Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Selim Çürükkaya: Gençliğimin Kahramanları

Gençliğimin Kahramanları

 

Selim Çürükkaya / O zaman siyasetten hiç anlamıyordum
Gazete okumayı bile alışkanlık haline getirmemiştim.
Sosyalizm kelimesi bana yabancıydı.
Deniz Gezmiş‘in adını ilk duyduğumda,
“Denizlerin üzerinde gezen bir adam” sanmıştım……..

Radyolar onun arandığını söylüyorlardı…

Başına ödül koymuşlardı…

Yerini bildirenlere veya yakalatanlara ödül vereceklerdi…

Gazeteyi çabucak okudum. Adı DENİZ, Soyadı GEZMİŞ 'ti. O zaman anladım ki bu adam denizin üzerinde gezmemişti!Üzerindeki pantolonu şu an hatırlayamıyorum. Parkasını, sakalını, gururlu duruşunu asla unutamıyorum..
Deniz Gezmiş

O‘nu Hz. Muhammed‘e benzetmiştim…

Ebubekir Sıddık ile birlikte Mekke‘den kaçan…

Başına ödül konulan…

Ve yeni bir dini dünyaya yayan Hz. Muhammed gibi biridir, demiştim.

Bir gün onun yakalandığını duydum.

Tam da kalbimden vuruldum.

Bir gazetede onun resmini buldum.

Gazeteyi çabucak okudum.

Adı DENİZ, Soyadı GEZMİŞ ‘ti

O zaman anladım ki bu adam denizin üzerinde gezmemişti!

Üzerindeki pantolonu şu an hatırlayamıyorum. Parkasını, sakalını, gururlu duruşunu, asla unutamıyorum..

İçişleri Bakanı Menteşeoğlu karşısında bir “General”di
Menteşeoğlu, O’nu “yanılmış bir pejmurde” olarak görüyordu.
Ama Gezmiş, kendini bütün yoksulların “Generali sayıyordu.
Menteşeoğlu, o gün bulunduğu mevkide bunu kavrayamıyordu.

Gezmiş sayesinde Sosyalizmi tanıdım.

Sosyalizmin alfabesini aldım, okudum, bitirdim.

Felsefe, diyalektik, artı değer sömürü

Paris komunü………

Ve duydum ki, bir altı Mayıs sabahında Gezmiş ve arkadaşları darağacında eğilmeden, bükülmeden, nedamet getirmeden, haykırmışlar gerçeklerini.

Deniz’ in gidişi de çıkışı gibi kahramancaydı.

Ağladım gidişine ve parkasından bir parka edindim.

Onun gibi baş kaldırmayı kafama koydum.

Onun gibi boyun eğmemeye yemin ettim.

Haki Karer

Bir Üniversite öğrencisi

Laz kökenli.

Kürt sorunu üzerinde kafa yormuş.

Kürdistan’ın sömürge olduğunu anlamış.

Terk etmiş okulunu.

Kürdistan‘a gelmiş.

Bir gecekondu evine yerleşmiş.

Gündüz inşaatlarda işçi olarak çalışmış.

Geceleri anti-sömürgeci dersler vermiş.

Cesur öğrenciler yetiştirmeye başlamış.

Çelikten bir örgüt inşa etmiş.

Ve karanlık bir el,

Görünmez bir tetik çekmiş.

“İmkansızın içinde imkan yarat”

İlkesini bize bırakan Hakki Karer,

Bir 18 Mayısta çekip gitmiş.

Ve ben Hakki‘nin bu ilkesini alarak yoluma devam etmişim.

İbrahim Kaypakkaya

İbrahim‘i çok sonraları duydum

Dersim‘de Öğretmen okuluna gidince öyküsünü okudum.

Genç bir öğrenci,

Başındaki kasketiyle

Elindeki mavzeriyle

Kürdistan dağlarına tırmanmış.

Karlı kışta baskına uğramış,

Ellerini başının üzerine koyup yalvarmamış,

Bir arabanın peşine bağlanmış,

Yerlerde sürüklenmiş,

Günlerce ve gecelerce işkencelerden geçirilmiş,

Konuşmamış İbrahim.

Bir 18 Mayıs sabahında

“Ser vermiş, sır vermemiş”

Ölümsüzler diyarına gitmiş.

Gidince, “ser vermiş sır vermemiş” ilkesini bize bırakıp gitmiş, bir de şapkasını…

Onu okuyup tanıyınca, ilkesini ilkem yaptım. Şapkasına benzer bir şapka alıp başıma geçirdim.

Ferhat Kurtay

Ferhat Kurtay arkadaşımdı.

Deryalar kadar derin,

Yıldızlar kadar yüce,

Göller kadar durgundu.

Mardin‘de elektrik Mühendisiyken yakalandı.

İsnad edilenleri kabullenmedi.

Bir deri bir kemik olarak kaldı.

Bu haliyle mahkemeye çıkarıldı.

Onunla Dante‘nin Cehenneminde tanıştım.

Hemen her konuda tartışıp anlaştım.

Karar kıldık.

Cehennemi yıkacaktık.

Zebanilere de Tanrıya da karşı gelecektik.

Ve dediklerimizi yaptık.

Başımıza gazaplar yağdırdık.

Kimimiz elimizden, kimimiz ayağımızdan asıldık.

Her taraf karanlık kesti.

Göz gözü görmüyor, evlat anaya sahip çıkamıyordu.

Tanrılar kana susamış kükrüyordu.

Zebaniler insan avlıyordu.

Bir onsekiz Mayıs sabahında Haki Karer’in “imkansızlıkta imkan yarat” ilkesine sarılan Ferhat çekti ateşini, daldı karanlığa!

Divan kurdu arkadaşlarıyla ve yandılar birer meşale gibi karanlığı dağıtmak için.
Tanrılar ürktü.

Zebaniler kaçtı.

Korku yüreklerden söküldü“ateşi yakın ateşi” sesi bütün cehennemi dolaştı.

Aldım Ferhat‘ın ateşini elime

“Tanrıların”zebanilerin peşine düştüm.

“Neredesiniz ulan kaçmayın!”dedim.

23.05.2005

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

3 × four =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla