• Ulaş Boz

    Ulaş Boz

    Türküler ve Maraşlı Kadın

    Bundan yaklaşık 4 sene önceydi; Frankfurt’a yakın bir kasabada, bir düğünde kameraman olarak bulunuyordum.

    Düğünün daha başıydı. Sadece üç beş masada insanlar vardı. Maraşlı düğün sahibi abla, beni müzisyenlerden sanarak, “Kardeş sen müzikçi misin?” diye sordu. “Yok abla, değilim. Varsa bi’şey söyleyeyim arkadaşlara” deyince, Maraşlı Kürd kadın, “Abu müziği değiştirsinler, dertli bişeyler çalsınlar” deyiverdi.

    Kadının ağzından çıkan “dertli bişeyler” sözü bir matkap gibi deldi içimi. “Tamam abla, söylerim ben” dedim ve salonun çay kahve satılan bar kısmına, müzisyenlere doğu giderek kadının isteğini kendilerine ilettim. İçlerinden biri çıktı, sahneye doğru gitti ve müziği türkülere (Kilama*) çevirdi, sonra geldi yerine oturdu.

    Ben de düğüne gelen davetlileri kapıda çekmek üzere kameramın başına geçtim. Ama aklım hep kadının az önceki sözünde asılı kaldı.

    “Dertli bişeyler”!

    Neydi bu şimdi? Düğün yerinde dertli bişeyler (türküler)!

    (Bu sözün kafamı meşgul etmesi sadece o düğünle sınırlı kalmadı. Ara ara her türkü dinlediğimde artık nedense o kadını ve söylediği sözü de anımsıyordum. Yıllar geçti ve o söz bugün bana bu yazıyı yazdırıyor.)

    Demek ki dedim, düğünde de olsak, gün, en mutlu günümüz de olsa, bizim yüreğimizin atlasında acının, kederin, başka ritimlerle galebe çalınması mümkün değilmiş. “Dertli bi’şeyler” o atlasın kaneviçesiymiş.

    O dertli türküler galerisine girdiğinizde nerelere savrulup durmazsınız ki?

    Geçen sene bir akrabamla bu türküler meselesini telefonda konuşurken “Türküler kulaktan alınan uyuşturucu gibidir” demişti. Öyle ya, ezgilerin, acılarımızla, kola kola girip yüreğimizi, oradan tüm ruhumuzu istilâ etmesi değildir de nedir?

    Bir atom bombası olur her bir bağlama, her bir kaval, her bir mey; Hiroşima’ya çevirir bizi.

    Ah o türküler yok mu o türküler! Ah o ezgiler!

    Türküler vardır; kulağınıza her çalındığında sizi sizden alır götürür bir yerlere. O an olduğunuz yer o yer değildir.

    Türküler vardır; her dinlediğinizde bir kurşun gibi içinize saplanır.

    Bir mekânla bütünleşir bazen türküler. Köyünüzü- kasabanızı, doğduğunuz şehri anımsatır.

    Durup dururken yavuklunuzu hatırlatır kimi türküler de; siz almış onla bütünleştirmişsiniz parçayı. Tüm düşleriniz, düş kırıklıklarınız o türkünün sözünde-melodisinde inim inim inler.

    Türküler vardır; dostlarla kurulmuş içki sofrasında, bardağa dökülen içkiden önce çarpar sizi.

    Türküler vardır; anayı, babayı, kardeşi anımsatır.

    Tepeden tırnağa politiktir kimi türküler, mücadelenin orta yerinde çınlar. Salonlarda, meydanlarda, sol kol havada, hep bir zafer işaretine gebedir parmaklar.

    Türküler vardır, gençliğinizi hatırlatan, aklınıza hep “O”nu düşüren.

    Türküler vardır; yoksulun, fukaranın derdini çığıran.

    Türküler vardır; hayatının baharında göçüp gidenlere yakılan.

    Türküler vardır, hep bir “vefasız”a gönderilen.

    Türküler vardır; tozu toprağı birbirine katarak ilerleyen köy dolmuşlarında dinlenen.

    Türküler vardır; koca kalabalıklarda size yalnızlığı yaşatan, “kederden geberten”!

    İşte o türkülerden bazıları:

    Delâle Delâle

    Şiwan’dan, sadece Şiwan’dan dinlenilmesi gereken bir türkü. Hele hele avrupadaysanız, memleketten çok çok uzaktaysanız hüzün daha da  katmerli olur, memleketle dolarsınız. “Şıwan Perwer, sen ölme emi, hep yaşa, çok yaşa ki, hep çınlasın bu sesin” diyesiniz gelir.

    https://www.youtube.com/watch?v=tdNTcnVcMvM

    Gözlerin

    Bu parçayı dinlediğim ilk günden bu yana nice türküler geldi geçti ama hiçbiri bu parçayı ilk 3’ün içinden aşağılara itemedi. Listemin hep zirvesinde, ilk 3’te oldu. Tepeden tırnağa “sevgili”dir. Ne o, ne bu, tepeden tırnağa sevgili… Sırf bunun için bile Z. Livaneli’ye bir miktar sempati beslenebilir.

    Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
    Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
    Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
    Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

    https://www.youtube.com/watch?v=XqWOZsmJjh0

    Daye Daye

    ’38 Dersim’ini iliklerinize kadar hissedeceğiniz parçadır. Başını ellerinin arasına alıp türküye sallanarak eşlik eden bir nine üşüşebilir aklınıza. Türküyü Nizamettin Ariç’tan daha iyi söyleyen çıkmaz derim.

    https://www.youtube.com/watch?v=MM1gkm-MF7w

    Karlı Kayın Ormanı

    Türkünün ezgisi, sözleri alır sizi Nazım Hikmet’e götürür. Dostlarla birlikte hep bir ağızdan söylenmesi ne güzeldir.

    https://www.youtube.com/watch?v=LY0eR9KWYTQ

    Dağlarda Kar Olsaydım

    Bir çaresizlik, ufaktan bir iç hesaplaşma ve yitirdikleriniz.  “Keşke bir yalan olsaydım”la hafiften isyana yeltenebileceğiniz türkü. Hem Ahmet Kaya’nın ölümüne yanarsınız hem de “Vayy be, Yusuf Hayaloğlu da geçti gitti bu dünyadan” dersiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=HNPwLTlNx68

    Mamak Türküsü

    Yeni Türkü’nün solisti Derya Köroğlu ile bütünleşmiş eserdir. Öte taraftan şiirin Kemal Burkay’a ait olduğunu bilenler için bu türkü siyasettir, soldur, cezaevidir.  “Kömür deposu boşaldı işte / Mamak’a sonbahar geldi” dendiğinde anlarsınız ki bir de “içerdekiler” var.

    https://www.youtube.com/watch?v=AHhILiXN3ek

    Nasıl Yar Diyeyim

    Türkünün sözleri müzikle öyle bir hemhal olmuş ki, ister İlkay Akkaya söylesin, İster Sadık Gürbüz, isterse de Grup Abdal; hiç fark etmez sizi esir alır.

    Nasıl yar diyeyim ben böyle yara

    Mecnun edip çöle saldıktan sonra

    Alemin bağına bülbüller konar

    Nidem benim gülüm solduktan sonra

    https://www.youtube.com/watch?v=DonFMRkpWiY

     

    Uzar gider böyle türküler (kilamlar), hangi birini sayayım ki!

    Bilemiyorum, sizler de acaba bir düğünde “dertli bi’şeyler” dinlemek isteyenlerden misiniz?

    * Kürtçe’de “İ” olarak yazılan harf Türkçedeki “İ” ile aynı şekilde okunmaz. Ben bunu yıllar yılı bilmeden isyan edip durdum, “Neden Kılam değil de, Kilam diye yazarlar” diye. Kürtçe’de“İ” olarak yazılan harf, “I” olarak okunur. Bilmeyenler için yazmak istedim.

     

     

     

    Yazarın biyografisi:

    1975 yılında Dersim/Mazgirt'te doğdu. Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi/ Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Türkiye'de Ulusal televizyonlarda kameramanlık ve kısa bir süre de yönetmenlik yaptı. Eylül 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

    İlk yorumu siz yapın

    Cevap bırakın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


    *


    2 − two =

  • Tüm Yazıları

  • Selahattin Demirtaş

    Mayıs 26, 2018

  • VengMA’da 1 Yıl

    Nisan 21, 2018

  • ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ’E ZİYARET

    Şubat 24, 2018

  • Aysel Çürükkaya

    Aralık 21, 2017

  • Ahmet Altan

    Eylül 28, 2017

  • Tatilden Kalanlar-2

    Eylül 14, 2017

  • Tatilden Kalanlar-1

    Ağustos 31, 2017

  • Yapmayın Karasu!

    Temmuz 23, 2017

  • KÜRTLER/ PKK/ LİBERAL DEĞERLER…

    Haziran 9, 2017

  • Kim yönetmeli?

    Nisan 27, 2017

  • Haliçteki Simon

    Nisan 6, 2017

  • GAZETECİNİN OĞLU

    Mart 30, 2017