• Zeynel Abidin Kızılyaprak

    Zeynel Abidin Kızılyaprak

    Bir geziden, bir tutam insan manzarası

    Geçtiğimiz ekim ayının son günleri…  Kimi röportajlar için İstanbul’dan Diyarbakır’a ve Diyarbakır’ı kalış merkezi yapmak üzere bazı Diyarbakır köyleri, Siverek, Antep ve Kilis’e gidip gelmeler… Diyarbakır merkez olunca tüm bu yollar için oradan şoförlü bir araba kiraladım; ‘korsan’ dediklerinden, ama orada pek de korsan sayılmıyor taksi harici araba tutmak; koyu bir ‘meşruiyet’i oluşmuş, koyu yoksulluktan…

    Şoför aslında pek politik biri değil, hatta azıcık ‘qırıx’ sayılır, ama HDP’li olduğunu övünerek anlatıyor. “Parti şöyle yaptı, parti böyle dedi” kısaltmasıyla zikrediyor HDP’yi.  Muhabbetin bir bölümünde Diyarbakır Belediyesi’ne kayyum atanmasına verip veriştirdikten sonra daha geriye, son 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerine uzanıyor: “Abe adam (‘adam’ dediği Tayyip Erdoğan –BN) baxtı ki Diyarbekir’deki polesler bile partiye oy veriyi, sonra tekrar ettirdi ya seçimi, aha işte o seçimden evvel gaxtı poleslerin oy vermesini yasaxladi…” Diyarbakır’daki polislerin mi oy kullanması yasaklanmış yoksa bütün Türkiye’deki polislerin mi? “Abe qanun çixardı adam, büttün memlekette yasaxladi…” Bir yanlışı olmasındı, benim bildiğim böyle bir yasak ne Diyarbakır’da ne de başka bir yerde vardı?.. “Abe, qusura baxma ama sen bilmisen. Partiye oy verdiler diye heppisini yasaxladi…”

    Tartışmanın/düzeltmenin manası yoktu; ‘algı’, böyle bir şey işte: ‘Düşman’a ilişkin köklü yargılar, ‘dost’a/‘bizimkiler’e ilişkin kusursuz güzellemeler, üst üste binen doğrularla yanlışlar karışımı ‘bilgi’ler/’bilgi’lendirmeler… Öyle ki, aralardaki  çok kesin yanlışları, sempati duyduğu parti bile bir süreden sonra düzeltemez, daha doğrusu aralarındaki aidiyet duygusu böylesi düzeltmelere yer bile vermez…

    Öte yandan, sırf ‘algı’ dolaylarından bir fotoğraf karesine bakarsanız, sokaktan/sıradan bir Diyarbakırlının, bilinç ve duygu dünyasında rejimle arasındaki tüm köprüleri attığını sanabilirsiniz. Oysa muhabbet ilerledikçe atılan köprülerin diğer ayaklarının sisteme pek de dokunmayan ayaklar olduğunu anlıyorsunuz/görüyorsunuz. Bir ‘milliyetçilik’ten ziyade ‘particilik’ söz konusu… Yani Erdoğan yerine üniter devlet sistemini bir şekilde devam ettirecek bir Kürt cumhurbaşkanına, hatta şimdikine muhalif herhangi bir başkasına (“parti” olur verdikten sonra) fit olma durumu, sokaktaki baskın duygu… Hatta hani “parti” yeniden arayı düzeltse, “Yaw şöyle böyle amma, gene de bizi anlayan o” yaftası, Erdoğan’ın boynuna asılmak üzere, bir kenarda durmuyor değil…

    Zaten ‘Kürt sokağı’nın bu duygu atmosferi nedeniyle, HDP genel başkanı bu sistemi yönetmek üzere ve bu sistemin kuralları içinde cumhurbaşkanlığına aday olduğunda ‘sokak’tan itiraz sesleri değil alkış sesleri gelmişti…

    Buradan, bahsettiğim güzergahlardaki ‘otogar manzaraları’na geçmek isterim… Tam o günler, asker alımı/askere gidiş günleriydi ve görüntüler şöyleydi: Diyarbakır otogarı: Davul-zurna yok, sessiz vedalaşmalar var, ama askere giden epey var, hem de çok var… Siverek otogarı: Kalabalıkların kenarında bir davul ‘dımdım’ çalıyor ama, iş olsun gibilerinden… Antep otogarı: Çok davul ve çok zurna var, ‘bozkurt işaretleri’nin yanı sıra ve “En büyük asker, bizim asker!” bağrışmaları gırla gidiyor… Kilis otogarı: Nüfusuna oranla gürültü-patırtı Antep’i aratmıyor… İstanbul Esenler otogarı: Antep-Kilis manzaralarının üstüne kornalı araba konvoylarını ve ‘kutlama amaçlı’ silah sıkmaları da ekleyin, öyle bir şey…

    Şimdi yeniden bizim arabanın içine dönelim. Şoför, çocuklarından söz ediyor: “Abe, elini öpsünler, iki oxlım var. Biri 20’yi yeni bitirdi, digeri 17… Bi tene de gız var, elini öpsün. Büyük oxlanı yarın eskere gönderyix xeyirlisiyle… Acemi birligi eyi de, Allah vere daxıtımda batıda bi yere düşe…”

    ***

    Varsa eğer bir ‘Kürt sosyolojisi’, minik bir gözlem sunmak istedik o sosyolojiye; hepsi bu…

    Zeynel Abidin Kızılyaprak

    Yazarın biyografisi:

    İlk yorumu siz yapın

    Cevap bırakın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


    *


    twelve − 10 =

  • Tüm Yazıları

  • Referandum ve asıl kazanç

    Ekim 22, 2017

  • Akıl tutulması

    Eylül 10, 2017

  • Devletlû milliyetçilik

    Ağustos 28, 2017

  • Yakın-Uzak Ermenistan ve bir çağrı

    Temmuz 20, 2017

  • ‘Model’ sezonu açılıyor mu?

    Haziran 29, 2017

  • İç karartan gelecek

    Haziran 12, 2017

  • Şeker de katılsa, ‘mecburiyet’ tatsızdır

    Mayıs 25, 2017

  • Kahrolası Eksenler

    Mayıs 15, 2017

  • Başına silah dayalı sorular…

    Mayıs 5, 2017