• Azad Sagnic

    Azad Sagnic

    Katil ile Çay İçmek

    Azad Sağnıç // Aytekin Yılmaz’ın çoğunlukla anılarından ve tanıklığından oluşan YOLDAŞINI ÖLDÜRMEK adlı kitabını bir solukta okudum.
    Kitap ile ilgili birçok kişiden, çok şeyler dinlemiştim.

    İstinasız herkesin hem fikir olduğu husus “çok cesurca yazılmış bir kitap” olması.

    Bence çok cesur olmasa da cesurca yazılmış.
    Neden çok cesurca değil de, sadece cesurca yazılmış diye bir soru akla gelebilir.
    Alt paragrafta izah etmeye çalışacağım.
    TC mahkemelerinde adil yargılanmayı isteyen, cezaevi koşullarının insani normlara uygun biçimde dizayn edilmesi için açlık grevi  ve benzeri eylemlerle tepki gösteren sol siyasi hareketler, kitaptan anlaşıldığı kadarıyla kendi iç işleyişlerinde SS mahkemeleri
    ve subaylarından geri kalmayan uygulamaları yoldaşlarına hak görmüşler.
    Yargıç, iddia makamı, gardiyan, ihbarcı ve infazcının aynı ekip olması ve hiçbir şekilde suçlananın kendisini savunmasına izin verilmediği, infaz kararının çok önceden verildiği anlaşılıyor.
    Kitap ile ilgili söylenecek çok şey var.
    Çünkü bilmek istemediğimiz, görmek istemediğimiz, unutulmasını istediğimiz, dahası kendimize (Sol örgütlere) yakıştırmak istemediğimiz, birçok detayı okuyucuyu tokatlayarak hafızalarda yeniden canlandırıyor. YOLDAŞINI ÖLDÜRMEK kitabı yüzleşmek için mutlaka okunmalı.
    Aytekin kitabında cesurca cinayetlerin üzerine giderken katillerin isimlerini yazma konusunda cesur davrandığını düşünmüyorum.
    Aytekin’in kitabından anladığımız kadarıyla cinayetleri işleyenler şimdi aramızdalar.
    Katillerin bizlerden birileri gibi dolaştığını anlamak mümkün.
    Belki de, kahramanca dolaşıyorlardır kim bilir?
    Peki, bu bize haksızlık değil mi?
    Onlarla, onları bilmeden selamlaşmamız.
    İşletiyorlarsa kafe’lerinde çay içmemiz, yönetiyorlarsa bir sivil toplum kuruluşunda onlarla gündemi tartışmamız.
    Kim bilir belki evlerimizde ağırladığımız hayatımıza bir şekilde dokunan bu katillerle bilmeden bir arada olmak haksızlık değil mi?
    Belki yaptıklarından pişmanlık duyuyorlardır. Bu pişmanlıkları onları gizlemek için yeterlimi? Hiç sanmıyorum!
    679 hafta devletin işlediği faili meçhul cinayetler yargısız infazlar ve kaybetmeler üzerine Galatasaray Lisesi önünde toplanan Cumartesi annelerinin haklı eylemleri bir yanıyla eksik ve gölgelenmiş olmuyor mu?

    Yoldaşları tarafından öldürülen çocukların annelerinin, çocuklarının katillerini bilme hakkı yok mu?
    Faili meçhul veya faili bilinen ancak sistem ya da yoldaşları tarafından korunan katillerin cezalandırılmasını istemek aynı zamanda sistemi de mahkûm etmek değil midir?
    Özetle, cesurca yazılmış çünkü örgüt isimlerini tek tek yazmış.
    Çok cesurca değil, çünkü katilerin isimleri yok.

    Aytekin işlenen örgüt içi infazları maalesef -Fail-i Meçhul-‘a bırakmış !…

     

    Yazarın biyografisi:

    15 Ekim 1960 tarihinde Bitlis’in Tatvan ilçesinde, altı çocuklu ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk orta ve lise öğrenimini Tatvan’da tamamladı.1980 Askeri darbesine kadar 20 den fazla gözaltı ve tutukluluk yaşadı. 1980 darbesinden sonrada, Babası Faqi Hüseyn, Abisi Nevzat ve kardeşi Ferhat’la iki kez tutuklandı. Uzun işkenceli sorgulardan geçti Kars, Erzurum, Muş, Tatvan, İstanbul’da çeşitli dönemlerde gözaltı ve hapis yattı.Siyasi hayatının bir döneminde yolu Rızgari ile kesişmiş, bu kesişme 1980 darbesinden sonra kesintiye uğramıştır.2016 yılında Kürdistan’da Türk solunun örgütlenmesini, Orhan KESKİN’in yaşamı içinde anlatan, Bana Beyaz Bir At Getirin kitabı yayınlandı.

    İlk yorumu siz yapın

    Cevap bırakın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


    *


    3 × five =

  • Tüm Yazıları

  • Mektup

    Mart 25, 2018

  • Afrin ve Zeytin dalı

    Ocak 21, 2018

  • Nevzat Sağnıç’ın anısına

    Mayıs 12, 2017

  • Referandum’a Giderken

    Nisan 1, 2017

  • Bir Cesur Yürek

    Mart 26, 2017