Vengma, hiç bir partinin borazanı değildir. Hiç bir partinin düşmanı da değidir. Kürt partilerinin doğru politikalarını destekler, yanlış politikalarını eleştirerek yol göstermeye çalışır.

24 Yıl Önce Bu Gün Firar Etmiştim

Selim Çürükkaya/ Bundan tam olarak 24 yıl önce, yani 5 Temmuz  1993 şafağında ben, Beyrut’un Bar Elias Kasabasında tutulduğum hapishaneden kaçmayı başardım. Üzerimde bir pantolon, bir gömlek, temmuz sıcağında ayaklarımda bir bot vardı.

Cebimde mini bir telefon tefteri, 500 Suriye lirası, 50 Alman markı bulunuyordu.

Beni tutuklayıp dört ay boyunca,  Bar Elias’taki PKK nin hapishanesine atan Abdullah Öcalan’dı.
Ben (1980-1991) PKK Yöneticisi olmaktan dolayı on bir yıl Türkiye ve Kuzey Kurdistan cezaevlerinde yattıktan sonra tahliye olmuş, 1991 yaz aylarında Bekaa vadisindeki PKK kampına  gitmiştim. Burada Öcalan, PKK içinde inşaa ettiği diktatörlüğü fark etiğimi, fark etmişti.

Sekiz ay boyunca, bana kendisinin diktatör olmadığını, bütün PKK lilerin; işe yaramaz, düşkün, kaçkın, korkak, beceriksiz olduğunu, kendisinin mecburiyet karşısında bütün işlere koşuştuğunu anlatmış, bunlara rağmen beni inandıramamış, ona olan bütün inançlarımı yerle bir etmişti.

O, beni tasfiye etmek için, ben ise, PKK yi demokratikleştirmek amacıyla Avrupa çalışmalarına geldim.  Avrupa’da üç ana proje üzerinde çalıştım. Birincisi, Öcalan’ın tekelinde olan, sadece onun yazılarını onun adıyla, başka kişilerin yazılarını takma isimlerle yayınlayan, bir basın vardı. Bu basında reformlar yapmaya çalıştım. Gazetelerin kapısını Kürt aydınlarına açtım.”Herkes kendi imzası ile yazsın ve sansür olmayacaktır” dedim. Gazetelerin siyah beyaz olan görüntülerine son verdim. Mizanpajlarını ve içeriklerini değiştirdim.

İkinci projem, bir Kürt televizyonu kurmak oldu. Kürt halkının dertlerini, yaşadığı trajediyi dünyaya anlatmak benim için çok, ama çok önemliydi, yıllarca cezaevlerinde yaşamıştım, basının önemini biliyordum, bu konuda büyük çabalar içine girmiştik. Dünya kamuoyuna Kürt halkının sesini ulaştırmak için pek çok yola baş vurmuştuk. Avrupa’ da bir Kürt televizyonunu kurmak amacıyla PKK Merkez komitesinin toplantı gündemine getirmeye çalıştım, kafaların müsait olmadığını görünce, önce Öcalan’ı ikna etmenin önemli olduğunu gördüm.

Bir telefon konuşmasıyla ikna ettim. Benim amacım demokratik ve tarafsız bir Kürt televizyonunu kurmak, Kürdistan da olan biten herşeyi objektif olarak kamuoyuna sunmaktı. Bunun çalışmalarını yaptım, projesini bir Kürt profesörüne yazdırdım. Öcalan ve adamları, televizyonun kurulabileceğine inanınca, sadece Öcalan’ın propağandasını yapacak bir televiz arayışına girdiler.

Üçüncü projem, bir Kürdistan Ulusal Meclisini kurmaktı. Bekaa’ da yaptığımız tartışmada Öcalan’ da bir meclisin kurulmasını istiyordu. Çünkü KDP ile YNK de Güney Kurdistanda yerel bir meclis oluşturmuştu.

Öcalan ise kendi denetiminde bir meclis oluşturma peşindeydi. Benim projem ise çok farklıydı. Avrupa’da bu projemi daha da somutlaştırdım. Öcalan, PKK kurumlarından seçilerek gelecek, bir koordinatörünün güdümünde kendisine bağlı olacak bir meclis yaratmaya çalışıyordu.

Ben ise 25 yaşını bitirmiş her Kürdistanlının aday olabileceği, 18 yaşını doldurmuş her Kürdün oy kullanabileceği bir seçim sistemiyle meclis üyelerinin seçilmesi gerektiğini, kanaat önderleri, Hadep milletvekilleri, belediye başkanları, sendika başkanlarınında bunlara eklenmesini istiyordum.

Bu görüşü örgüte kabul ettirdim. Avrupa da yapılan seçimde benim dışımda PKK örgütünün üyesi olan sadece üç kişi seçilebildi. Bunun akabinde Öcalan, biz dört kişiden birisinin koordinatör seçilmesini, Koardinatörün kendisine bağlı olmasını, üç kişinin ise bir komite gibi koordinatöre bağlı çalışmasını ve bu komitenin meclisi yönetmesi gerektiğini söylemeye başladı.

Ben bu duruma karşı açıkça tavır koydum. Böyle bir yapının Kürdistan Ulusal Meclisi olamayacağını, PKK ye bağlı bir yapı olacağını, rolünü oynayamayacağını söyledim.

Bütün Kuzeyli Kürt örgütlerini Meclisin çatısı altında toplamamız , Güney Kürdistan’da kurulmuş Meclis ile ortak diplomatik çalışmalar yapmamızın daha doğru olacağını ileri sürdüm. Öcalan’ın Meclisin başına geçirmeye çalıştığı komite ve koordiantör sistemini red ettim.  Koordinatör seçtirtmedim. Diğer milletvekillerine konuyu açarak onların desteklerini aldım. Ardından Abdullah Öcalan’ı da ikna ederek diğer Kürt örgütlerini Kürdistan ulusal meclisine dahil etme çalışmalarını başlattım.

Bu ara Öcalan’ın Türkiye’ deki Kürdistan Ulusal Meclis çalışmalarını aksattığını, Türk parlementosundaki Kürt milletvekillerine; “siz yerinizde durun” dediğini duydum. Bu tavıra karşı, kuracağımız ulusal Meclisin dünya kamuoyuna tanıtılması gerektiğini düşündüm.  Bürüksel’de üslenerek, dil bilen tercümanlardan bir büro oluşturduk, Avrupa ülkelerinin ABD ve Rusya’nın büyük elçilerinden, Avrupa Parlementosu başkanından randavü alarak,  Kürdistan Ulusal Meclisinin kurulacağına dair görüşmeler yaptık.

Kürdistan Ulusal Meclsi heyetlerini Avrupa Parlementosu Başkanı, Belçika Dışişleri Bakanı, Hollanda parlementosunu oluşturan Partiler kabul edince, Abdullah Öcalan’ı yöneten Suriye ve Türkiye istihbarat yetkilileri kırmızı düğmeye bastı. Biz Kürdistan Ulusal Meclisine seçilen 15 Kişi alelacele  Şam’ a çağrıldık.

Bir hafta içinde Şam’a varmıştık.
Mart 1993 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Özal’ ın gönderdiği Kürt Celal Talabani, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat ile görüştükten hemen sonra, Öcalan ileŞam’da bir odada görüştü, Celal Talabani bizimle vedalaşıp gidince, Öcalan’ın Bu Ulusal Meclisle ilgili: “kimse tek kelime konuşmasın, çok tehlikeli!” demesiyle, Ulusal Meclis’in akibeti belli oldu.

Bir hafta sonra ben tutuklanarak hapise konuldum. 136 Ulusal Meclis üyesi, Güney Kürdistan dağlarına götürüldü. Orada korkutuldu, açlığa, terk edildi, başlarına bombalar yağdırıldı, Meclis onlara fesh ettirildi, bir kısmı jiteme yem edildi, bir kısmı hapishanelere atıldı,  bir kısmı cephe çalışmalarına alındı, geri kalanı hayatlarını zor bela kurtarark Avrupa’ya gelerek mülteci oldu.

Ben ise Barelias’taki bir zindanda soruşturmaya alındım.
– Ulusal Meclis ile Başkanı (Öcalan)  nasıl karşı karşıya getirecektin?
-Gazetelere neden “Ulusla Meclisin üzerinde hiç bir kişi ve kurum olmayacak” diye demeçler  verdin?
– Amerika, Rusya ve Avrupa Konsoloslarıyla hangi amaçlarla görüştünüz?
– Bir Kürt televizyonunu neden kuracaktın?

Bu soruları bana soranlar ve beni yargılaranlar, benim arkadaşlarım olarak biliniyorlardı bilmeyenler  tarafından, ama ben, benim arkaşlarımın, benim arkadaşlarım olmadığını bilmiştim. Hapishanelerinden firar etmemin nedeni buydu, gerisini Apo’nun ayetlerinde yazdım. Merak edenler bu linki tıklayıp okuyabilirler:

http://www.madiya.net/index.php?option=com_content&view=article&id=238%3Aaponun-ayetleri&catid=43%3Aaratrma-nceleme&Itemid=1

Resim: Aponun Ayetleri’ nin soranice kapak

Yazar: Selim Çürükkaya

1954 te Bingöl' de doğdu. Öğretmen okulundan mezun oldu. Siyasi nedenlerle on bir yıl hapis yattı. Gazeteci ve yazar. Yayınlanmış 10 adet Kitabı var. Siyasi mülteci olarak Almanya'da yaşıyor.

Yazara mesaj göndermek için burayı tıklayın: selimcurukkaya@hotmail.de

Tüm Yazıları

Yorum Yazın

E-posta hesabınızı yayınlanmıyoruz

14 − 7 =

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerezler kullanıyoruz. Sorun yok, rahat olun. Size özel herhangi bir bilgiyi yayınlamıyor ya da paylaşmıyoruz. Anladım Daha Fazla