Take a fresh look at your lifestyle.

Zorlu Yıllar 1. Bölüm

414

Sitemiz yazarlarindan N.Ferhat Sağnıç’ın anı biyografi tarzında yazdığı Zorlu Yıllar kitabını VengMa sitemizde bölüm bölüm yayınlayacağız. Recep Maraşlı’nın ön sözünü yazdığı Zorlu Yıllar’ın ilk bölümünü beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

“Sanıklar Azad Sağnıç, Ferhat Sağnıç ve Cihan Abdülnasır Çeliker geçmişteki hallerine kişiliklerine, ahlaki ve gelecekteki eğilimlerine göre cezalarının ertelenmesi halinde ilerde bir daha suç işlemeyecekleri kanaatine varılmadığından cezalarının ayrı ayrı ertelenmesine taktidien yer olmadığı…” Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi 20/03/1978 Tarih 1981.38 Esas. 1982/52 Karar. 

Suç Tarihi: 20/03/1978.

ÖNSÖZ

Ferhat Sağnıç, anı-öykülerinden, kişisel tanıklıklarından yola çıkarak aslında bir bakıma kendi kişisel tarihini de yazma denemesi yapmış.

Her insanımızın kişisel tarihinin en az siyasal-toplumsal tarih kadar önemli olduğuna inanıyorum. Bu kişisel tarihler, sadece birey olarak kendi kendimizi çözmemiz ve bütünlememiz için iyi birer araç, başkasının da kendisini görebileceği bir ayna oldukları gibi, her biri kendi durdukları yerden toplumsal/siyasal tarihe de ışıldak olma özelliği de taşıyorlar.

Tıpkı her insanın yaşadığı dönemde tarihin bir nesnesi veya öznesi olma rollerindeki gelgitler gibi. Kendi davranışlarımıza, iç dünyamıza, oradan bizi kuşatan ve bize rağmen var olan koşullarla giriştiğimiz cebelleşmeye bir anlam verebilmek için de kişisel tarihlerimizin didiklenmesi de önemli. Bir otobiyografi veya anı yazmak için illa bir efsane olmak gerekmiyor, hatta tersine “sıradan” olabildiği kadar, toplumsal durumun daha objektif görülebilmesine de yardımcı oluyor!

Sanki etrafımızda olup biteni daha iyi görebilmemiz için karanlıkta yakılmış binlerce meşale gibi… Keşke herkes kendi ışıldağını yakabilse. O kendi içini etrafını görmeye çalışırken, biz de onun aynasında kendimizi görebiliriz. Büyük adamların, kahramanların efsane liderlerin, orduların, gizli örgütlerin, devletlerin, medeniyetlerin şanlı tarihlerinden bıktık usandık!

Aslında Ferhat’ın anı-öyküleriyle aslında bir kişisel tarih denemesi, kendi bulunduğu noktadan ülkemizin yakın tarihi için de çok Önemli tanıklıkları oluşturuyor.

Kürdistan’da kuşaktan kuşağa geçen ve artık ailelerin kimlik verisi haline gelmiş olan ulusal mücadele geleneğini, bu olgunun bu bireylerdeki izlerini, algılanma ve dışavurum biçimlerini duyumsayabiliyoruz Baba ve oğullarının sorgu ve işkencelerde mücadele arkadaşları olarak defalarca biraya gelmeleri, annelerin, eşlerin, sevgililerin halka halkagenişleyen dayanışma ve paylaşımları toplumumuzun/ülkemizin bulunduğu yeri gösteriyor.

Genç bir Kürdistanlı ‘nın örgütlü mücadeleyle, sorgu, cezaevleri ve siyasal yalnızlık, hayal kırıklığı ve coşkularıyla haşır neşir olması yine yakın dönemimizin bir prototipini veriyor.

Ferhat anılarıyla, 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki Kürdistan’da hem toplumda hem de siyasi kadrolar üzerindeki ortak atmosferi de solumamız mümkün oluyor. Faili meçhul cinayetleri, aydınların zorla göçertirilmelerini, ekonomik ve toplumsal tecrit uygulamalarını, yani yakın tarihimizin tüm önemli fenomenlerini de bu kişisel tarih anlatımlarının özünde ve arka planında rahatlıkla izleyebiliyor.

Bu da Ferhat’ın anı-öykülerini son derece önemli siyasal/ toplumsal tanıklıklara dönüştürüyor.

İtiraf etmeliyim ki Ferhat’ı oldukça açık sözlü ve nesnel buldum. Bizim devrimci ve sosyalist kültürümüzün, geleneksel olarak “zaaf” olarak mahkûm ettiği bir yığın davranış biçimi vardır. Buna Kürdistanlıların feodal geleneklerden arıttıkları bir yığın öğe de eklenince ortaya, eğilmez bükülmez bir ahlaki model çıkıyordu. Bu modelin hıçkıra hıçkıra ağlaması, kahkahalarla gülmesi, âşık olması, korkması, acıkması, âşık olması, sevdiklerini kayırması, ailesini düşünmesi kabul edilemez bir zayıflık sayılır; “küçük-burjuva zaafları! “Hele bunların itiraf edilmesi olacak şey değildir, “kalın kaburgalı” yızdır o yüzden. Zayıflıklarımızı (ya da daha insani yanlarımızı!) doğrudan söylemeyiz.

Ama Ferhat bunun kompleksine kapılmıyor; korkularını, kaygılarını, yanılgılarını, aileye olan bağlılık ya da duygusallıklarını vb. rahatlıkla, yer yer ironik bir üslupla dile getiriyor. Bunlar teatral biçimde mazur gösterilmeye de çalışılmıyor. Anıların yazılmasında kendisine böyle hem içeriden hem de cepheden bakılabilmesini oldukça önemli buluyorum. Böylece davranış biçimleri makul ve anlaşılır biçimde yerine oturuyor. Bir efsaneyi değil bir sahiciliği okuduğumuzu anlıyoruz. Tüm bunların okuyanın kolayca özdeşleşmesine ve anlatılanlarla ilgili güven duymasına da neden olacağını düşünüyorum.

Ayrıca yazdıklarının tümüne tamamen bir sevgi, sevecenlik ve özgüven var.

Sonuç olarak ”Eline sağlık Ferhat” diyorum, “iyi ki yazmışsın”. Öykülerini okurken hem kendimi yeniden okumamı sağladığın hem de iç dünyana girmemize izin verdiğin için…

Recep Maraşlı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

13 + 16 =