Take a fresh look at your lifestyle.

III.Bölüm: “Neler yapıldığını ben gördüm ama onlar yaşadı”

910

Cevheri Güven / Ahmet Gün, Türkiye’nin yakın dönemdeki en kanlı sürecine içeriden tanıklık etmiş Özel Harekâtçı bir polis. Tarihe “Hendek Süreci” olarak geçen; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış.

Cizre bodrumları, Nusaybin’deki işkenceler ve Derik Operasyonu dahil tarihe geçecek çok önemli hatıralarını anlatti.

Gün yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünde; devletin Çözüm Süreci’ni bir fişleme dönemine dönüştürmesini, ağır insan hakları ihlalleri sonrası özel harekâtçıların kendi aralarındaki konuşmaları, Hendek Süreci sonrası Kürt ev sahibiyle yaşadığı diyalogları, mayına basarak yaralanmasını, yaralı halde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihracını, tutuklanmasını ve mülteciliğe giden günlerde yaşadıklarını anlattı.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Ahmet Gün, hendeklerin kazıldığı günlerde halkın henüz evlerinde olduğunu ve 155’e gelen ihbarlara işlem yapılmadığını belirtiyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE HALK FİŞLENDİ

Fethullah Gülen’in fikirlerinden genç yaşlardan beri etkilendiğini söyleyen Ahmet Gün’e göre, devlet nasıl sessiz sedasız tüm cemaat mensuplarını yıllar içinde fişleyip, bir gecede hepsini tasfiye ettiyse, benzeri Kürt Hareketi için Çözüm Süreci’nde oldu.

Sürecin verdiği rahatlıkla PKK’ya yakınlık gösteren, bu yönde açıklamalar yapan, en azından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) içinde daha fazla bulunan isimler, şu an o dönemki fişlemeler üzerinden kitleler halinde operasyona maruz kalıyor.

Sözkonusu dönemde Abdullah Öcalan’a yönelik övücü sözler söyleyenler Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) mensup ise herhangi bir soruşturma yapılmıyor:

“2013’te Çözüm Süreci’nin noktalanmaya geldiği aşamalarda Batman’a tayin oldum. Lojman çıkmamıştı dışarıdan ev tuttum. Birimimi söylemedim ama mesleğimi söyledim ev sahibine. Kürt ve Anadolu’nun yaşı başı yerinde insanlarındandı. Muhabbetimiz de güzeldi. Sonra işler bozuldu 6-7 Ekim olayları, Kobani olayları patlak verdi. Çözüm Süreci baltalandı.

Sokaklara mevziler inşa edilirken de polise müdahale etmeme emri verildiği iddia ediliyor.

EV SAHİBİNİN SÖYLEDİĞİ O CÜMLE

Ev sahibi benden uzaklaşmaya başladı. Bir gün çayımı içmeye geldi. Evi boşaltmamı istedi. Dedi ki, ‘mahalle baskısı var üzerimde, herkes senin mesleğini biliyor, niye evimi kiraya verdiğimi sorguluyorlar’. Çözüm Süreci bittikten sonra yaşananları gerekçe gösterdi. Olayların nereden nereye geldiğine bakın.

Önce devlet sahadan çekilerek, sahada tek otorite olarak örgüt bırakıldı. Çözüm süreci boyunca özellikle kırsal kesimde, devlet sahadan çekildiği için Halka bir adres gösterilmişti tek otorite vardı arazide o da örgüttü. İnsanlar örgütle açık ilişkiye geçtiler. En azından HDP’nin içinde çok göründüler, etkinliklerine katıldılar.

İnsanlar bu süreçte adeta devlet tarafından fişlendi. Sonra Çözüm Süreci’nde insanların örgütle girdikleri ilişkiler nedeniyle Çözüm Süreci’nde yaptıkları nedeniyle cezalandırmaya geçti devlet.”

“DEVLET YALANCI GÜVEN AŞILADI”

Ahmet Gün’ün sözlerini teyit eden gelişmeler Selahattin Demirtaş dahil pek çok Kürt siyasetçi ve sıradan vatandaşlar için geçerli.

HDP’li siyasetçiler için Öcalan’ın Diyarbakır Meydanı’nda okuttuğu mektup ve o dönem yaptıkları açıklamalar tutuklama hatta mahkumiyet nedenine dönüştürüldü. Pek çok Kürt vatandaş ise o dönemin rahatlığıyla yaptıkları sosyal medya mesajları delil gösterilerek tutuklandılar.

Gün’e göre bu yalancı bir güvendi: “İnsanlar savaşmadan da legal mücadeleyle birşeyler yapabileceğine inandı Çözüm Süreci’nde. Her şey güllük gülistanlık gidiyor. Devletin yanlışına yanlış denebiliyor. Herşey rahatlıkla konuşuyor, herkesle her türlü görüşme yapılabiliyor.

Yalancı bir güven aşılandı insanlara sonra dım dızlak ortada bırakıldılar. Nasıl 15 Temmuz 2016’da atletle tank durdurabileceğine inandırıldıysa kitleler, o zaman da devlete dur denilen yerde durdurulabiliyormuş diye inandırıldı insanlar.”

“KENDİ ARAMIZDA KONUŞUYORDUK”

Meydanlarda Öcalan’ın mektuplarının okutulmasını seyrettikten sonra, şehirleri yerle bir eden operasyonlara katılmak bir özel harekâtçı için makasın iki ucunun açıldığı son nokta belki de. İşlerin nereden nereye geldiği bu sebeple özel harekâtçılar arasında da tartışma konularından biriymiş:

“O zamanda tartışanlar oluyordu ama geçmişini bildiğim, daha insancıl, Allah’tan korkan özel harekâtçılar kendi aralarında konuşuyorlardı. İş başından kurguydu görüyorduk. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyonları uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

Bu iş ahlaken, hukuken, operasyon olarak böyle olmaz diye konuşuyorduk ama eyleme geçmeyen hiçbir şeyin anlamı yok. Ve bundan dolayı ben kendime özeleştiri getiriyorum.

Bugün asla bir asker Menbiç’e girme emrini uygulamamalı bunca yaşananlardan sonra. Ben de o gün hendek operasyonlarına katılmamalıydım.

“AÇIĞA ALINDIM, İHRAÇ EDİLDİM, CEZAEVİNE GİRDİM”

Ama çevrenizdeki beş insanın ortalaması kadarsınız diye bir söz duymuştum. Benim çevremde de hep Özel Harekatçılar vardı. Biz eyleme geçmese de kendi içimizde sorguluyorduk çünkü gerek aile gerekse Hizmet Hareketi’nden aldığımız bir terbiye, ahlak vardı, bunları kabullenemiyordum, bir yerde tıkanacağı belliydi. Rabbim daha fazla bizi sınamadı. Açığa alındım, ihraç edildim, cezaevine girdim..

Duvarlara Esadullah Timi yazabilenlerin muhasebe yaptığını zannetmiyorum. Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik diye düşünen yok. Önce kendi ellerimizle hendekleri kazmalarını izledik, sonra da geri kapatmak için onlarca şehit verdik yüzlerce insan öldürdük. Yani bunu sorgulanabileceği bir atmosfer yok.”

MAYINA BASTIĞI AN

Ahmet Gün, 29 Haziran 2016’da Mardin Derik’te yola zırhlı araçla seyahat halindeyken yola döşenen mayının patlaması sonucu ağır yaralanır. Geriye dönüp baktığında bunu hayırlı bir olay olarak görüyor ve “Allah beni çekip aldı o sürecin içinden” diye düşünüyor.

Hastanede tüm bu süreci ve yanlışları aklından geçirdiği günlerde 15 Temmuz gerçekleşir. 17 Temmuz’da hastane odasındayken bir telefon gelir:

“Yaralıyken önce Kızıltepe, sonra Gaziantep Tıp Fakültesi’ne getirilmişim. Üç dört gün kendimde değildim. 15 Temmuz’dan sonra 17’sinde biri telefon açtı. Batman Emniyeti’nden aradığını beni açığa alacağını söyledi. Ben de gelebilirsin ama ben Gaziantep’te hastanedeyim ve gaziyim dedim. Şaşırdı tabi. Ortalık toz duman.

Aradan bir süre geçti işi Gaziantep Emniyeti’ne paslamışlar. Gelip hastane odasında beni açığa aldılar. Hastaneden çıkmadan da KHK’yla ihraç edildim. Ne ben ne ailem üzülmedim. Küçük çocuklarım var ama ne bir yeri aradım ne de başka bir şey. Bu süreçlerin parçası olmaktan kurtuldum.”

“GAZİ POLİS OLARAK YARALI HALDE KELEPÇELENİP TUTUKLANDIM”

Ahmet Gün o tarihten sonra artık bir “KHK’lı ihraç” olarak mağdurlar limanına demir atmıştır. Dahası, geçmişte “teröristleri” gözaltına alan biri olarak şimdi kendisi “terörist” olarak cezaevine konacaktır:

“Bir sabah karakoldan aradılar. Ertesi gün için Gaziantep Adliyesi’nde talimat bürosunda olmamı istediler. Neyse gittim. Kolum bacağım sarılı ama takım elbisemi giymiştim.

Girdim ifadeye. Hakkımda Bylock ve itirafçı ifadesi olduğunu söylediler. Ben kabul etmedim tabi. 7-8 dakika sürmedi hemen tutuklamaya sevkedildim. Hakim de yine 7 dakikada tutukladı. SEGBİS’le tabi. Her yanım sarılı bunu görüyorlar.

Gazi olduğumu da biliyorlar. Bunu kullanmadım, arkasına sığınmadım. Zaten o taraflı da değillerdi. Ailemin gözünün önünde tutuklandım. Polise dedim ki SEGBİS odasında, bak zaten yaralıyım, ailem kapının önünde şu kelepçeyi arabada tak.

Ailemin gözünün önünde beni böyle götürme dedim. Kabul etmedi. Odanın içinde kelepçeyi taktı, ailemin önünden beni geçirdi.”

CEZAEVİ GÜNLERİ BAŞLAR

Terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanan Ahmet Gün için artık hapishane günleri başlamıştır:

“13 ay Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde kaldım. Bu sürede tedavimle zerre kadar ilgilenmediler. Kalıcı hasarlar oluşabilir diye defalarca dilekçe yazdım belgelerle. Bir kere hastaneye sevkettiler. Onun da sonucunu bile söylemediler.

Cezaevi kalabalıktı koğuş 6 kişilikti 14 kişi kalıyorduk, yerde yatanlar vardı ama genel olarak şartlar 15 Temmuz sonrası atmosferinde olabileceğinin ortasıydı. Başka bir mağduriyet yaşamadım cezaevinde.

Yargılamanın sonunda 6 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden ceza aldım. Hakkımda itirafçı olan meslektaşım mahkeme salonunda; ‘Ben ismini verdim ama kendisinin vatana zerre kadar ihanet etmeyeceğine garanti ederim’ dedi. Yine de ceza aldım.”

“MÜLTECİ KAMPINA GİRDİK HERKES TELÖRGÜLERE YAPIŞMIŞTI”

Tahliye olduktan sonra Türkiye’de sosyal ölümle başbaşa bırakılmış bir Gülen Cemaati mensubudur artık. İş bulamaz, ekonomik zorluklar, tüm bu yaşadıkları nedeniyle eşinin psikolojik sorunları ile baş başa kalır ve çareyi bir mülteci botuna binmekte bulur:

“Herkes gibi bir kaçakçı bulup, Yunanistan’a geçtik. Yunanistan’da bizi ailecek sadece erkeklerin olduğu bir kampa koydular. O günlerde dünya kupası vardı. Televizyonlar koridorlarda. Herkes maçı izlemek için telörgülere yapışmış. Biz de koridora girince telörgülere yapışmış onlarca erkek. Maç izlediklerini farkedemedik tabi. Çocuklar ve karım öyle bir korktu ki. Sabaha kadar ağladılar. Beş gün orada kaldık ama tek kadın eşim, ömrümden 5 yıl yedi o günler.

Sonrasında İsviçre’ye geldim ailemle. Çocuklarım daha küçük. Şu an mülteci kampındayım. Hendek süreci, yaralanmam, tutuklanmam, Mülteci yolculuğu derken eşim yoğun psikolojik tedavi almak zorunda kaldı. Ağır bir ilaç var Türkiye’de 10 mg ile başlamıştık. Yunanistan’da 20 oldu şimdi 40 miligram yaptı doktorlar. Geçmişten sıyrılamıyor.”

HASAR TESPİTİ DAHA YAPILMADI

Ahmet Gün, 8,5 yıl Tunceli’den Cizre’ye çatışmalı bölgelerde görev yapmış bir Özel Harekatçı olarak yaşadıklarına ilişkin notlar alıyor. Hendek Süreci’ni ise Türkiye’nin henüz anlamadığını düşünüyor:

“Depremlerden sonra hasar tespiti yapılır ya. Bu yaşananların hasar tespiti yıllar sonra yapılabilecek. Faturası çok ağır olacak. Orada o insanlara neler yapıldığını ben gördüm ama onlar yasadi”

Kaynak: Medyabold

1 yorum
  1. Barzan diyor

    Fetbaz Fetullah ilà hesapla§ma olmasaydi §imdi sen madalyonlu bir katildin.
    Aliviligin ve yarim Kurdlùgùn aklina gelmezdi.
    Yaziklar olsun o mayina seni oldùrmemi§.
    Dagdan ve avrupadan gidip ellerini kelepceye uzatanlarin ahmakligi olmasaydi,Abdullah gerillayi di§ari çikaramaz 600 gerillayida bozkurtlara yem diye sunamazdi.
    Firsat verin bittireyim diyen Abdullah HDP ilà legal Kurd hareketini,hendeklerle §ehir yapilanmasini bittirdi.
    KCK ilà fi§lenip içeri alinanlarin yerine devletin solculari Kurd milletine sozcù ve temsilci oldu.
    §imdi HDP ilà Tùrkiyeciler.
    Qendil ilà Irancilar arasinda kavga yakindir.
    Bakalim Bese Hozata ve ANF ne olacak?
    Yillarca Kurd oldùrmù§ bir katilsin.
    Bunu Fetbaz Feto yada dev§irme Taib için yapman fark etmez.
    Kurd KATILISIN!
    Yazik Taibin elinden kurtulmusun.
    Hemde çok yazik.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 × two =