Take a fresh look at your lifestyle.

AV ve AVCI

49

TC Solu hakim sınıflarla arasına net bir hat çekememiş ve ciddi bir mücadele metodu tutturamamıştır.
Aynı aileden, aynı sınıfsal kökenden gelen kardeşlerden biri karşı devrimci diye hedef alınırken, yandaş devrimci görülebiliyordu. Bu tutumla sınıfsal karakter yandaşlığa kurban ediliyordu. Düzen sahiplerine karşı yürütülen mücadele ise hiçbir zaman, kendilerini eleştirenlere karşı yürütülen şiddete vardırılmamıştı.

Trajedi ise, ‘sınıf mücadelesi’ diye geri düşünceli işçilere ‘karşı devrimci’ sayarak acımasızca yönelmekti.
Solun bu zaaflarını gören düzen sahipleri içlerine ajanlar sokarak bu çatışmaları sürekli hale getirmeye ve solu birbirini kırmaya yönlendirdi.

Kargaşa sürerken 80 darbesi çıka geldi.

Darbe öncesi birbirini kıran solculardan birine ‘Siz iyisiniz’ denmedi, istisnasız hepsi ezildi. En düzenci örgüt TİKP-Aydınlık grubu kapatılıp-yasaklandı. Diğer solun ‘ajan, ve ‘ihbarcı’ suçlamalarına ve grubun tamamen yasal faaliyetlerine rağmen yöneticileri tutuklanıp mahkum edildiler.
Sol, gözü kör siyaset sürdürürken, burjuvazi asla hedef şaşırmıyordu, dost ve düşmanını iyi tanıyordu. Darbe olur olmaz TÜSİAD üyesi Halit Narin“Şimdiye kadar biz ağladık, artık biraz da işçiler ağlasın” demişti.

Darbenin ilk icraatı halkın 1 Mayıs dediği mahallenin adını Mustafa Kemal yapmak oldu. Nasıl ki Dersim’i katleden generalin adı en büyük caddesine verildi ise. Amaç devletin ağırlığını halka daima hissettirmesi idi. İlin adını TUNCELİ değil, Alpdoğan da yapabilirlerdi. Dersim’de Tunç-elli Alpdoğan! yeterli görülmüş olmalıydı.

Darbenin, mahallenin adını değiştirmekten başka gözle görülür bir baskıya yönelmemesi garip görünebilir. Oysa Sol içine yerleştirilen ajanlar aracılığıyla kimin nerede ikamet ettiği önceden biliniyordu. Gürültüsüzce bir gece alınıp götürülürlerdi. Bezen komşusunun alındığını mahalli üç gün sonra ayırt ederdi.

Devletin ‘din birleştiricidir’ talimatı gereği yavaş yavaş 1 Mayıs’ı çevreleyen mahallelerde (Ümraniye, Bakkalköy, Esat Paşa, Örnek, Yeni Sahra vb.) dinci bir kuşak belirmeye başladı. Zamanla mahallede de görünür hale geldiler.

Kısa sürede mahalledeki sol potansiyel tahliye edildi. kalanlar ya hiçbir şeyle ilgilenmeyen ya da apolitik oynayan bir zevat…
Eski arkadaş çevresi, aile ziyaretleri, kır gezileri, yılbaşı eğlenceleri bahanesiyle  bir araya gelen tek bir AYDINLIK grubu görülüyordu.

Bir ara YABA adlı dergide tanıdık biri yazmaya başladı. Arkası gelmeyince takip edilmedi. YENİ UFUKLAR ise sağcı çizgi ile daha dağıtıcı rol oynadı. ’Her şeye şüphe ile bakmak, her şeyi tartışmak, tabu tanımamak’ gibi kulağa hoş gelen tabirlere ‘Marksizm doğru olmayabilir’ fikriyatı yedirilmeye çalışılıyordu. Reddedilince tartışma geri çekildi ama yeni ufuklar da battı.

Saçak adlı dergi düşünce ağırlıklı yayına başlayınca ilgi topladı. Fikir yazıları derginin dağıtımını ve propagandayı zorunlu kılıyordu, bu da beraberinde bir canlılığa neden oldu.

Dergi dağıtımı yeni insanlar tanımayı ve karşı eleştiriler kendini tanımayı getirdi. Kısa sürede ayırtında olmadan yeniden örgütlenme-örgütleme faaliyeti içinde bulduk kendimizi…

Neden Saçak?

Şahsi fikrimi, TİKKO’cu mantıkla ‘her şeyi inkar’ çerçevesinde devletten gizlememe karşın bir çok yazımda açıkladım.
Kurdistan parçalanmış bir sömürgedir. Bu sömürgeden edinilen gelir egemen ulusun proletaryasına Kurd’e göre daha lüks bir hayat kaynağı sunuyor.
Sömürgeci devletlerin işçileri, sömürge özgürleşmedikçe, devletin küçük küçük ortakları durumundadırlar. İster istemez sömürüden pay alırlar ve böylece hem devletin hem suçlarının ortağı olurlar.
Kimse ücret artışı amaçlı bir iki greve bakarak devrim edebiyatı yapmasın! O kadarcık işçi hareketleri Almanya işçi sınıfında da görülüyor ama kimse devrim beklemiyor! Kurdistan özgür olmadıkça bu durumdaki bir sınıf devrime ihtiyaç duymaz. Nitekim duymuyor da! Sömürgeci devletlerin işçileri o ortaklık nedeniyle devletçidirler. Diğer adıyla statükocudurlar..
Bu nedenle TC işçileri ve halkı Sola asla kulak asmaz!,
Nokta!

O halde neden saçak, neden TC solu?

Doğru soru ama dönem! 80 darbesi olmuş, tüm örgütler dağılmış. PKK bile içeride teslim alınmış. Bitmemiş olsa dahi aralarında Ferit Uzun, Alaattin Kapan gibi değerli bir çok Kurd devrimcisini katletmiş ajan bir örgüte gitmeyi düşünemezdim. Red Kawa beni düşman biliyor zaten!
Ortada kimse yok. Ya tembel tembel oturacaksınız, ya da bir ışık gördüğünüzde gideceksiniz.
Gitmeyi tercih ettim.

Başkaları ayırtına vardı mı bilmem, devrime aşırı inanma hatası içindeydim. bir tek ben de değil!
Bu hatanın bizi sürüklediği yere vardığımızda ancak düşünme ve dönüp kendimize bakma fırsatı bulabiliyorduk.
Devrime aşırı inanç bir hatadır.
Bu yukarıda değindiğimiz ‘Marksizm doğru olmayabilir’ benzeri bir bakış açısıdır ama birebir aynı değildir. Marksizm yanlışsa devrim imkansız demektir. Devrime aşırı inanç ise bağımlılık hatasını ifade eder. Devrim imkansız değildir ve bu ifa edilerek kanıtlanmış bir doğrudur. Bağımlılık insanı devrim hemen yarın olacakmış gibi yanılgılara düşürür.
Ek kötüsü bu aşırı inanç, sahibini kurban olmaya götürür. Aşırı inançlı insanlar, beraber yürüdükleri yoldaşlarını da inançlı sanırlar. Oysa bilerek, inanarak devrim yoluna çıkanlar azdır.
Birçokları, dönem itibariyle popülaritesinden yararlanarak ihtiraslarını tatmin etmek için devrimci görünmeyi tercih ediyorlar. Fırsat bulunca köşe dönmekten ve yoldaşını avlamaktan çekinmediler!
Devrime aşırı inananlar bu yoldaşlarının kurbanı olmaktan kurtulamazlar ve ne yazık ki istatistiklere geçmemesine rağmen oldukça çokturlar.

Hataya düşmek, her insanın yanılgıya düşmesi kadar masumdur.
Avcılık ise bilinçle yapılan bir şeydir, masum hiçbir tarafı yoktur. İhanetle özdeştir!. Kurban ile kurban eden, bir anlamda av ile avcı.
Aşırı inanç hatasına düşmeyi gururla taşırım. Ama aşağılık bir yoldaş (insan)avcısı olmayı asla!..

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

fourteen − 6 =