Hasan Cemal’in. Kaldı ki sen de APO’NUN AYETLERİ’ni yazdın. Hâlâ sana tek tük de olsa şöyle yazanlar oluyor: “Sen değil miydin yıllarca Apo’nun emrinde çalışan” diye suçlarlar ve değişimine inanmazlar. Şimdi o yorumcular gibi ayak direyip, evet ‘Selim Çürükkaya değişmemiştir, yazdıkları maskedir, o hâlâ Apocudur’ mu diyelim? Hasan Cemal 99 yılında öyle yazmış olabilir, sonra da zamanla terk etmiştir o fikirleri.

Hakeza İsmail Besikçi’ye bakalım.. Apo’ya, Pkk’ye çok gecikmeli de olsa elestirileri oldu. Şimdi ona dönüp, ‘Hadi ordan, bu yastan sonra mı Apo gerçeğini gördün, sana inanmıyoruz, takiyye yapıyorsun’ mu diyelim? Herkes her zaman değişebilir, buna Hasan Cemal de dahildir.

BASKIN ORAN DEĞİŞİME EN İYİ ÖRNEK

Bu satırları yazarken arada Baskın Oran’ın da adını zikretmiş ama ayrıntıya girmemiştim.

Bir insanın bir yaştan sonra da değişebileceğine iyi örneklerden biri de Baskın Oran’dır. Türkiyeli Kürtler adlı çalışmasının giriş bölümünde İsmail Beşikçi ve Ahmet Zeki Okçuoğlu ile aralarında geçen dialogları yazar ve Kürt sorununu ne kadar geç kavradığını şu sözlerle anlatır:

Hepimize okullarda biz Türklerin büyük hoşgörü, iyilik ve adalet ehli olduğu, kötülüklerin hep başkalarına it bulunduğu öğretildi ve biz de öğrendik. Mülkiye’de dört yıl okuduk, o ünlü ve bilgili hocalarımızdan Ermeni’nin E’sini, Kürt’ün de K’sini duymadan mezun olduk. Ama bir insan, üstelik o tarihte 40 yaşını aşmış, 17 yıllık bir akademisyen, bu kadar mı zavallı olurmuş? Bu kadar mı, bırakın okuduğunu, kendi yazdığını anlamazmış? Daha doğrusu şöyle söyleyeyim: Bu kadar mı “ideoloji körü” olurmuş?

Selim Çürükkaya ve Hasan Dere’ye, Baskın Oran’ın bu sözlerini o anda yazıp göndermemiştim, bu sözleri bir vakitler okumuş biri olarak Baskın Oran’ın adını, değişime örnek olarak o anda zikretme gereği duymuştum.

Tüm bu insanların değişimine “olabilir” diyorsak, Hasan Cemal’e neden ısrarla “Hayır” diyelim ki?

Hasan Cemal’e dedesinin Cemal Paşa olmasından dolayı böyle bir rezerv koyuyorsak suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi nerde kalacak?

20 yıl önce (1999) yazmış olduğu o yazıdan asla dönüş olamaz mı?

Hasan Cemal’i “devlet için çalışan”lar safına koyup dosyasını bir daha açılmamak üzere rafa mı kaldırıyoruz?

Hayır, kesinlikle o fikirde değilim.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karekterini anlamamakla alakası yok bunun.

APO’NUN AYETLERİ’Nİ YAZAN ÇÜRÜKKAYA DA DEĞİŞMİŞTİ

Bir insan bazen tek bir makaleden, bir tek kitaptan etkilenebilir; bir filmle hayatına bambaşka bir rota çizebilir. Bunu Apo’nun Ayetleri’nin yazarı kabul etmezse kim kabul edebilir? O’nun yazdığı kitapla bir gecede fikir değiştirip 20-30 yıl boyunca okuduklarına çizgi çeken insanlar var…

Kaldı ki Hasan Cemal o günden sonra pek çok insanla görüştü, cezaevlerinde kalmış eski tutsaklarla sohbet etti. Birkaç kez Kandil’e gitti, dağdaki gerillayı dinledi… Bir gerillanın günlüğünden hareketle Delila’yı yazdı.  Bunun dışında Kürtler isimli kitabını 2003 yılında yayınladı. Yani 99 yılında Apo’nun yakalanmasından sonra o kadar çok şey yaşandı ki…

Hasan Cemal’in Kandil’e gidiş gelişlerini de Selim Ağabey yine O’nun devletine hizmetinin bir parçası olarak telakki ediyor. Oysaki “haber atlatmak için” Mehmed Ali Birand’ın, Ufuk Güldemir’in yıllar önce başka başka konularda Hasan Cemal’le nasıl yarıştıklarını anlattığı yazıları aklıma geliyor. İletişim Fakültesi’nde okurken beni de heyecanlandıran yazılardı onlar. Gazetecilik insanın kanına bulaşan bir virüstür. Bunu birazcık yaşayan bilir. Selim Abi ise bunları ne kabul eder, ne de dinleyecek durumdadır. 20 yıl önce yazılmış bir yazı ve Hasan Cemal’in dedesinin Cemal Paşa olması her şeyi ayan beyan ortaya koymaya yetiyor, artıyordu bil. Ben istediğim kadar örnekler vereyim…

ÖMER ÖZMEN, AZAD SAĞNIÇ VE HASAN DERE

Yazarlarımızdan Ömer Özmen ise bana destek çıktı ve şöyle yazdı:

Ulaş’a katılıyorum. Hasan Cemal’in son konusmasını dinledim. Bana olumlu geldi. Birkaç yıl önceki durusundan farklıdır. Bence geçmişi ve geçmiş durusunun bir anlamı yok. Kürt siyasetçisi ve yazarı da değildir. Ergenekoncuların siyasaya nüfuz ettiği bir dönemde bir Türk gazeteci ve yazarının bu açıklaması önemlidir. Hasan Cemal’e de değer katmıştır diye düşünüyorum.

Azad Sağnıç ise bizleri balık hafızalı olmakla suçladı:

Yarın Yalçın Küçük konsept gereği Kürtler lehine bir şey söylese onu da yine baştacı yaparız. Hasan Cemal ne söylerse söylesin, istediği kadar doğru söylesin, onun Kürt meselesinde dönemin ruhuna uygun konuştuğunu unutmamak gerek. Ama bilirim, bağışlarsınız onu da, Yalçın Küçük’ü de, Doğu Perinçek’i de…

Ömer Özmen şu notu ekledi:

Yalcın Kücük’ler, Kürtler için bir şeyler söylemiyorlardı. Pkk’yi poh pohluyorlardı. Görevleri gereği provokatörlük yapıyorlardı. Kürt siyasetinin içine girmişlerdi. Hasan Cemal’in sözü edilen açıklaması Türklere yöneliktir. Hasan Cemal in sözü edilen acıklaması Türklere yöneliktir. Hasan Cemal’in kendi devletinin uygulamlarını şiddetle eleştirmesı, Kürtlerin nesini provoke edebilir?

AHMET ALTAN KÜRDİSTAN DER Mİ DEMEZ Mİ?

Hasan Dere Ağabey’in Hasan Cemal’e ilaveten pek çok başka ismi de anti Kürt kategorisine soktuğunu belirtmiştim. Bir ara sitemiz editörlerinden Öner Öztürk, Ahmet Altan’ın da bu kategoride görülmesine itiraz etti.

Dere oldukça keskin, her kesi aynı torbaya koyan tavrını sürdürerek şunu da yazdı:

Sİz bunları demokrat görüyorsunuz. Oysa demokratlığın ölçüsü Kürdistan sorununa yaklaşımdır. Ahmet Altan tekrar ediyorum KÜRDİSTAN demez!

Bunun üzerine konu yavaş yavaş Ahmet Altan’a kaydı… Ben ise Ahmet Altan’ın Kürdistan diyen bir değil pek çok yazısı olduğunu Hasan Ağabey’e yazdım. Ve bir tanesini de paylaştım.

Bu sefer de Hasan Dere:

Kürdistan tabirini kullanmak önemli değil, adam Kürdistan devlet olmalı der mi, önemli olan bu!

Ve bu minvalde uzadı gitti sohbet…

YALÇIN KÜÇÜK SENDROMU

Şair Can Yücel Yalçın Küçük için söylemiştir (Sanırım Adana’da TİP’in bir toplantısında): “Yalçın Küçük’tür ama mide bulandırır”

Hakikaten Yalçın mide bulandırıyormuş. Hem de öyle böyle değil. Bizim sitenin yazarlarına bakınca bunu bir kere daha görmek mümkün.

Anladım ki bizde ciddi bir YALÇIN KÜÇÜK-DOĞU PERİNÇEK SENDROMU oluşmuş. Bu yeni değil gerçi, ve bir yere kadar bu sendromu yaşayanlara hak da veriyorum. Ama abartmamaları gerekir.

Şöyle ki, Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek PKK ile sıkı fıkı oldular, Apo ile kol kolaydılar.  Bu doğru. Sonrası ise hepimizin bildiği gibi… En has devletçi çıktılar. Kimine göre ise onlar zaten hep öyleydiler. Neyse, işin o kısmı ayrı bir tartışma konusu. Azıcık aklı olan hiç kimse artık ne Doğu’yu, ne de Yalçın’ı Kürt mahallesine uğratırlar.

Hele hele Google’a bir tık mesafesindeyken tüm bilgiler, artık kimse ikinci kere bize Doğu’yu ve Yalçın’ı kakalayamaz. Kimse yemez. Bundan ötürü de bu sendromu tir tir titreyerek yaşayıp her Türk aydınına böyle bir korku ile yaklaşmak sağlıklı bir ruh hali değildir. Bir Türk yazarı Kürtlük davasına destek verdiğinde ona gazeteni, televizyonunu açabilirsin; Sana kazık atmaya kalktığında ise ona derhal kapıyı gösterirsin. Bu bu kadar basit.

Hasan Cemal bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelmiş, sürekli çizgi değiştiren biri değil. Kendi siyasi çizgisinde sürekli iyiye doğru evrilen bir istikamettedir. Hiç kimse Hasan Cemal’in daha kötüye gittiğini söyleyemez, aksine hep pozitif istikamette yol almıştır.

Olur da Hasan Cemal Kürtlere sırt dönerse Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük’ü teşhir ettiğin gibi onu da teşhir edersin. Sorun nerde?

Sizler bunu yapmak yerine, “Hayır, ben önceden gardımı alırım, Türk aydınına kapımı kapatmayı yurtseverlik bilirim” derseniz o sizin kendi dar görüşlülüğünüz olur.

HASAN CEMAL SADECE KÜRT SORUNUNDA MI DEĞİŞTİ?

Hasan Cemal’in değişimi sadece Kürt sorununda karşımıza çıkan bir durum değil. Sosyalizme, devlete, orduya, Avrupa Birliği’ne, eskiden yaptıkları gazeteciliğe dair çok köklü eleştirileri oldu ve eski yol arkadaşlarıyla yollarını ayırdı. İsteyen KİMSE KIZMASIN KENDİMİ YAZDIM isimli kitabına bakabilir.

Şu satırlar Hasan Cemal’in kitabından sadece bir örnek…

Nerden aklıma geldi şimdi? 1980’lerde Cumhuriyet’in genel yayın müdürüyken olmuştu. Fakat o zamanlar bende artık Stalincilikten iz kalmamıştı. Zihinsel dünyamda Hitler’le Stalin’i aynı yere getirip koymuştum. Çünkü her ikisi de akla, özgürlüğe, bağımsız ve eleştirel düşünceye karşıydı.

Bu nedenle İlhan Abi’ne göre “karşıdevrimci” ideolojilere takılmıştın.

Örneğin açık toplumun, bağımsız ve eleştirel düşüncenin, demokratik değerlerin büyük filozofu Karl Popper İlhan Abi’ye göre karşıdevrimci idi.

Popper’in siyasal liberalizmin en önde gelen temsilcilerinden biri olması, totaliter ve otoriter fikirlere karşı özgürlüğü savunması, anlaşılan,, İlhan Abi’ni rahatsız etmişti. Şahin Alpay’ın 1984’te Cumhuriyetin siyaset ekinde Karl Popper’a iki tam sayfa ayırması, İlhan Selçuk’un yıldırımlar yağdırmasına neden olmuştu. Anımsadın mı?

İki gün sonra da Cumhuriyetin ikinci sayfasında Pencere köşesinde Popper’a veryansın eden bir yazı döşenmişti İlhan Abi. Popper’i “karşıdevrimci” ilan etmiş, “Popper ve benzerlerine karşın tarih yürüyor” demişti.

Hasan Cemal’in tartışmamıza sebep olan yazısını okumak isterseniz:

https://t24.com.tr/haber/kendi-kurtlerini-kendine-yabancilastiran-turkiyede-gercek-baris-hayal,209400

Yazar: Ulaş Boz

1975 yılında Dersim/Mazgirt'te doğdu. Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi/ Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Türkiye'de Ulusal televizyonlarda kameramanlık ve kısa bir süre de yönetmenlik yaptı. Eylül 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

Web sitesi: http://www.liberalsol.com

Tüm Yazıları
1 Yorum
  1. Vengma diyor

    Ulaş Boz’un yazdıklarını okudum. Benim Hasan Cemal’e veya Türk aydınlarına Türk oldukları için bir düşmanlığım yoktur. Olması da mümkün değildir.
    Kürdistan devrimcileri grubu kurulduğu zaman, bu grup bağımsız, birleşik, demokratik Kürdistan kurmak istiyordu. O tarihlerde bu görüşe katılan bazı Türk arkadaşlar oldu.
    Okullarını terk etti. Gelip Kürdistan da profesyonel olarak çalıştı. Bunlar “Kürdistan devrimi olmadan Türkiye’de devrimi olamaz” dediler.
    Bunların öncülerinden biri Haki Karer’ di. Türk istihbarat teşkilatının komplosuyla bir Kürdün eliyle Tabacayla vuruldu. Antep te yaşamını yitirdi.
    Diğeri Kemal Pir di, O da Diyarbakır cezaevindeki ölüm orucunda yaşamını yitirdi.
    Özellikle PKK güç imkan olanak ve Türk devleti için bir tehlike arz etmeye başlayınca da Türk solundan bazı kişiler ve aydın olarak bildiğimiz adamlar PKK ye geldiler. Süre içinde anladık ki; bunlar devlet güdümlü kişilerdi ve gelişleri devletin derin yerlerinde planlanmıştı.
    Buna örnek olarak, Mihri Belli, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük’ün durumu gösterilebilir. Bu üç kişi Türkiye “solunun” ve “aydınlarının” en önemli figürleriydi.

    Ama tarih baba bize bunların “sol, Kürtlerin haklı davası, insan hakları, aydın, enternasyonalist” kavramlarını birer maske olarak kullandıklarını açık seçik olarak gösterdi. Bu gün bütün kanıtlar gösteriyor
    ki; bu adamlar Ergenekon’un değişik rollerini üstlenen aktörleriydi.
    PKK Kürtlerin ulusal taleplerini savunduğunda, Kürdistan’ a özgü çözüm perspektifinde hareket ettiğinde ondan uzak duran, “Türkiye soluna” mensup örgütleri ve “aydınları” biliyoruz. Öcalan ve PKK Misaki milli sınırlarını meşru gördüğünde veya Kürtlere devlet veya federasyon lazım değil dediğinde veya Türkiye Türkler ile Kürtlerin ortak vatanıdır dediğinde, Hatta Abdullah Öcalan ben devletin akıllı eriyim (1) sözünü söyledikten sonra, Türk solunun büyük bir kısmının, aydın olarak bildiğimiz bir sürü okumuşun PKK nin legal alandaki kurumlarına üşüştüğünü görüyoruz.
    Buradan hareketle şunu diyorum, 12 Eylül öncesi Kürdistan devrimcileri grubuna veya PKK ye katılmaya gelen Türkiye’lilerin büyük bir bölümü, Kürdistan’ın kurulması için geliyorlardı. Fakat Öcalan itirafçı olduktan sonra gelen Türkiye’lilerin büyük bir bölümü Kürdistanın kurulmaması için geliyorlar.
    Hasan Cemal’in Kürtlerle ilgili kitaplarını dikkatle okumuşum. Hatta bu kitapları olumlu olarak da buluyorum. Yalçın Küçük, Doğu Perinçek ve Mihri Belli’nin bir zamanlar Kürtler için iyi yazılar yazmadığını kim söyleyebilir?
    Zaten adamlar rol yapıyorlar. Sakat ve dilenci rolü üstlenmişseniz, sakat gibi yürümeniz, dilenci gibi giyinmeniz, hata dilenci gibi düşünmeniz gerekiyor.
    Hasan Cemal PKK ye küfür ederek, rolünün gereğini yapamaz ki?
    Cemil Bayık’ tan daha iyi PKK yi savunarak bir şeyler yapmaya çalışıyor.
    Hatırlıyorsanız Gerillalar , Türk Genel Kurmayı ve Öcalan’ın emriyle Qandil dağına geri çektirildiğinde 70 in üzerindeki Hasan Cemal, eline bastonunu almış, Türk ordusunun bir türlü gidemediği o dağda gelen gerillaları sayıyordu.

    Öcalan Türkiye’ye döndüğü zaman Hasan Cemal bir makale yazmıştı. O makalesinde Türk ordusuna; Türk polisine Öcalanı getiren herkese teşekkür ediyordu.
    Öcalan’ın getirilmesi çok önemlidir ama önemli olan bundan sonrasını mühendis hassaslığıyla çalışarak son noktayı koymaktır. Hasan Cemal’in makalesini bulamadım ama yaklaşık olarak bunları yazıyordu. Kürdistan mücadelesinde binlerce dolapla karşılaşmış birisi olarak söylüyorum ki, Hasan Cemal’in “mühendis hassaslığıyla” kelimeleri ve bu kelimeleri yazdıktan sonra ki PKK ve Qandil ile içli dışlılığı, bana Hasan Cemal’in “gazeteci”likten öte bir misyonunun olduğunu gösteriyor.

    (1) https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-imrali-daki-apo-ham-goruntulerin-65-dakikalik-1-bolumu-h22683.html

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

14 − 1 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla