Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Hüseyin Turhallı’ya cevap

Sevgili Hüseyin Ağabeyi sosyal medyadan (Facebook’tan) elimden geldikçe takip etmeye çalışır, bazen de paylaşımlarına yorum yazarım. Bugüne kadar kendisiyle bir kere de telefonda konuşmuşluğum var, hoş sohbet insan. Tanışıklığım bununla sınırlı.

Yazıya böyle bir girizgâh yapmak isteyişimin sebebi Turhallı’nın HDP Diyarbakır il binasının kapısına gelip dağa çıkarılmış çocuklarını isteyen annelerle ilgili yazdıkları.

Hüseyin Turhallı gibi deneyimli bir insanla PKK’yi, HDP’yi tartışmak aslında benim açımdan bir talihsizlik. Çünkü daha evvel başka bir tartışma vesilesiyle kendisine de yazmıştım; ben Hüseyin Turhallı’ya Pkk’yi veya HDP’yi anlatırsam bu densizlik olur.

Kendisi bildiğim kadarıyla HEP’in Vedat Aydın’dan sonraki Diyarbakır il başkanı. Sonraki süreçte ise Pkk’ye katılmış ve örgütte uzun yıllar kalmış, sonrasında ise örgütten kaçmış bir insan. Bunca deneyimi olan bir insana benim gibi bir çömez ne anlatabilir?

İç sesim bana bunu diyor ama, gelin görün ki Turhallı’nın bazı yorumlarını okuyunca saç baş yolmamak elde değil. Kendisinin Facebook’taki kimi paylaşımlarına bir iki kere eleştiriler yönelttim. O da sağ olsun kibarca cevap verdi.

Şimdi de dağa kaldırılmış çocuklarını isteyen annelerle ilgili bir şeyler yazmış Hüseyin Turhallı. Kendisine ayrıntılı bir cevap yazmak istediğimi yazmıştım, onu yapıyorum şimdi.

Önce Hüseyin Turhallı ne yazmış, onu olduğu gibi aktaracağım. Ama bunu yaparken ara ara Turhallı’nın yazdıklarının arasına girip kendi itirazlarımı da yazacağım.

Diyor ki Hüseyin Turhallı:

“Çocukları gerillaya katılan annelerin HDP önünde “çocuklarımızı getirin” diye oturmaları hiç kuşkusuz devletin bir organizasyonudur. (Turhallı burda devlete çakıyor, bu bir)

 Bu gerçeklik göz ardı edilmeden 10 yıldır çocukları dağda olan bir annenin “oğlumu istiyorum” diye feryat etmesi Kürd siyaseti için dikkate alınması gereken bir durumdur. (Burda ise HDP/ve PKK’ye çakıyor)

Yakınlarına zarar gelebilir kaygısıyla isim vermeden bir iki olayı anlatmak istiyorum.

ı- Firari duruma düştüğüm 1992 yılının sonlarında İstanbul’da Kulplu bir amca ile tasadüfen karşılaştım. “Hayrola amca, İstanbul’da ne arıyorsun” dedim.

“Biliyorsun Eğitim fakültesinde okuyan kızım daha önce çıkmıştı. Birkaç ay öncesinde küçük oğlan da çıktı. Sanırım dağ koşullarına dayanamamış, kaçmış. İstanbul’a geldiğini söylediler. Kürdistan meselesi namus, haysiyet meselesidir. Evlat insanın canından bir parçadır. Lakin ben savaştan kaçan oğlumun bana ve aileme yükleyeceği onursuzluğu taşıyamam. Onu bulup arkadaşlara geri götüreceğim” dedi.

ıı- Gencin köylerinden birinde gerillaya katılan bir genç, aylar sonra kendi köyüne bir görev için gönderilir. Çocuğun babası eve geldiğinde bakıyor annesi çocuğun önüne yemek koymuş yiyor. Çocuğunu evde gören baba şaşkına dönüyor. Üzerine atlayıp kıskıvrak yakalıyor, ellerini arkada bağlayıp dışarı çıkarıyor.

Arkadaşlarını elleri bağlı halde gören iki gerilla silahı çocuğun babasına doğrultup “Arkadaşımızı bırak, teslim ol. Yoksa seni vururuz” deyince elleri arkadan bağlı olan genç “Sakın yapmayın. Babam benim kaçtığımı düşünüyor” diyor.

“Adam, demek ki birlikte kaçtınız he? Bırakın onu arkadaşlara götüreceğim. Yoksa burada ellerimle boğarım” diyor. Baba, oğul ve iki gerilla birlikte gerilla birliğine gittiklerinde mesele anlaşılıyor.

Bu ve benzer onlarca hikaye dinledim, tanık oldum. (Bu örneklerde ise Kürt anne babaların nasıl da canı gönülden çocuklarını örgüte yolculadıklarını yazıyor; hevallere selam çakıyor diye de okuyabilirsiniz)

Şimdi sormak gerekiyor. Bir devlet tezgahı olsa bile bir anne on yıl önce dağa çıkmış çocuğu için neden HDP önünde oturuyor? (Tekrar HDP ve PKK’ye çakıyor, ama yumruğu direkt atmıyor, devleti de kattıktan sonra yumruğu sallıyor)

İdeolojik-politik bir sorun yok mu burada?

Faili meçhul cinayetler ve siyasi baskıları protesto etmek isteyen aileler 1993’te Diyarbakır İHD’de açlık grevi eylemine giriyor. Yaşlı annem de bunlardan biridir. İhtiyacı için lavaboya giderken sivil bir polis onu takip ediyor. Elindeki ibriği polisin başına geçirip “Ulan şerefsiz, sen bilmiyor musun ben Huço ile wuço’nın anasıyım” diyor. (Huço benim, wuço ise kardeşim).

Çocukları Kürdistan davası için ölüme yolculuğa çıkan annem gibi onlarca anne tanıdım. Çocukları gerilla yada şehit olan on binlerce annenin aynı gururu ve onuru taşıdığının tanığıyım.

Peki niye bu gün bu utanca tanıklık ediyoruz? Mücadelenin gerilemesi, beslenen umutların çürümesi ile bunun bir bağlantısı yok mu? 

Bu olay, eylem yapan annelerden çok, Kürd siyaseti ve hatta Kürd toplumu için bur utanç değil mi? PKK’ye karşıtlık temelinde bu olayı politik malzeme yapanlar da tarihin lanetlileri değil de nedir? (Bir yumruk da Pkk’ye muhalefet edenlere çakıyor ki bu da örgüte selam çakma oluyor herhalde)

Ülkesi işgal ve talan edilen, katliam ve zindana mahkum edilen bir halkın onurlu ve cesur çocukları elbette olacaktır. HDP önünde oturan anneler, zulme ve zalime karşı savaşan çocuklarını mağdur ediyor, utandırıyor. (Haydaaaa… Sayın Turhallı Ağabey, madem buraya bağlayacaktın yukarda şu cümleyi niye kurdun: Şimdi sormak gerekiyor. Bir devlet tezgahı olsa bile bir anne on yıl önce dağa çıkmış çocuğu için neden HDP önünde oturuyor? Evet, hem bunu diyorsun hem yazdıklarını aşağıda yutuyorsun. Bu nasıl bir muhalefet etme anlayamadım? Hem HDP önünde oturan anneye hak verir gibi yazıyorsun, hem de bu annelerin “zulme ve zalime karşı savaşan çocuklarını mağdur ediyor, utandırıyor” diyorsun. Bir hukukçu olan Hüseyin Turhallı’nın bu gel gitli yazı tarzı neye delalet olabilir? Utangaç bir muhaliflik mi diyelim, yoksa zalimin zulmünün saldığı korku mu bunları yazdırıyor sayın Turhallı’ya? Ben korkmayı son derece insani bulurum, ayıplamam da. Ama bu, yazı yazan, kitlelere fikir beyan eden kişiler için bir tutarsızlığa sebep oluyorsa yazmamak yazmaktan daha evlâ değil midir?)

Annelerin çocuklarını utanç içinde bırakma hakları yoktur. HDP önünde oturan annelerin de…..

Aklı başında sözü dinlenen şahsiyet ve ailelerin desteği ile bu utanç durumuna biran önce son verilmelidir. (Ve final; şunu demeye getiriyor Turhallı: Ey hevaller, n’olur kızmayın, biraz size muhalefet ediyorum ama yine de dönüp dolaşıp en sonunda kalbinizi kazanacak cümleyle bağlıyorum, kızmıyorsunuz değil mi?)

Evet, sevgili Hüseyin Ağabey’in muhalefeti böyle bir muhalefet… Satır aralarına girip onun duygu dünyasını okumaya çalıştım.

 Hüseyin Turhallı yine aynı gün bir paylaşımda daha bulunuyor ve bu paylaşımında daha evvel yaptığını yapmıyor. Örgüte ve HDP’ye tek kelime etmiyor, bir önceki paylaşımını baştan aşağı revize ederek sadece şunu yazıyor:

“Hiçbir anne Kürdistan ülkesinin düşmanlarıyla savaşan gerillanın onuruyla oynama hakkına sahip değildir.

HDP’nin önündeki eylem ne hukuki nede vicdanidir.”

Sevigili Hüseyin Ağabey bana Mehter Takımı’nı anımsatıyor, iki ileri bir geri…

Hüseyin Turhallı başta da söylediğim gibi Kürt siyasetinin içinden geliyor ve benden çok daha deneyimli bir insan. Şayet böyle olmasaydı, Kürt siyasetine yabancı olsaydı kendisine şunları diyecektim:

Birincisi…

Sevgili Ağabey, diyelim ki bu anneleri devlet destekledi ve “çocuklarınızı bunlar dağa kaldırdı ve çocuklarınızı gidin onlardan isteyin” dedi. Bu kadınlar da gittiler HDP binasına ve oturdular kapının önüne.

Devletin bunlara destek çıktığını kabulümüz olsun. Pekii, soru şu: Bu annelerin çocuklarının hakikaten dağa çıkarıldığı bir yalan mı yoksa gerçek mi? Yalandır, bu kadınların çocuğu dağa kaldırılmamıştır diyen HDP’li var mı?

Yok.

HDP istese, bu kadınların, bu anaların çocuğu dağa kaldırılmamıştır diye açıklama yapabilir. Yapmıyor. Demek ki bu annelerin çocukları, büyük harflerle yazıyorum ÇOCUKları dağa kaldırılmış. Sen de bir babasın Hüseyin Ağabey, bir annenin canının parçasını istemesi neden bir ayıp veya suç olsun? Onlar daha çocuk ve çocukların savaştırılması bir suç. Sen hukukçusun, benden kat kat daha iyi bilirsin bunu. Burda devletin bu anaları desteklediğini söyleyebiliyorsun da, çocuk dağa kaldırmanın ve savaştırmanın suç olduğunu neden bize söylemiyorsun?

Aytekin Yılmaz geçenlerde şu cümleleri yazdı: “HDP’liler bu aileleri devlet gönderiyor diyor. Var sayalım ki öyle, bu asıl gerçeği değiştirmez ki. HDP daha önce maruz kaldığı, eleştirdiği tutumu sergiliyor. Devlet de eskiden Cumartesi annelerine diyordu, bunları örgüt gönderiyor diye. İki tutum da yanlış. Keşke bu anneleri kapı önünde bekletmeseler de, içeri alıp PKK’ye birlikte çağrı yapsalar. Anaların ahını alanlar iflah olmazlar. İnsanlar savaşarak, insan öldürerek ve ölerek hiçbir kazanım elde etmemelidirler, ölümlerden sonra özgürlük değil, mezarlık gelir.”

İkincisi…

Daha yakın zamanda Öcalan’a 8 insan, tam bir kurbanlık koyun gibi kurban edildi. İnsanlar ya intihara sürüklendi, ya açlık grevinde can verdi.

Neymiş, başkan Apo kimseyle görüştürülmüyormuş…

Bu sebepten insanlar Öcalan’a adak olarak adandı ve kurbanlar ölüme sürüklendi. Sonra da hazret “Tamam, gerek yok, yeterlidir bu kadar” diye lütfedip ses çıkardı ve ölümler o an için durdu. Büyüklük budur işte sevgili dostlar… Neyse…

Pekii, bu kürt analarının evlerinde hiç mi üniversite okuyan, felsefe, siyaset, tarih, sosyoloji kitapları karıştıran yok? Bunlar sormazlar mı kendi aralarında, bu nasıl bir örgüt ki lideri için gencecik bedenler toprağa düşerken, kendilerini yakarken, açlık grevinde ölürken kendisi 1 gün dahi olsa açlık grevine girmez?

Yani demem o ki, Kürtler bu pisi pisine ölümlere artık illallah demeyecekler mi? Hep böyle gelmiş böyle mi gitsin? Sırf bu yüzden de olsa anneler artık HDP ve PKK siyasetine kırmızı kart gösteriyor olamazlar mı?

Üçüncüsü…

Hendeklere yüzlerce Kürt genci resmen diri diri gömdürüldü ve bildiğim kadarıyla sen de bu Hendek denen garabete alkış tutmuştun Hüseyin Ağabey. Mesela bu da bir doyum noktası olamaz mı? “Yeteeeeer, yeter, yeter artık” deme vakti gelmiş olamaz mı? Analar o hendekten ötürü bu savaşa olan inançlarını kaybetmiş olamazlar mı? Kırılma noktası diyoruz ya, bu kırılma noktalarının en önemlisi olamaz mı?

“İnsan başı pırasa değil ki bir daha boy versin” diyen Mao’yu analar bilmez, ama bildikleri de var: Pkk sadece ve sadece bizden ölüme gidecek canlar istiyor. Kimi zaman önder dedikleri Dehak için ana babalardan can istiyor, kimi zaman da Hendek gibi zırvalıklar için…

İşte tam da bunun için insanlar artık HDP kapısına dikiliyor bence.

Acaba senin yukarda, “Şimdi sormak gerekiyor. Bir devlet tezgahı olsa bile bir anne on yıl önce dağa çıkmış çocuğu için neden HDP önünde oturuyor?” diye sorduğun sorunun cevabı bu yazmaya çalıştıklarım olabilir mi?

Senin dağda olduğun dönemde oğullarıyla kızlarıyla gurur duyanlar, bu akılsızca siyaset yüzünden oğullarının kızlarının kurbanlık koyun haline getirilişine itiraz ediyorlar artık Ağabey. Eskisi gibi değil anlayacağın.

Dünyada hiçbir şey sır olarak kalmıyor günümüzde. İnternet çağında hiçbir tarikatvari yapı kendini sonsuza dek gizleyemez. Ölümlerin, kurbanlık koyun gibi ölüme sürülenlerin hikayesi anneleri günün birinde isyan ettirecekti zaten. Bu, odur belkide…

Ve şu garabete bakın ki, Pkk’den kaçanlar, HDP kapısına gidip çocuklarını isteyen analara fırça atıyorlar. Adama demezler mi, “Be güzel kardeşim, “Hiçbir anne Kürdistan ülkesinin düşmanlarıyla savaşan gerillanın onuruyla oynama hakkına sahip değildir.

HDP’nin önündeki eylem ne hukuki nede vicdanidir.” demek sana mı düştü?

Evet Hüseyin Turhallı, D. Ali Küçük, siz kaçtınız, ayrıldınız, canınızı kurtardınız, çok da iyi ettiniz… Kesinlikle doğru olanı yaptınız. Apo’nun tarikatına mürit yazılmaktansa kaçmak en şerefli yoldur.

Pekii, evladını isteyen bu anlara ne hakla çatıyorsunuz?

Biraz ayıp olmuyor mu?

Yazar: Ulaş Boz

1975 yılında Dersim/Mazgirt'te doğdu. Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi/ Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Türkiye'de Ulusal televizyonlarda kameramanlık ve kısa bir süre de yönetmenlik yaptı. Eylül 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

Web sitesi: http://www.liberalsol.com

Tüm Yazıları
2 Yorum
  1. Cahide diyor

    Bu yazıda sorun nedir? İkide bir sayın, saygılı kelimeleri kulanmasıdır.

    Herşeyden önce kendine saygılı olmak gerekiyor. Hüseyin Turhallı gibi utanmadan, yüzü kızarmadan çelişkili safsatayı görüş olarak sunan birisine sayın demek kendine saygısızlıktır. Aptaların bile zekasına hakaret edercesine çelişkili yazıları yazanlara saygılı olmanızın kendinize saygısızlık olduğunu bilin.

    Düşüncelerini tutarlı bir şekilde sunma derdi olmayanın kendisine saygısı yoktur. Kendisine saygısı olmayana saygı göstermek içinde bulunduğumuz rezaletin devamlılığından başka ne işe yarıyor?

    İletişim nasıl olur? Mantık ve veriler ile birbirini ikna etmekle olur. Mantık ve verileri çöpe atan kişi ile ne iletişimi olabilir?

  2. Simko Engizek diyor

    Rast yazmış Mazgirtli-Ana yüreği kimseye benzemez.Zaten bu son yıllarda bu kadar kayıp vermemiz en büyük ihanet’dir. Kimler gitmedi ki???
    Bu Öcalan takımı TC’den 1000 kat Kürd ve Kürdistan düşmanı!!!
    Öcalan MİT taşeronu/gelmiş geçmiş Kürdistan tarihinde en büyük ihanet’i sergileyen Urfa Türk Bülbülü!!!
    Öcalan kendisinden başkasını sevmez-Stalin gibi Kızılkatil!!!
    HDP bir Kürdistan CHP’si-Alevi Kemalist Hareketi-Namuslu Kürdü hem dininden ve dilinden etme intikam taşeronu!!!
    Öcalan’ı tanıyan bilir-İblis İ Bitlis ve Cemile Çeto onun yanında Niştimanperwer!!!
    Canı cehenneme!!!Sülalesi cehenneme-Apocular cehenneme!!!
    PKK hareketi ve Partisi bir Kürdistan Partisidir!!!
    Apoculuk ise Anitkabır Dümeni!!!

    Münafık göbekli Welat haini İmralı adasında 1999’den beri keyif çalıyor-dalga geçiyor Kürd halkı ile!!!

    Sakine Ana onun yüzünden katledildi-nice sayısız Kürdistan Devrimciler gibi!!!

    Silav u rez

    Brazi u Rehevalo Şexo Dirlik u Ape Hus

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

4 × five =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla