Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Diyarbakır Cezaevi 14 Temmuz

Mehmet Selim Cürükkaya

11 Temmuz 2016 · 

Yargılayanlar Yargılandılar! 1

Ahmet Yavuz / Karanlık bir ortamı aydınlığa çevirmek,umudun tükendiği yerde umut olmak, vahsi ve dizginlerinden boşanmış faşizmin sınırsız tüm uygulamalarını yerle bir etmek, kısacası ruh olup ölü bedenlere can vermek, 14 Temmuz 1982 ölüm orucu direnişinin adı ve manifestosu oluyor.
Böylesi bir eyleme götüren yol nasıl döşendi?

Faşist uygulamalar nasıl hayata geçirildi ve neyi hedefliyordu?

Teorik olarak bazı değerlendirmeler yapmak ve belli sonuçlara ulaşmak için o sürecin içinde olmak ve günü gününe yaşananların tanığı ve işkencelerin-vahşi uygulamaların üzerinde denendiği bir tutsak beden olmak; yapılacak degerlendirmelerin daha başka ve objektif olacağı kesindir.

12 Eylül 1980 deki Askeri-Fasist darbenin tek hedefi, toplumsal gelişim dinamikleri, ilerici-devrimci çıkışları darbeleyip yok etmek, gerici-statukocu sistemi çıplak zora dayalı olarak yeniden onarma ve bunun içinde tüm insanlık dışı uygulamaları reva görme olmuştur.

Baskı ve işkencelerle, yaptığı katliamlarla dışarda toplumsal muhalefeti bastırmış düzeni faşizan uygulamalarla sağlamıştı. Fasizme karrşı mücadelenin durmadığı, susturulamayan, sistemin korkulu rüyasi tek alan cezaevleri-zindanlar kalmıştı.

Artık asıl hedef bu alan olmuştur.

Buraları umut olmaktan çıkarmak, özgürlük tutsaklarını insanlığa ve bağlı oldukları değerlere karşı suç işleyen kişiliksiz , ucube tipler haline getirmek için akıllara durgunluk veren işkence metodlarını hayata geçirdi ve sonuç almak için süreklilik kazandırdı.

Tutsakları teslim alma ve davalarına ihanet etmelerini sağlama TC.nin biricik cezaevleri-zindan politikası idi.

Özgürlük tutsaklarının da, çıplak bedenlerini bütün bunlara karşı siper etmekten ve bıçak kemiğe dayandığında hayatlarını ortaya koymaktan başka seçenekleri yoktu , başka seçenek bırakılmamıştı.

İşte bütün yönleriyle D. Bakır zindanı, başlı başına bir vahşet-insanlık dışı saldırıların sahası oldu. Pilot bir alan olarak seçilmisti.

Ve bunlara karşı, etki gücüne göre irili-ufaklı ve bir biçimiyle kesintisiz süren bir mücadele, sönmeyen direniş ocağı oldu.

Zindandaki her uygulama ve buna karşı duruş, süregelen sömürgeci-faşist uygulamaların,tarihsel olarak kısa bir zaman dilimiyle sınırlı olmadığını anlamak açısından da başlı başına bir inceleme konusudur.

D.Bakir zindanında hayata geçirilen politika, hiçbir zaman Sömürgeci TC. nin Kürdistanda uyguladığı politikalardan ayrı ve bağımsız değildir.

Kürdistanda uzun-tarihsel bir zaman dilimini kapsayan ve daha geniş bir sahaya yayılan baskı,terör, iskence ve katliamlar;t utsak bedenler üzerinde, kısa bir zaman dilimine sığdırılarak, en yoğunlaştırılmış haliyle acımasızca uygulandı.

İskenceler altında yüzlerce insan sakat bırakıldı, akli dengesini yitirdi, psikolojik yapıları alt-üst oldu, kronik ve bulaşıcı hastalıklara yakalandı, onlarcasiıkatledildi..

Onlarca yiğit özgürlük tutsağı gerçeklestirdikleri eylemlerde hayatlarını feda ettiler…

D.Bakir zindanında onlarca insanın iskencelerle vahşice katledilmesi, yasal olmayan yollarla idam-infaz mekanizmasının nasıl çalıştırıldığının en bariz örneğidir.

Zira D.Bakir zindanında mahkemeler tarafından idama mahkum edilenlerin yasal olarak idam edilmeleri, fasizmin işine gelmeyecekti.

Idam edileceklerin şahsında, yeni yeni modern bir çehre ve ivme kazanan Kürdistan ulusal ve özgürlük mücadelesinin kamuoyunun gündemine girmesi ve kitleleri etkilemesi kesindi.

TC. bunu istemiyor, tersine onların şahsında bir daha dirilmemek üzere Kürdistan davasını bitirmek, yok etmek istiyordu.

Tutsakları idam ederek onların kahramanlıklarını tescil etmek değil, itiraflaçılaştırıp, halkin umut bağladıklarını aşağlayarak toplumun gözünde değerden düşürmek istiyordu.

Ancak bu şekilde sistemine taze kan verebilirdi. Idam yerine hunharca katletmeyi ve hayatın her alanını vahşi işkencelerle doldurmayı esas aldı.


Yasadığım/ binlerce tutsağın yasadığı canlı pratik süreçten çıkarılması gereken sonuç faşist uygulamalarla sömürgeci fasizmin hedefine ulaşmak için üç aşamalı bir planı önüne koymuş olduğudur.

Bu durumu şöyle sıralamak mümkündür; Yarattigi bu cehnnemi ortamda tutsakları itirafçılaştırıp, ajanlastırarak birer insanlık düşmanı, iskenceci haline getirip toplumun içine salmak.. Bütün bunlar,yapılan uygulamalarla zamanla ulaşılan sonuçlar olmustur, yoksa basta bunu anlayacak ne kapasite ve nede bir zindan direniş mirası vardi. Zindandaki bu imha politikasından sonuç alınması için, faşist rejimin ilgili tüm kurumları organik olarak en tepe noktasından MGK`ye bağlı kolordu komutanlığı askeri mahkemeler, zindanın iskenceci yönetimi ve cellatları koordineli bir calışmayi esas almışlardı.
…..

Her tutsak icin sistemli iskencelerin bir baslangic ani vardir.Benim icin sistemli iskencelerin baslangici,yillarca ayni zindanda olmamiza ragmen,birbirini rahatlikla görme,yanyana gelme,konusma imkanin ortadan kalktigi babamin yanindan iskencelere alinip 35.kogus hücrelerine götürüldügüm andir..

Daha önceki iskenceler bu baslangicin hazirlayicisi durumunda idi.Ocak 1981 in basinda babam ve abilerimle beraber kaldigimiz kogusa baskin düzenlendi.Herkes iskencelere alindi.Bende falakaya alindim.Falaka altinda ayak tabanlarima joplar inerken,gayri ihtiyari cigliklar atiyordum.Birden gözlerim babama ilisti.Basi egik bicimde,birsey yapamamanin ezikligiyle dökülen gözyaslarini gördüm.Ve daha sonra onun iskence-falaka altindaki cigliklarina kulaklarimi kapattim,O cigliklar halen kulaklarimda yankilanmaktadir.Bu durum,unutamayacagim en aci hatiralarimin ilk mahsum halkasi oldu.Bu halkaya yeni halkalar eklenerek,birbirinden kopmaz yasamimin zinciri oldu.Her tutsagin sayisiz aci hatiralari ve kendisiyle mezara götürecek silinmez iskence izleri vardir..

Baş cellat Esat Oktay Yildiranin ve iskenceci ekibinin göreve basladigi subat 1981 de,iskenceler vahset boyutunda sürdürüldü.Bu iskenceci ekip,tam bir cellatlar ve fasizmin her türlü özelligine sahip,egitimli,iskence yaptikca sahlanan ve zevk duyan sadist-psikopatlar çetesiydi. 35.kogus hücrelerine geldigi günü,dün gibi hatirliyorum.Bir komando birligi sirtlarinda cantalari,tempolu bir yürüyüsle,”komandoyuz biz,komandoyu biz,yüce daglar asariz…”marsiyla birinci kat hücrelerinden dörtüncü kat hücrelerine kadar yürüdüler ve arkasindan hizla o iri cüseleriyle kosarak,hücre bölümünden ciktilar.Ayni anda bir tutsak iskenceye alinmis haykirislari hücre duvarlarindan yankilaniyor,ayni sekilde yüksek sesle Esat Oktay Yildiran bize nutuk atiyordu.Cok korkunc bir atmosfer yaratilmisti.”Ya tüm kurallari ve dediklerimi yaparsiniz,ya da sonuclarina katlanirsiniz,yarina kadar düsünün..”seklinde sözlerini bagladi.Ertesi gün baslayan sinirsiz iskenceler,karanlik dönemin önemli bir dönemeci oluyordu.

Hücresinde alınıp, iskence yapilan her tutsaga sorulan ilk soru,”Türk müsün,Kürt müsün?” olmuştur.”Türküm” diyene kadar iskenceler devam ediyor,kurallara uymanin ilk basamagi oluyordu.Ondan sonra,istiklal marsini,andimizi,yemek duasi okutma,50 ye yakin askeri mars ezberletme ve arkasi kesilmeyen kurallara,tirmandirilan vahsi iskenceler eslik ediyordu.Bir an icin iskencelerden kurtulmak pahasina taviz verildikce,iskenceler dahada tırmandırılıyordu.

Zamanla anlasildik ki,kurallara uymak icin iskenceler yapilmiyor,davalarina ihanet etmek icin yapılıyordu.

Iskencelerin dorukta oldugu dönemde M.Hayri Durmus,”Arkadaslar,Kürdistan Vietnamlasiyor,bu insan cigliklarini unutmayin,”diye seslenecekti.O ortamada dahi Öncülerimiz basta M.Hayri Durmus ve Kemal Pir olmak üzere gelistirdikleri sohbet ve ilgileriyle sicak bir ortam yaratiyor,motive ediyorlardi. Böylece, vucut acilarimizi ve karanlik hücrelerin dibinde oldugumuzu unutuyorduk.Aksamlari gidisat üzerine yapilan tartismalari pür dikkat dinliyorduk,tartismalari baglayan M.Hayri Durmus olurdu.Itiraz oldugunda Kemal veya Mazlum abimiz araya giriyor,”Doktor,(Hayriye doktor diye hitap edilirdi) diyorsa tamamdir,bir bildigi var,”deyip bağlarlardı..

… M.Hayri Durmus ve Kemal Piri, ben cocuk denilecek yasta iken tanıyordum.

Sık sık Hilvana gelirlerdi.

Bazen uzun zaman kaldiklarida oluyordu.Evimiz onlarin temel ugrak yeri idi.M.Hayri Durmuş’un, Hilvan mücadelesinin kitleselleşmesinde, örgütsel yapinin ilkeler dogrultusunda oturtulmasinda ve cetelere karsi verilen mücadelenin zaferle noktalanmasinda belirleyici emegi vardır.

Hilvan’ı neredeyse aile aile ve neredeyse tüm fertlerine kadar tanırdı.

Bir mahaleden bir mahalleye veya bir evden bir eve giderken, yolu karıştırmaması için defalarca beni yanina aliyordu.

Yanında yürümekle ne kadar heycanli ve gururlu oldugumu anlatamam.

Bazen sokak köselerinden,diger sokaklari kontrol etmek icin,aniden hizla kosar,baktiktan sonra hizla tekrar geri gelerek,”birsey yok abi” dedigimde,”Yavas Ahmi,kosma birsey yok” derdi.

Bana ismimin kisaltilmis haliyle “Ahmi” derdi.

Zindanda 1980 in sonuna kadar bulundugu kogusta kalım.

Onun disinda Mazlum Doganda o kogusta idi.Yakalandiginda kisa süreligine Kemal Pir de orada kaldi.Yemekte Hayri abinin masasnda,onun karsisinda oturuyordum.O yasimda sogan yiyemiyordum.

Bana,”Ahmi sogan yemegi ögren,sonra birakmazsin,bak benim gibi mesala.”deyip ,tesvik ederdi.

O zamanlar fasizmin saldirilar tam baslamadigindan,kismi bir rahatlik vardı.

Bazen arkadaslar kantin listesini yazdıklarında ,Hayri abiye birsey isteyip-istemedigini sorarlardı.

O da ya “hayir” yada “bir kilo sogan istiyorum” deyip gülerdi.

Giydiğim bir salvarim vardı.

“Ahmi bu şalvarı hiç indirme,” derdi.

Bende hep onu giyiyordum.O salvarla top veye valeybol oynadigimda,o salvarli halim cok hosuna gitmis olacak ki, bakıp gülerdi.

Akasmları salvarla yatıyordum.

Bir seferinde gülerek,”Ahmi kendini Hilvanda mi zannediyorsun, nöbete kalkacagini düsünüyorsunda onun icin mi salvarla yatıyorsun?

Bak diğer bölgelerde gelenler pijamayla yatiyorlar,” diyrek takılıyordu….

Bir gün havalandirmadan kogusa gittiğimde ,bir yatagin üzerinde M.Hayri Durmus ile Mazlum Doganin,kogusa yeni gelen birisiyle konustuklarini farkettim.

Gözlerime inanamadim.

Sanki bir rüya gibi.

Saclari uzamis bu abiyi hemen tanıdım.

Kemal Pir idi.

Bir an olsun donakaldım.

“Kesin bizi buradan kurtarmak icin kacirmaya gelmis,” şeklinde düsündüm.

O anki halimle havalandirmaya geri dönerek ,havalandirma duvarlarinin üzerinde ip olup olmadigina baktim.”Yakalanmis olamazdi,yakalanmis olsaydi onun da sacini keserlerdi,”seklinde kendimi ikna etmeye çalıştım

Eylemleriyle cezaevlerinde kaçışlarıyla efsanelesen bu komutanımızın da yakalandığına o çocuksu, sade düsüncelerimle nasıl kendimi ikna edebilirdim ki?

Ama gercek farkıydı.

O da tutsak düşmüştü.

Devam edecek

Yazar: Vengma

Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Tüm Yazıları

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

14 + two =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla