Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

Dağdan Ayrı Düşmek


Elbette dağların Kürt yaşamı üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri var; amacım tarihi süreçlerle birlikte bu etkileri anlatmak değil.
Öncelikle ele almak istediğim konu, siyaseten dağların Kürt yaşamı üzerindeki etkileri ve bunun yaşama yansımasının bir boyutunu ele almak.
Yarım asırdan beri dağ ve silah Kürt toplumunu en temel gündemi haline geldi. Dağ, Kürtlerin yaşadığı sorunların tek çözüm adresi olarak ele alındı ve böyle yaklaşıldı, kabul gördü. Dağa çıkmak ve bu kavramın yüklendiği anlam toplum tarafından önemsendi, hatta kutsandı. Bu kutsama Kürt dili ve edebiyatını da belirli oranda etkiledi. Son yarım asırda şiir, hikaye vb edebiyat ürünlerinin en temel konusu dağ yaşamı oldu, özellikle Kürt müziğinin vaz geçilmez teması haline geldi.
Siyaset kurumu da bu kavramlar üzerinde var oldu. Sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunların çözüm adresi olan siyaset kurumu, dağın gölgesinde, çoğu zaman hükmünde kaldı, dağa çıkışları öven,dağı tek adres olarak gösteren bir tutum içine girdi ve bu bağlamda siyaset yaptı.
Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı coğrafyalarda genç kuşaklar bu atmosfer içinde doğdu , büyüdü ve son soluğu dağlarda aldı. Pek çok Kürt Köyünde, Kasabasında genç kalmadı.
Bu çıkışlar toplumun her kesimi tarafından onaylandı ve kabul gördü; sadece pkk ‘ye yakın çevrelerin değil, pkk’den uzak hatta bu yapıyla ciddi sorunlar yaşayan siyasi çevreler bile bu bağlamda siyasi faaliyet yürüterek aslında dağın hükmünde, gölgesinde kaldılar. STK’ler, Aydın ve Entelektüel çevreler, Medya kurum kuruluşları da aynı bağlamda mesele yaklaşmış, ölüme, şiddete gönül vermiş ve kabul etmiştir.
Dağ, ifade edilen bu çevrelerde büyülü bir dünya yarattı.
Ancak bu zaman zarfında dağa çıkışlar olduğu gibi dağdan ayrı düşenlerde oldu. Bu ayrı düşmenin farklı farklı sebebleri olsa da zamanla dağdan ayrı düşenlerin oranı dikkate değer bir noktaya ulaştı. Onlarca yıl konuşulmayan, tartışılmayan pek çok şey konuşulur tartışılır bir hale geldi.
Silah ve dağ kavramlarının toplum hayatına girdiği ilk zamanlarda , dağdan ayrı düşenler bir sır, hem de büyük bir günah, gibi saklanmış olsa da zamanla bu konu da farklı bir sorun olarak ortaya çıktı. Ancak esas olan buna yaklaşım sorunu oldu. Herkes konuştu, bilen bilmeyen konuştu, birbirlerine tam tezat oluşumlar bile bu konuda aynı tutum ve davranış içine girdiler.
Bunlardan birkaçına değinmek gerekirse :
Dağcı yaklaşım, buna göre dağdan ayrı düşmek, ajanlık, hainlik ve düşkünlüktür.
Devletçi algı, aslında dağcı algıdan çok da farklı değil, ak pak yurttaşlar vatan kelimesinin sonuna hain kavramını getirir bir ömür dağdan ayrı düşenler vatan haini olarak ele alınır.
Siyasi algı, algıların en berbatı,
Kraldan daha kralcı, şiddetin hükmü altında el pençe divan ama dağdan ayrı düşenin karşısında birer aslan kesilir, Brütüs misali ellerinde hançer saplayacak sırt ararlar.
Hukukçu algı, dağdan ayrı düşenin davasına bakmaz ölüm sarhoşluğu içinde ne kadar dağ =dava=para üçkeninde varlık gösterirler.
Toplumsal algı, güdümlü bir ve güç odakları arasında ezilmiş en haklı olduğu noktalarda bile sus pus olmuş ve hakim temayüllere göre tutum belirlemiştir.
Bu anlamda toplumsal algı çıkar odaklarının tacizine uğramış hak ile batıl aynı kefeye konmuş ve ezberden dağdan ayrı düşenleri komple bir görmüş öyle yaklaşmıştır.
Dağdan ayrı düşenler, dağcıların, devletçilerin, marjinal ve elit siyasal kimliklerin, çözüm üretmekten uzak aydınların
günah keçisi olarak ele alındılar.
Bu yaklaşımın devrimcilikle, yurtseverlikle, ilericilikle pek bir alakası yok, olsaydı eğer , her geçen gün dağdan ayrı düşme sebebleri sorgulanır ve bu konuda çözüm arayışları olurdu.
Ancak bütün bunlardan bağımsız olarak dağdan ayrı düşenler, kendilerini nasıl ele alıyor?
Onlar kendilerini tutunamayan, sığınamayan veya ötekiler olarak mı ele alıyor ya da bazı gazetecilerin ifade ettiği gibi birer savaş kaçkını olarak mı kendilerini görüyor, böyle yaklaşıyor ve akılları ruhları ezik olarak mı yaşıyorlar, örgütlerin, devletlerin ya da kendilerinde konuşma hakkı bulanların beyan ettiği gibi , halkına, örgütüne ihanet etmiş birer unsur olarak mı kendilerini görüyor ve her türlü çılgınlığı yapabilecek bir ruh halinde mi tutuyorlar kendilerini, dağdan ayrı düştükleri için yaşamayı anlamsız gören bu anlamda sıradan kalıplar içinde boğulan bir duruşu mu esas alıyorlar?
Nasıl yaşıyorlar, nerelerde yaşıyorlar, sosyal siyasal kültürel ve ekonomik olarak üretimleri var mı?
Onlar için esasta yanlış olan dağın ideolojik politik duruşu mu, yoksa yaşama damgasını vuran yönetim anlayış ve uslubu mu ya da örgütten kopmuş birer örgüt mensubu olarak mı kendilerini algılıyor?
Bu soruların tam olarak cevabını vermek o kadar kolay değil, çünkü yıllardır hala suskun ve içe dönük küçümsenmeyecek bir topluluk var.
Devletin, devletçilerin ve de örgüt ve örgütçülerin tutumlarını anlamak olası ; çünkü dağa her çıkış ve dağdan her ayrılış devlet ve örgütlerin en canlı gerçekliliğini ifade eder.
Ancak konuya ilişkin kendilerinde söz ve karar hakkı görenlerin, sosyal, siyasal perspektiflerini dönüştürme ihtiyacı var. Bu dönüşüm Yurt sevgisi bağlamında temel hak ve özgürlükler bağlamında ele alınmalı, aksi yaklaşım insanları devlet ve örgütlerin derin çukurlarına itmekten öteye varmaz.
Kuşkusuz hiçbir gerekçe mazlum bir halkın canına, malına, namusuna el uzatmayı haklı çıkarmaz ; ancak hiçbir ideolojik politik perspektif de insanların yaşamı üzerinde tahakküm kurma, zor olan hayatları zora sokma hakkına da sahip değildir. Hangi siyasal perspektif insan yaşamını unutma ve unutturma hakkına sahip olabilir?
Dağdan ayrı düşenler, her insan gibi hayata dahil olma, bu bağlamda sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik üretimde bulunma hak ve hukukuna sahiptir.
Dağdan ayrı düşenler, bir ulusun varlığı ve geleceği ile oynamadılar, hendek siyasetiyle bir ulusun umudunu gömmediler, Kerkük faciası ve hezimetiyle tarihi bir ihanete yol vermediler varsa bir kusurları ölmemişler ve tüm zorluklara rağmen yeniden var olma mücadelesi vermişler.
Öyleyse toplum olarak, okuyan, araştıran bilen olarak yeniden bu konuya yönelik yaklaşımlar ele alınmalı ve çözüm odaklı düşünülmeli.
Geçmişin gelenekleriyle vedalaşma zamanı geldi geçiyor bile.

NOT:Önerimdir, Kürt çocukları ” Dağlara gel, dağlara.”Türküsünü dinlemesinler.

Yazar: Vera Koyi

1961 yılında Kars'ta Doğdu. İstanbul'da Dil ve edebiyat Fakültesinden mezun oldu.

Tüm Yazıları

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

one × one =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla