Take a fresh look at your lifestyle.

Selim Çürükkaya: Barış gelecek mi?

Selim Çürükkaya, Barış gelecek mi?

0 585

Selim Çürükkaya /Bu Makale Pazartesi, 29 Kasım 2010 da saat 15:46 da. Madiya.net sitesinde yayınlanmıştır. Aradan yaklaşık olarak sekiz yıl geçmiştir. Doğruluğundan hiç bir şey kayıp etmemiştir.

Selim Çürükkaya / Diyarbakır da oturan bir okuyucum, kafası karıştıkça beni arar ve güncel konular hakkında sorular sorar. Dün akşam yine aradı. Bu kez barış görüşmeleriydi konu, anlaşılan “Demokratik özerklik” artık gündemden düşüyordu. Ona ısrarla “Demokratik özerklik” konusu üzerinde duralım. Bundan bir sonuç almadan “barış görüşmeleri” ne geçmeyelim dememe rağmen; O, bana, “dediğiniz konu güncelliğini” yitirdi. Burada herkes, barış görüşmelerini konuşuyor, sizin bu konuda fikriniz ne? Yoksa siz barışa karşı, savaşa yana mısınız? Başkan’ ı İmralı’da muhatap almaları iyi değil mi? Bir af çıkarırlar mı dersiniz? Başkan “silahları bırakın” derse, sözüne uyarlar mı, yoksa karşı çıkanlar olacak mı? Parçalanırsak bu bizim felaketimiz değil mi? Başbakan Recep Tayip “Türkiye’ de resmi dil tektir, o da türkçedir” dedi.

Hükümet veya devlet Kürtlere ne gibi haklar vermeyi düşünüyor? Önderlik: “Biz sorunu kendi aramızda çözelim” demesine rağmen, Türk yetkililer neden Amerika’ya, Avrupa’ ya, iran’ a Suriye’ ye, Güney Kürdistan’a kadar gidip sorunu anlatıyorlar?

Bizim buralarda cevabı aranan sorular bunlardır. Her kes bu konuları konuşuyor, elbette sizin görüşlerinizi de öğrenmek isteyenler vardır. Dedi….

Anlaşılan bayağı umutluydu, artık silahlar susacak, Kürt sorunu çözülecek, Öcalan hapisten çıkacak, Haydar Kaytan ile Duran Kalkan dağdan inip Meclis’e gireceklerdi. Ona “Demokratik özerklik” tartışmaları başladığı gün de böyle umutluydun, bu gün yarın demokratik özerkliği ilan edeceğiz, kendi kendimizi yöneteceğiz, bizim mahkemelerimiz olacak, belediyelerimiz kendi başlarına buyruk davranacak, gerekirse kendi okullarımızı kuracağız demiştin, bende sana “imralı’dan gelecek olan yeni bir emire kadar bu konuyu tartışacaksınız, emir gelince, bunu unutup başka bir konuya geçeceksiniz” dediğimde sen, sanki demokratik özerkliği bozuyormuşum gibi bana kızmıştın. Oysa şimdi kendin diyorsun ki; “o konu artık bizim buralarda güncel değildir.”

Mademki Demokratik özerkliği, rafa kaldırdınız ve mademki yeni bir konuyu gündeminize aldınız. O zaman bende bu konudaki görüşlerimi söylemek zorundayım. Ben Diyarbakır zindanında sabırlı olmayı öğrendim. Bıkmamayı, usanmamayı, pes etmemeyi ve kızmamayı öğrendim.

Önce “barış görüşmeleri” konusu üzerinde duralım. Yeryüzünün yazılı ilk barış görüşmeleri M.Ö 1280’de Mısırlılar ile Hititler arasında yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda Kadeş anlaşması olarak bilinen yazılı bir anlaşma ortaya çıkmıştır. O günden bu güne kadar birbirleriyle savaşan taraflar neticede yenilmiş, yorulmuş, yıkılmış ve karşılıklı masaya oturarak barışmış ve bu barışlarını bir antlaşma ile perçinleyerek savaşa son vermişlerdir.

Tarihte bazen öyle durumlar ortaya çıkmış ki savaşan her iki taraf yenilince, öyle barış gerçekleşmiş, Örneğin Millattan sonra 280 ve 279 yıllarında Epirus’lu Pirus Roma’ya saldırdı ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için herşeyi feda etti. Sonunda Pirus savaşı kazandı, ancak 8 ünite filin desteklediği ordusunun tamamını kaybetti. Neticede Savaşı kazandı, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş çapulcudan fazla değildi. Derleki Pirus, bu zaferin ardından “tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” bana demiştir.

Tabi tarihte herkes Pirus gibi yapmamıştır, zaferi kazananlar, karşı tarafı tam olarak yenenlerde vardır. Mesala birinci dünya savaşında, Osmanlılar ve Almanlar İtilâf Devletlerine yenildiler ve Osmanlı yenilgiyi kabul edince, Sevr Antlaşması (Fransızca: Le Traité de Sèvres), 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km. batısındaki Sevr (Sèvres) baniyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalandı.

İkinci Dünya savaşı sonunda Almanya kesin yenilince bambaşka bir anlaşma türü ortaya çıktı. Bu anlaşmada yenilen taraf yoktu. Yenenler Temmuz ve Ağustos 1945’te barış antlaşmalarının koşullarını görüşmek üzere Potsdam Konferansında bir araya geldiler.. Toplantıya önde gelen Müttefik temsilcileri olarak ABD’den Roosevelt’in yerine seçilen Başkan Harry S. Truman, SSCB’den Stalin ile İngiltere Başbakanı VVinston Churchill katıldı. Bunlar yenilen Almanya’ yı ne yapacaklarına dair kendi aralarında anlaştılar ve bunu yazılı hale çevirdiler.

Dünyada ki pek çok ulusal kurtuluş savaşı, işgalci devletlere karşı gelişti, denge aşamasına ulaştı, uluslararası destek kazandı, işgalcileri ülkelerinden kovama aşamasına geldi, ulusal kurtuluş mücadelesi veren güçler ile ulusal kurtuluş mücadelesini bastıran güçler bir araya gelip barış antlaşmaları imzaladılar. Cazayir’ de, Hindistanda, Vietnam’ da Çin’ de böyle oldu. Hata burada burnumuzun dibinde, ülkemizin bir parçasında Kürt lideri Mala Mustafa Barzani önderliğindeki Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi bir türlü yenilmeyince Baasçı güçler Mala Mustafa Barzani ile anlaşarak Kürtlere özerklik vermeyi kabul ettiler. Ve o özerklik hakkı bu gün federasyon biçiminde vücut bulmuştur.

Başka örnekler de var dünyada; örneğin İrlanda ve Bask proplemleri gibi. Bask ta ETA adını alan bir örgüt yıllarca ikiye parçalanmış, Pirine dağları ile Atlas okyanusu arasında uzanan güzel ülkeleri için bağımsızlık mücadelesi verdiler. Fransızlar ve İspanyollar Baskların ayrılıp bağımsız bir devlet kurmamaları için Bask ülkesine çok büyük ekonomik yatırımlar yaptılar, bu gün neredeyse Bask ülkesinin bazı şehirleri, Madrid ve Paris’ ten daha gelişkin ve daha güzeldir. Buna rağmen ETA bağımsızlık istiyordu, neticede Basklılar ile ispanyollar anlaştı , Bask bölgesi özerk yönetimine kavuştu.

İngiltere ile İRA çok uzun süren kanlı bir savaştan sonra nihayet İRA nın legal kanadıyla masaya oturan İngiliz hükümeti çözüm için çok önemli adımlar attılar.

Gelelim Kürdistan sorununun çözümüne veya Türk Kürt barışına; Kürdistan sorunu dünyadaki hiçbir soruna, Türk devletide dünyadaki hiçbir devlete benzemez. Hemen kısa bazı örnekler vereyim, bu yeryüzünde, bu güneşin altında, sayısı en iyi tahminle 30 milyon olan bir halkın dilinin yasak olduğu, daha doğru bir deyimle kendi diliyle eğitim yapamayan başka bir halk var mı? Yine bu yer yüzünde milyonların dilini yasaklayan bir devlet var mı? Hayır diyeceksiniz ama ben size evet vardır diyeceğim. Yasaklanan diller Kürtlerin dilleridir, yasaklayan devlet Türk devletidir.

Yine bu yeryüzünde millattan önceden beri var olan, kültürler ve medeniyetler yaratan, bütün işgallere, yok etme politikalarına rağmen günümüze kadar varlığını sürdüren, diliyle Kültürüyle, efsaneleri, hikayeleri, şiirleri, destanları ile “var” olan, ama “yok” sayılan başka bir ulus var mı?

Peki “var” a “yok” diyen, “Kürd” e “Türk” diyen, bu yalanı kabul etmeyenlere karşı savaşan bir devlet var mı bu yer yüzünde?
Evet vardır. Bu çağda bu zihniyette bir devlet mevcuttur ve zihniyetini hala değiştirmek istemiyor, ayak diretiyor.

Bizim örgütümüz ne Vietnam İşçi partisine benzer, ne Gandi önderliğindeki Ulusal Kongreye, ne Cazayir kurtuluş hareketine, ne de herhangi başka bir ülkenin kurtuluş örgütüne benzemez. Lider olarak bellenen kişi de hiçbir liderle benzerliği yoktur.. Örneğin otuz yıldır savaşan bir örgütün iradesi, kararkanizması olmaz mı? Veya taraftarları milyonlarla ifade edilen bir örgütün iradesini imza ile götürüp “tutuklu” olan birine teslim eden başka bir örgüt var mı bu yeryüzünde?

Hangi ulusal kurtuluş mücadelesinin lideri sömürgeci devletin elinde M.Ali Birand’ın deyimiyle “en büyük gizli silah” haline geldi?

Biz böyle olduğumuz için Türk devleti de öyle olduğu için Kürdistan sorununun çözümü zordur. Türk devleti Kürtlerin varlığını resmi olarak kabul etmek istemiyor. Kürtlerle oturup, onları bir taraf olarak kabul edip anlaşma yapmaya yanaşmıyor. Başbakan Erdoğan Kürtlerin kendi anadilleriyle eğitim yapmalarına bile karşı olduğunu açıklıyor. Peki dil hakkı, ki insanın en temel hakkıdır, bunu kabul etmeyen bir devlet , Kürtlere ne verecek? Anlaşılan görüşmelerin amacı zaten “alma – verme”yle ilgili değildir.

Referandumdan sonra İmralı da Öcalan ile bazı görüşmelerin yapıldığı söylendi. Kimseler görüşmelerin içeriğini merak dahi etmedi. Önemli olan görüşmelerdi. Oysa bu görüşmeler 1998 de Şam’ da başlamıştı. Ve gizli görüşmelerdi. Öcalan bu gizli görüşmelerin mahiyetini hiçbir zaman hiç kimseye açıklamadı. Aradan yıllar geçince pratik ve yer yer ortaya çıkan bazı ip uçlarıyla içerikleri anlaşılmış oldu. Mesala Öcalan’ın 1986 yılında Genel Kurmaya “Türkiyeye dönceceğim” sözü verdiğini ancak bu yıl “balıkçı” lakaplı istihbaratçının açıklamasıyla öğrenebildik.

İmralı da yapılan görüşmelerin amacının Kürdistan sorunununa adil bir çözüm bulmak olduğunu söylemek mümkün değildir. Türk devleti eğer uygun görmüşse – ki ben daha o kanıda değilim- gerillaları silahsızlandırmak istiyor. Bu işi kendilerinin hazırladığı, emirleri dışında hareket etmek istemeyen Öcalan aracılığıyla yapmak istiyorlar.

Türk ordusu süre içinde kuzey Kürdistanda “kontrol edilebilir” bir “Kürt hareketi” yaratmıştır. Bunun aracılığıyla kocaman Kürdistan sorununu kendisine büyük zararlar vermeyecek şekilde yönlendiriyor. Bu gerçekten dolayı silahlı Mücadeleyi aniden bitirirse, ondan sonra ortaya çıkabilecek iklim ve ortamdan ürküyor.

Kürdistan sorununun siyasi boyutu ile gündeme geleceğini biliyor, Kürtler içinde büyük bir tartışmanın açılacağını, tekçiliğin bozulacağını, direnişçi Kürt potansiyelinin çok sayıda örgüt doğuracağını, sorunun siyasi ve diplomatik olarak gündeme geleceğini, Kürt mücadelesine vurulan terörizm damgasının da kalkacağını ve devletin konrolü tamamen yitireceğini düşünüyor.

Eğer devlet bu korkusunu aşarsa, Öcalan aracılığıyla silahlı mücadeleyi kesinlikle bitirir. Zira Qandil’deki başkanlık konseyi ve BDP önceden iradelerini İmralı’ya imza ile teslim etmiştir. Ve Öcalan emre amadedir.

Karşı çıkanlar olmaz mı? Zira karşı çıkanlar barışa karşı çıkmayacaklar, adil bir barışın olmaması için böyle bedava satılışımıza karşı çıkacaklardır. Ama onlar barışa karşı çıkmışlar olarak gösterilip, terörist olarak damganacaklardır. işte Avrupa ile Amerika ile, Güneydeki Kürt yönetimi, İran ve Suriye ile bunun için görüşmeler yapılıyordur..

Peki adil bir barış mümkün değil mi? Mümkündür ama bunun tek şartı vardır: Kuzey Kürtleri ulusal bir kurum ve irade yaratırsa, bu kurum bütün kuzey Kürtlerini temsil ederse, Kürtlerin istek ve taleplerini iyi formüle ederek bunun diplomatik, siyasi mücadelesini verirse, kalıcı bir barış mümkündür.
Kurdistan sorunu adil bir biçimde çözülmediği müddetçe, bu gün dağdakiler indirilse bile, başka bir zamanda, başka bir biçimde, yeniden isyanlar patlak verir.

Türkiye cumhuriyeti kurulduktan bu güne kadar 30 isyanın olması, çözülmemiş sorunun büyüklüğünü ve isyanları nasıl doğurduğunu bize gösterir..

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

five × one =