Take a fresh look at your lifestyle.

Küçük İnsanlar (portatifler)

398


Vera Koyi / Savaş, şiddet ve zor en çok da kadınları, çocukları vurur. Ama bir de dağ, çocuk ve çocuklukları vuruyor. Maddi vurur manevi vurur. Şairin deyimiyle” kocaman insan olduk çocuk yaşımızla. ” Belki bez bebekle evcilik oynaması gereken kız çocuklar dağlarda büyüyor.

Annelerinden ilk genç kızlık derslerini almadan örneğin ilk adet olduğunda, fizyolojik gelişim ve dönüşüm yaşadığında örneğin gögüsleri ağrıdığında ne yapacağını bilmeden öğrenmeden dağda büyüyen kız çocukları. Geçmişte pek çok dergi, gazete sanki çok büyük bir onur gibi birinci sayfalarında bazen kapak fotoğrafı olarak silah kuşanmış çocukları ballandıra ballandıra anlattılar.

Tarihlerin bütün yükünü çocukların omuzlarına yüklediler. Bugün dağın küçük insanlarını, dağda büyüyen çocuklara ilişkin günlükten bölümler paylaşacağım, küçük insanların yaşadığı büyük şeyler ve sözü uzatmadan yazıyı paylaşıyorum

” Karin Çocuk”
… Bugün moral günü vardı, hepimiz aklanıp paklandık, arkadaş grubuna şöyle bir baktım yaşlı sayılacak kimse yoktu, üst yönetimler hariç, hepimizin yaş ortalaması 19 veya en fazla 21.

Hayat yoğun ama galiba çok kısa. Ama herşeye rağmen o gün “mırtuka” yemediğimiz için de baya şanslıydık. Moral toplantısı sonrası malum yeni bir düzenleme taptık. Yani bir grup kadın arkadaşla Awaşin ve yakın çevresindeki bir kadın takımını düzenlendik.
Grubumuz sadece kadınlardan oluşuyordu, ilk defa erkekler olmadan uzun ve yorucu bir yol sürecimiz olacaktı, bundan olsa gerek hepimiz heyecanlıydık, aslında çocuklar gibi de şendik. Örneğin yürürken, dururken veya terlerken gizliden gizliye de olsa erkekçe bakışlar üzerimizde gezinmeyecek, bir yiyecek deposu gibi görülmeyecektik.

Velhasıl mutlu ve mesut olarak yolunuza devam ediyoruz. Awaşin, görülmesi gereken bir yer, burayı ilk gördüğümde tamıtamına şöyle düşündüm, emin değilim ama ya burası cennetten kopmuş bir parça yada cennet burası. Bu konularda İsmail söz sahibi olduğu için de net cevap da alamıyorduk, bu aralar İsmail buralara uğramıyor, burda dinlendik balık tuttuk, korkmadan suya girip yüzdük, avazımızın çıktığı kadar bağırdık ne de olsa yanımızda erkekler yoktu, evet sarp ve asi coğrafyalarda erkekler olmadan da yaşanır deyip kendimizle gurur duyardık ve Tepeyi Xwude ye ulaştığımızda gerçekten başımız göğe erdi.

Bildiğimiz bilmediğimiz her şey gözümüzde ufacık oldu, sanki burası dünyanın sonuydu ve muazzam bir görsellik, özellikle günbatımı ve şafak vakti buralar tarifsiz güzelliktedir. Ve bu tepenin en yüksek yerinde çayımızı demleyip tütün sigaralarımızı sarıp tarifsiz ve tanımsız bir öz güvenle doğayı seyre daldık.

Bizi noktamıza götürecek kurye de bir kadın arkadaştı, yani erkeklerin esamesi bile okunmuyordu ve hareket vakti devasa kayalıklardan seke seke vadilerde doğru yol aldık ve nihayet ifade edilen noktaya ulaştık. Birliğin takım komutanı Hewidar bizi karşıladı, sıcak ve samimi bir insandı. Blraz dinlendik, o gün pek kimseyi göremedik.

Yeni olmamızdan dolayı herhangi bir göreve de yazılmadık. Sabah erkenden gözlerimizi ilk açtığımızda tam karşımızdaki palamut ağacına şüttükle bağlı genç bir erkek ve başında bekleyen, namlusunu ona çevirmiş küçük bir kız çocuğu gördük. Dağ kıyafetleri giydiğinden dolayı büyük gibi görünse de en çok 14 yaşında bir çocuk. Neyse biz sadece susup ne olduğunu anlamaya çalıştık.

Kız, Takım Komutanına ” heval, bu köle erkek beni nöbete uyandırırken el uzatıp tacize yöneldiği sırada, onu yere atıp ağaca bağladım, bu şahıs uslubuna dikkat etmeli ” deyip meseleye açıklık getirdi. Bu kız çocuğunun adı Karin di. İlkokulu bitirdiği yıl, biri tarafından dağa bırakılır, karin artık dağda büyür, önce çok zorlanmış , aç kalmış çok üşümüş, pek çok ölüm görmüş; ama o da zamanla dağa alışıp yaşamına devam etmiş. Karin diğer çocuklardan farklıydı, temiz ve derli toplu bir çocuktu. Yaşından daha büyük görünmek için çaba harcıyor, her işe koşuyor, ne kadar zirek (akıllı) olduğunu ifade etmeye çalışırdı, ne yazıkki elindeki tüfek boyunu aşıyor bir oyuncak gibi kullanıyor ve bir saniye bu aleti yanından ayırmıyordu.

Bu takımda bir çok portatif kız çocuğu vardı. Hepsi farklı farklı yerlerden getirilen çocuklardı. Bir çoğu evi, aileyi, köy, kasaba ve şehirleri unutmuştu, özellikle aile hakkında hepsi ortak blr tutuma sahip, olmuştu konuşmuyor lardı, sanki yoktan varolmuşlarlardı.

Bu çocuklar ne kadar büyümeye çalışsalar gözleri yüz ifadeleri çocuktu, çocuk bakardı, garip bir utangaçlıkla küçücük sözcüklerle kendilerini ifade eder ve bu dünyadan başka bir dünyaya yabancı ve uzak oldukları her hallerinde belliydi.

Karin doğayı öyle güzel öğrenmişti ki; nerde ne yenir, ne yenmez bilirdi, bununla da mutlu olurdu ve istisnasız ne kadar portatif varsa hepsi her zaman gülümserdi.

Sabahın en erken vaktinde bir haber geldi ” tepecilere saldırı, üç erkek bir kadın arkadaş ağır yaralı ” dendi. Bunun üzerine yaralı arkadaşları daha güvenli bir yere taşımak amacıyla bir grup olarak yola koyulduk, yaralıların olduğu bölgeye vardığımızda bir kadın arkadaş gerçekten ağır yaralanmıştı. Karin ürkmeden kadının yarasına baktı, arkadaşın dışa taşan bağırsaklarını usulca yerine koyup yola koyulduk.

Bir kaç saat sonra arkadaşı kaybettik ve talimat gereği arkadaşı o alana gömüp yola devam ettik, yaralı erkek arkadaşları yerine bırakıp yine talimat gereği lojistik görevlerine başladık. Yeni bir noktada kalıyorduk. O gün epey yorulmuştuk, rutin güvenlik faaliyeti olarak üç kişilik bir grup devriye amaçlı yakınımızdaki tepeye gönderildi. Karin, Ranya ve Sitaw. Doğrusu bulunduğunuz yer daha iç taraflarda olduğu için çok da tedirginlik duymadık ancak şafak vaktinden sonra tepelerde art arda silah sesleri geldi ve sesin olduğu yöne baktığımızda bır kız kaçıyor, bir adam kovalıyordu, az sonra adam kızın yeleğinden tutup kendine çekmeye başladı, bunun üzerine kız bir an duraksadı adama baktı , hemen ucunda durduğu uçuruma baktı ani bir hareketle yeleğini çıkarıp uçuruma bıraktı kendini.

Manga komutanı, durumu hemen anladı, bunlar bizim arkadaşlarımız, demesine kalmadan telsiz çağrısı ” iki arkadaşınız vuruldu, diğeri uçuruma yuvarlandı, gidiyoruz cenazenizi alın, deyince şok olduk adeta, iki arkadaş değil üç çocuk bugün yok oldu. Arkadaşlar tepeye yürümeye başladılar iki ergen genç kız Ranya ve Sitaw ard arda vurulmuş halde ama Karin yok,
biz de vadilerde Karin’i aramaya koyulduk, ara, ara yok….. Bir an kulaklarımıza bir ses geldi. Anlamak için nefesimizi tuttuk, kalp atışlarımızı yavaşladık, hışırtıyı andıran bir ses, sese doğru yol aldığımızda bir inlemeyi farkettik ve o yöne baktığımızda kocaman bir diken ağacı, kökleri devasa kayalıkları yarmış şemsiyeyi andıran bir şekilde sanki tavana asılan bir dekor gibi öylece asılı duruyordu, yanılmıyorduk ses ordan geliyordu.

Ağaca iyice yaklaştık ki gördüğümüz gerçekten tamı tamına bir mucize, Karin’in ölüsünü ararken dirisi ağacın tam ortasında, güçlükle Karin’i ordan çıkardık her tarafına diken batmış ama hayattaydı. “Karin, Karin” diye seslendik, bir süre sonra gözbebekleri oynamaya başladı ve ” Heval Zelal, ben öldüm mü? ” diye sordu. ” Yok Karin ölmedin ” deyince hepimiz içten sevindik ve Başladı tepede olanları anlatmaya ” adam beni yakalayıp evlenecekmiş, bu olur mu? Bende uçuruma atladım ”
Portatif lerin bu dağlarda öyle çok hikayeleri var ki, kimini yel aldı kimini sel aldı, kimini de çığ aldı. ”
Böyle devam eden bir yazı, şunu sormak lazım, ölüm ve yaşamı dağıtma hakkını kendinde bulanlar, kader tayin edenler, çocukları her yönelime açık bırakanlar, ellerine silah, bomba verenler, buna alkış tutanlar, devletler, örgütler ve milletler ve de insanlık adına söz söyleyenler, timsah gözyaşları da kurtarmıyor. Biliyorsunuz timsah gözyaşları bir deyimdir ama bir realiteden beslenir, timsah acıktığında yavrusunu yer; midesi dolduktan sonra zavallı zavallı gözyaşı döker; ancak yinede aynı şeyi yapmaktan geri durmaz.

Bu anlamda hiçbirimiz masum değiliz!

Dip not: Küçük insanlara dair Aralık 24 2018 tarihli bir yazım, Vengma net sitesinde yayınlandı. Akabinde yazıya yönelik bazı eleştiri ve yorumlar dile getirildi . Yazıdaki bazı bölümlerin kapalı olması itibarıyla farklı farklı anlamlara gelebileceği yönünde eleştiri ve görüşlerdi bunlar. Eleştirilerin başında olayın geçtiği yer, zaman ve bir olay örgüsündeki kişilerin kapalı olması ve bu belirsizliğin anlamı olumsuz etkilemesi yönünde dile getirilen yorum ve değerlendirmedir.

Öncelikle şunu ifade edeyim amacım portatif olarak ifade edilen kız çocuklarının yaşamından bir kaç kesit sunmak ancak haklı olarak bir iki ifadenin kapalı olması farklı farklı yorumları da beraberinde getirdi. Çünkü yazının bütününü değil bir kısmını ifade ettim. Okuyucuların eleştirisine hürmeten konuya ilişkin kısa bazı açıklamalar yapmak istiyorum yer, zaman ve kişi kadrosuna ilişkin. Yer Avaşin bölgesi ve çevresi, tarih 1996 ve sonrası süreçleri kapsıyor. Bir takım kadar kadın gücünü anlatan günlükten kısa bazı kesitler sundum.

Süreç Güney savaşı olarak anlatılan PKK ve Güney Kürdistan güçleri arasındaki çatışma süreçlerine denk geliyor. Kuşkusuz bu konu uzun ve önemli bir konu , çok uzun zaman önce yaşanmasına rağmen bu çatışma süreçlerinin sonuçları Kürt yaşamı ve gelişiminde derin izler ve acılar bırakmıştır.

Bu anlamda Güney savaşı, ya da güney savaşları daha geniş ele alınmalı ve yazılmalı. Günlüğün ilerleyen bölümlerinde devriye amaçlı alanda hareket halinde olan bir grup kadın gerilla, Güney Kürdistanın silahlı güçlerinin pususuna düşerler, bu pusuda iki kadın savaşçı şehit düşer ve diğer portatif olarak ifade edilen Karin sağ kurtulur. Tepedeki kovalamacanın özü bundan ibaret. Kız kaçıyor, adam kovalıyor, bölümü.

5 Yorumlar
  1. vera koyi diyor

    Sevgili Barzan
    Yorumunuzu okudum sevindim yazıları okuyor fikir beyan ediyorsunuz, üzüldüm çünkü yorumunuz eleştiriden ziyade emrivaki ve sorgu amiri biçiminde bir itham ve kötü bir idnadı içeriyor yalancılık vb gibi
    Gerekli açıklamayı yaptım kanımca ve yaşam salt kahramalıklardan ibaret değil malesef ben kürt gençlerinin kadını ve erkeği ile cesaretini bilecek kadar kürdüm ve uzayda yaşamıyorum inanıyorum ki hikayenin gerçek kahramanları yani küçük insanların kahramanları gelecekte bu olayı birinci ağızdan ifade ederler bu anlamda özrü gerektirecek bir şey yok olsaydı bunu ifade etmekten çekinmem çünkü özür insanı küçültmez bir çok konuda belkide hepimiz Kürtlere karşı bir özür borcumuz var ama bu mevzu dışında bunu ifade ettikten sonra Eleştirin ama hakir edici bir uslub kullanmayın eleştiri ve görüşleriniz tabiki geliştiren düzeyde olmalı kaldı ki geçmişi iyi bilen ve bu konuda telmihte bulunan bir okuyucusunuz
    Eğer bu konuda farklı bilgileriniz varsa lütfen paylaşın katkı sunardınız yok ise başkasının gözü ve kulağı ile incitici olmayın ben nerde yazdığının farkındayım.
    Selam ve saygılar

  2. Barzan diyor

    Mehmet Selim bey.
    Harun Tak arkda§inda belirtigi gibi biribiri ilà çeli§ik cùmleler ve yazi bùtùnlùk içinde deyil.
    Siz yalani olmayan bir Kurd evladisiniz.Lùtfen biz Kurdlerin yalansiz dolansiz bir sitesi olsun.
    Yalanin sadece ozùrù olur.
    Dùzeltilmesi olmaz.
    PKK saflarinda olan Kurd evladlarinin fedakarligi ve yigitligi Kurdin vatanseverligi ve yigitligidir.
    En barizi siz ve merhum karde§iniz ve aileniz bunun kanitidir.
    Yalani olmayan temiz insanlardan bir site yaratin.
    Lùtfen.
    Selamlarla.

    1. Vengma diyor

      Keke Berzan, yazıda kafa karıştıracak bazı ifadeler vardı. Onun adına ben cevap veremem. Sizin eleştirilerinizin cevabının onun tarafından verilmesi gerekir. Biz yazıyı okumadan yayınlamıştık. O günlerde bir dalgınlığa geldik. Eleştirlerden sonra bir dip not yazdı. Tabi günlükten alıntı yapınca, kopukluk anlamsız şeyler olmuş. Bundan sonra dikkat edeceğiz.

  3. Vengma diyor

    Keke Harun Yazı bana ait değil biliyorsunuz. Vera’nın yazısı. yazıda belirsizlikler var. Yazarın cevap vermesi lazım diye düşünüyorum.

  4. Harun Tak diyor

    Selim abe;
    Vera Koyi nin Küçük insanlar yazısında. Okuduklarım “Sapık insan topluluğu içinde bulunan Küçük Kız çocukları” Fikrini oluşturdu. Açıkçası bana ve arkadaşlarıma “sapık Erkek topluluğu” diye bakan Vera Koyi nin ta kendisi. Alıntı yaptığını söylediği “Günlük” gerçekten varsa Yer, Zaman ve kişi isimleri neden “darmadağınık” , Neden kim sorusuna “Adam” diyor. Gerilla, Asker, Korucu demiyor. Belirsizlik yazının tümüne hakim. Diyeceğim; Bu kişinin yazdıkları “gerçek” değil “Kurgu”. Herhangi bir eski Gerillaya bu kişinin yazılarını okutun. Bir teki bile bu yazılanların gerçekle bağını kuramayacaktır.
    Selamlar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 × 2 =