• Mehmet Kobal

    Mehmet Kobal

    Diktatörlük ve Demokrasi Seçimi !

    Demokrasi ve özgürlük çoğunlukla değil, toplumsal hak eşitliğin hukukuna bağlılığın inancıyla gerçekleşen sorumluluk bilincidir. İnsanların çoğu bu riskli sorumluluktan korkuyorlar. Özgürlüğü istemez hale gelmişler. Türklerin büyûk çoğunluğu Kürdler özgür olasın diye demokrasi istemiyorlar. Anti demokratik lider ve yönetimlerin insan hayatına bir katkısı olmuyor. Eğer ôzgürlük ve demokrasi çoğunluğun sürüleştirilmesiyle kazanılsaydı Hitler, Musolini, İran Mollaları, Türk yöneticileri gibi bütün diktatörler demokrasi kahramanı olacaklardı. Yazar, akademisyen, Ahmet Altan, Mehmet Altan ve milyonlarca insanın lider seçtiği tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Selhattin Demirtaş zindanla cezalandırılmazdı. Onbinlerce devrimci, Kürd özgürlük savaşçıları hapsedilmez, öldürülmezdi.

    Bakın HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Kürdlüğünden dolayı ve Erdoğan’a hitaben ”seni Başkan yaptırmayacağımdediği için bir buçuk yıldır Edirne Cezaevi’nde rehin tutuluyor! Demirtaş, suçlu bulunmuşsa neden adaylığı kabul edildi.? Adaylığı kabul edilmişse neden serbest bırakılmadı? Görülyor ki Türkiye’nin yargı politikası Kürdlerin pozusyonuna göre biçim alıyor. Demokrasilerde siyaset, ne istediğini bilen, sorunlara çözüm getiren, objektif plan ve projelere dayalı, lider ve yönetimlerle yapılır. Cumhurbaşkanı adayı Selhattin Demirtaş’ın, tutuklu, diğer adayların ise meydanlarda devletin bütün imkânlarını kullanması insani değildir.

    AKP hükümeti, Türkiye’de ırkçı saplantının ve dini öğretinin öne sürdüğü tüm saçmalıkları sorgulamaksızın kabulunu bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu zulmün en ağır faturası Kürdlere kesildi. Türk ırkçılığıyle bütünleşmiş bu dinsel faşizmin fütursuzca uygulandığı bir ortamda sağlıklı bir seçim yaşanamayacağı açıktır. Neo-Osmanlıcılık hayalleriyle yöneten Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”iç ve dış tehditlerin artmasını gerekçe göstererek baskın bir seçim kararı alması siyasi, ekonomik bunalımın sınıra vurması oluyor. Hergün insanların hapsedildiği, öldürüldüğü ve kaçmak zorunda bırakıldığı Türkiye’de iç dış tehdit algısıyla yapılacak bu seçim, açık ki dalevere, baskı, şiddet ve provokasyonla yürütülecektir.

    Binali Yıldırım ”Biz 16 yıldır biriktirdiğimizi hiç kimseye teslim etmeyiz” açıklaması diktatörlüğün dolu dizgin yürütüleceği ve iktidarın normal yollarla bırakılamayacağının itirafıdır. Erdoğan Türk islamcı takımından başa geçti, milyoner oldu, iktidar oldu, devlet oldu ama insan gibi yönetmedi. Kuzey Kürdistan’ın Siirt şehrinde önceden ayarlı bir tolazın yerine illegal yerleştirilerek vekil yapılan, başbakanlıktan, Cumhurbaşkanlığına ve şu sıralar tek adam diktörlüğüne odaklanan Erdoğan, demokratik bir seçim mi yaptıracak? AKP hükümeti, MHP, BBP, cihatçı tetikçiler gibi sokak faşistleri bünyesinde toplamış devrimci, demokrat, Kürd düşmanı bir cephe oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır katliamlarını gerçekleştiren bu ölü sayıcı dengesiz normal bir seçime yol verebilir mi ?

    Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ı 16 yıldır kan, göz yaşı, intikam ve savaş politikasıyla yöneten Erdoğan, seçimi kayibedecek. Ancak ne pahasına olursa olsun alacaktır. Çünkü azgın bir diktatörlüğe karşı şapşal ördeğe dönüşmüş CHP’nin silik muhalefet politikasıyla pozitif bir sonuç alınamaz. İktdarla muhalefetin Kürd düşmanlığında, bayrak yarıştırmada, aynı argümantları kullanması ve aynı hedeflere saldırmada ortaklaşması bir farklılık sonucuna götüremez. AKP hükümeti Kürdlere karşı yürütüğü kanlı operasyonları, savaş politikasını ve iktidar rantını paylaşamadığından dolayı ayrıştığı Gülen cemaatini ve kendisinden olmayan herkesi sindirme baskısını bir başarı olarak anlatıyor. Buna karşı CHP ve diğer sistem partilerin farklı bir alternatif politikası bulunmuyor. Milyonların temsilcisi olan HDP’i bile dışlamada aynileşmeleri olacakların habercisidir.

    Ankara hükümeti, Afrin’de çıkarılacaktır. O nedenle Rojava’da burnu sürtülmeden, Zarrab dosyası, kara para aklama ve uluslararası ambargodan milyarlarca dolar tazminat cezasından önce bu seçimi almak istiyor. Dolayısıyla Erdoğan için seçimlerin uzaması garantili değildi. Çünkü dosyası kabarık ve yargılanması ihtimal dahilindedir. AKP hükümeti, Türkiye, Kuzey Kürdistan ve Rojava’yı yabancı cihatçılarla doldurmuş. Batı devletleri nezdinde bir itibarı kalmamıştır. Rusya tarafından kullanılarak İdlib’den Afrin batağına saplanmıştır. Afrin’den çıkarılmadan önce bu baskın seçimi alıp yeni bir formatla kendini pazarlamaya çalışacaktır. Çünkü yönetemiyor. AKP’li olmayan herkes baskı altında ve hedef haline getirilmiş. Hiç bir Kürdün can güvenliği yoktur. Bu zulüm politikası özellikle HDP üzerinde çok yoğun uygulandı. Selhattin Demirtaş ve bütün nitelikli kadrolar birer rehine durumuna getirilmiş. HDP, türk çoğunluğuna bir terör örgütü olarak kabul ettirilmesine rağmen halen Türkiye partisi olma şarkısını söylemesi bir yanılsamadır. Türk sömürgeci sistemi, Kürd ulusal hareketlerini karşıt kamplarla manipüle etme, toplumsal dokusuna yabancılaştırma ve türklüğe asimile etme planını devletin temel politikası olarak uyguluyor.

    İktidar ve ”muhalefet” kürdleri seçim ittifakında, barışçıl çözüm arayışında dışlamıştır. Görülen o ki Kürd siyasi hareketlerin Türk sömürgeci sisteminden başaramadığı kopuşu, Türk devleti Kürdleri dışlayarak gerçekleştirmiştir. Kürdlere düşen bu kopuşu birlik içinde sürdürmektir. 30 milyona yakın Kuzey Kürdlerine bir ilkokul hakkı bile tanımayan ve Kürd toplumunu statüsüz bırakan, hapseden TC.nin anti demokratik baskın seçimi birlik içinde boşa çıkarılmalıdır. Diktatörlüğün hüküm sürdüğü Ortadoğu’da insanlar, baskı rejimlerini korku içinde yaşıyorlar. Kuzey Kürdistan’ı OHAL, sömürgeci valilerle yöneten, TC’nin iktidar ve ”muhalefeti” bu seçimde Kürd bölgelerinde ağır bir yenilgi almalıdır.

    Şayet bu sistem partileri Kürd halkından ciddi bir seçim yenilgisi almazsa Kürdlerin parlamentoda temsili engellenecektir. HDP’nin kitle gücüne PAK, PSK, AZADİ, HAKPAR veya herhangi bir Kürdistan’i hareket sahip olsaydı farklı bir muamele yaşanmayacaktı. Herkes bu gerçeği anladı, fakat Kürd siyaset kadroları TC’nin bu ayırımcı, ırkçı politikasına karşı ortak bir insiyatif geliştiremedi. Kürdler, devlet tarafindan yaralanmış, öldürülmüş ve bütün ulusal, siyasal hakları gaspedilmiştir. HDP bu yaralı güvde üzerinde oturan mağdur edilen Kürd yurtsever potansiyelini kucakladığı ve bu minval üzerinde yürüdüğü için hedef haline getirildi. O nedenle elliden fazla Türk partisinin olduğu Türkiye’de etkili Kürd siyasal hareketlerin oluşmasına şiddetle ihtiyaç vardır.

    AKP, şu sıralar Hüdapar üzerinde oynuyor. HÜDAPAR, ağırlıklı olarak Kürdlerin içinde örgütlenmesine rağmen bir Kürd hareketinden ziyade klasik bir islamcı parti fügürünü vermesi güvensizlik sebebidir. HÜDAPAR, bugüne kadar hiç bir miting, toplantı ve aktivitelerinde Kürd bayrağına ve Kürdistan’i sembolize eden fügürlere yer vermedi. Eğer Hüdapar Kürdistan’i bir hareket olarak siyaset yapacaksa adresini netleştirmelidir. Kürdlerin içinde ayrık otların yeşermesine ön ayak olmamalıdır. PKK ile çelişkilerinden hareketle sömürgeci islama kullanılmamalıdır.

    Türk devleti, Kürd ulusal sorunun barışçıl çözümünü hedefleyen siyasi hareketlerin kimlik kazanmasını içine sindiremiyor. Kürdlerin özgürlüğü, ulusal kurtuluşunu gaspetmişler, geleceğini rehin almışlar. O nedenle barışçıl çözümlerin gerçekleşmesi için mücadele eden Kürd siyasetçiler hapsedilmiştir. AKP, MHP, BBP ırkçı, islamci faşizmde birleşti. CHP, İyi Parti, Saadet Parti ise ırkçılık ve gericilikte yarış halindeler. Sömürgeci sistem partileri, sorun çözmez, çoğaltırlar. Geleceğe ilişkin barışçıl çözüm politikaları yoktur. Kürd, Alevi, gayri müslüm, insan hakları, ve genel olarak demokratikleşme projeleri yoktur. Bayrak şarlatanlığıyla ırkçılık yarışını sürdürüyorlar. Kürd meselesinin çözümsüzlüğünde ve HDP’de dahil bütün Kürd partilerini baraj altında bırakmada ortaklaştılar.

    Türk devleti, Kürdlerin ulusal statü sahibi olmaması için dört cephede Kürdlere karşı savaşıyor. TC. Kürdleri kıran bir aygıta dönüşmüş. Afrin’nin yüzde doksan’ı Kürd olduğu bütün dünya biliyor. Ama Türk devleti Afrin’i işgal edip ÖSO şemsiyesi altında topladıkları terör örgütleriyle yönetiyor. Akıl, Onur sahibi insanlar devlet partilerine oy vermemelidir. Asırlardır Kürdlerin omuzuna binmiş, zengin kaynaklarını talan ediyorlar. Kürdleri birbirine düşürerek Ulusal savunma oluşturmalarını, bağımsızlığını engeliyorlar. Kürdistan Federe devleti ve Güneybatı Bölgesinin kazanımları mutlaka bağımsızlığa götürülmelidir.

    Ulusal kurtuluşu başaran daha önceki dönemlerin lider karakteri uluslararası ittifaklar kurabilen, dengeleri gözeten fügürlerdi. Demokrasi, insan hakları bu siyaset profili ile geliştirildi. Liderlik gücü, uluslararası mekanizmalara yön verebilmek uluslararası kurumlarla sistemli, olgun ilişki içinde olmak için adına hareket ettiği toplumu demokrasi ile yönetme güvenidir. Federe Kürdistan ve Rojava Kürdistan’ı önümüzdeki süreçte bu profili vermelidir. Ortadoğu’da elli milyonu geçkin Kürd Milletin yanlış politikalarla yönlendirilmesi ulusal bağmsızlığını geciktirmiştir. Kürdler ağır kırılmalardan geçirildi lider kadroları esir alınde ve öldürüldü. Birleşmiş Milletler, ulusların kendi geleceğini belirme hakkını prensip olarak savundu ancak Kürdler özgülünde savunmamıştır. ABD, AB, Rus emperyal güçlerin sömürgeci bölge rejimleriyle olan kirli menfaat işbirlikleri baskın gelmiştir.

    Kürd siyasi otoriteleri politik, diplomatik mücadelede ulusal ortaklığı temel alırsa Kürd bağımsızlığına karşı çıkarılan engelleri aşacaktır. Kürdleri güçsüz düşüren nitelikli, kurumsal bir siyasal önderliğin olmayışıdır. Kollektif karar mekanizmasının eksikliğidir. Kürd gençliği önemsenmeli, mücadelenin ihtiyaçlarına göre organize edilmelidir. Kürtler, ulusal kurtuluş siyasetini her şart altında savunmalıdır. Kürdler, ideolojik ağırlıklı politikalarla yönetilirse sömürgeci işgali kıramaz. Ulusal bağımsızlığın devletleşme ile sonuçlanması hepimizin kurtuluşudur. Zira sömürgeci saldırılara karşı Kürt cephesini savunmak devrimci bir görevdir.

    Kürtler bütün parçalar’da devletleşme haklarını elde etmek için birbirlerini kollamalıdır. Kürdistan’ın Kürdler tarafından yönetilmesi imkânsız değildir. Kürdlere mücadeleden başka yol bırakılmamıştır. Türkler Araplar, Persler işgalci emellerini, sömürgeci alışkanlıklarını ne yazıkki terk etmiyorlar. Ancak Dünya ve ortadoğu’daki gelişmeler, sömürgeci ve işgalci güçlerden yana bir gidişata işaret etmiyor. Bundan böyle Kürdistan toprakları üzerinde hak iddia eden veye ortaklaşma arzusunda olan devletler, kendi toprakları üzerinde tek egemen yönetim olma hakkından vaz geçerek, kökten dönüşerek ortaklaşabilirler. Başka türlü Kürtlere katliam, yıkım, sürgün, talan, asimilasyon, jenosit uygulayanlarla bir ortaklık düşünülemez.

    Kürdler hiç bir sömürgeci rejimin üstün ırk ayrıcalığını kabul etmez. Rojava ile Arap bölgesinin eşit haklar temelinde ve barış içinde yaşamasını isteyen İran ve Türkiye önce işgalci politikasını değiştirmeli ve baskı zoru ile yönetikleri Kürdlerle eşit yaşamalıdır. İran ve Türkiye, Suriye üzerindeki Sünni, Şii hegomanyasına ve islamist çeteler üzerinde yürütükleri vekalet savaşına son vermelidir. İran’ın, Suriye ve Irak üzerindeki askeri, siyasi hegomanyası kırılacaktır. Kuzey Kürdistan ulusal sorunun çözümü,Türk işgalin çekilmesi veya kırılması ile sonuçlanacaktır.

    Güney Kürdistan Irak işgali altında kurtulmuştur. Son olarak Federe Kürdistan, Irak genelinde 12/05/2018 gerçekleşen seçimle birlikte Kerkük ve Musul bölgesi Kürdistan’ın bağımıszlık referandumundan yana oy kullanmış, iradesini ortaya koymuştur. Güney Batı Kürdistan Suriye işgali altında önemli ölçüde kurtulmuştur. Doğu ve Kuzey Kürdistan Acem ve Türk işgali altında kurtuluş mücadelesi veriyor. İran ve Türk devletinden başka kimse Kürdleri öldüremiyor. Kürdlere her türlü zulmü, barbarlığı uyguladılar, daha fazla öldürerek yönetemezler. Ortadoğu’yu ırk din adına parseleyen, insanları birbirine düşman eden ulusların ve farklı inançların hak eşitliğini şiddetle reddeden bu diktatör, sömürgeci rejimler yıkılmalıdır.

    Medkobal@gmail.com

    Yazarın biyografisi:

    İlk yorumu siz yapın

    Cevap bırakın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


    *


    one × 4 =

  • Tüm Yazıları

  • Sürekli Öldürülen Kimlik !

    Nisan 14, 2018

  • Birleşmiş Milletler Efrin’de Yeni Bir Halepçe mi Bekliyor?

    Mart 16, 2018

  • Dün Kerkük Bugün Afrin !

    Şubat 23, 2018

  • Rusya Ne Yapmak İstiyor?

    Şubat 6, 2018

  • Türkiye’nin parçalanması kaçınılmazdır!

    Ocak 21, 2018

  • Kürd Siyasetin Yapısallığı !     

    Aralık 30, 2017

  • Bağımsızlık Teorisinden İşgal Pratiğine

    Aralık 22, 2017

  • İslam Emperyalizmin Kürdistan İşgali ve Kudüs Çıkmazı !

    Aralık 15, 2017

  • Pers Stratejik Hedefi ve Soçi Zirvesi !

    Kasım 26, 2017

  • Zarrab, Türk Hükümetin Kara Kutusu mu?

    Kasım 17, 2017

  • Dünya Devletlerinin Kürdistan Hesabı ! 

    Kasım 4, 2017

  • Acem Diplomasisi ve Kerkük İşgali !

    Ekim 27, 2017

  • Acem Kılıcı ! 

    Ekim 18, 2017

  • İran ve Türkiye’nin Çıkmazı !

    Ekim 10, 2017

  • Yüzyıllık Sykes-Pkot Esareti ve Bağımsızlık Referandumu !

    Eylül 17, 2017

  • İran’da İdam, Avrupa’da Kurşun !

    Temmuz 4, 2017