Take a fresh look at your lifestyle.

Hazar, Hazar, Hazar

22

Cemsi Kaya / Anacığım 21 Eylül 2018’de 87 yaşında bu dünyadan göçtü. Annesiz çocuklar séyek’ tir. (yetim) Anamız bizi séyek bıraktı.

İnsan yaşayınca fark ediyor; şairin dediği gibi: ‘’hayat salıncağından düşmek’’ gibi bir şey anneyi kaybetmek. En son 16 Eylül’de Elazığ-Fırat Üniversitesi hastahanesi odasında kendisine veda ettik. Hafızası yerindeydi. Beni ve kardeşim Haydar’ı kıskıvrak yakalamış, takati yetse neredeyse hiç bırakmayacaktı. Odadan ayrılıp koridora vardıktan sonra, geri dönüp ona bir daha sarılmak istedim, kardeşim Haydar, annemiz daha kötüleşir düşüncesiyle, razı olmadı. Halk ezgisindeki gibi, ‘’Ölüm ile ayrılığı tartmışlar, elli dirhem fazla gelmiş ayrılık!” dedikleri de tam da buymuş!

ANNEM FAYÊ
Annemin babamla talihsiz evliliğine Qoçgirili Alişer’i öldüren Rayberé Seydağa’nın eşi Menes Xatun vesile olmuş.

‘Talihsiz evlilik’ diyorum; zira babamla annemin aralarındaki yaş farkı otuzun üzerindeydi!!!

Menes Xatun ile benim nenem Milçe Xatun canciğer iki dostmuş. Batı Dersim’in bu iki saygın Xatun’u ne tesadüf ki 1938 sürgününde de Çorum’a sürülüyorlar. Dostlukları orada da devam ediyor.1938 kırımında karısı öldürülen babam 8,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra ve yaş haddinden sadece altı ay askerlik yaptıktan sonra yeniden hayata tutunmaya çalışır. O ara Menes Xatun ve nenem Milçé Xatun da sürgünden geri dönmüşler. Bir gün Menes Xatun nenem Milçé’ye haber salar: ‘’Kezé’nin torunu Fayê yetişmiş, gelin kızı, Gemo’ya (babamın adı) götürün!’’ der.

Kezé (Kejé) annemin anneannesi ve nenem Milçe’nin de kız kardeşidir. O da 38’de kurşuna dizilenlerden. Sarışın olduğu için adı “Kezé/Kejé” kalmış.

Yöremizde Menes ve Milçé’nin sözü ve kararı kanundu, çiğnenemezdi. 17-18 yaşındaki Faye’nin -anacığımın- kaderini bu iki Xatun belirlemişti. Fayé kendisinden otuz küsür yaş büyük olan babamla evlendirildi. Yazmaya duygularım elvermiyor ama vicdanen yazmak zorundayım, hiç değilse bu hatalı evlilikleri şimdiki nesiller yaşamasın diye!!!

Annemi gelin olarak getirmeye gittiklerinde pek tabii ki babam da kız isteyenler ile birlikte gidiyor. Gelin adayı annem misafirlerin elini tek tek öpüyor, bu arada babamın da elini öpüyor!!! Ama birbirlerini tanımıyorlar ve babam‚ elini öpen müstakbel zevcesini tanımadığından;
-‘‘Héni meke çena me héni meke/ öyle yapma kızım öyle yapma!!! ‘‘ diyor.

Kürdî ataerkilliğimize kurban edilmişti Fayé! Hem de iki kadının eliyle!!!

Fayé de tıpkı anneannesi Kezé gibi keze, yani sarışındı. İnce uzun, selvi boyluydu; al yazması yoktu ama, başına kofi takar, taqî û téri’ giyer kaşıng bağlardı.

Annem Fayê sürgüne tabi olmayan bir aileden geldiği için hiç Türkçe bilmezdi.1980’li yıllarda oğlu Haydar’ı cezaevinde ziyaret ettiğinde, oğluyla Kürtçe konuşmuş, görüşmeyi izleyen asker ‘Kürtçe yasak’ diyerek konuşmayı men etmiş, annem de kalan vaktini oğluyla bakışarak geçirmişti.

Fakir û zaruret içerisinde geçirdiğimiz çocukluk yıllarımızda, annem bir dişi aslan gibi nafakamızın temini için didinir dururdu. Yokluk yıllarımızda onun aklımdan çıkmayan ve asla unutmadığım dersi nefis terbiyesi dersiydi: ‘’Né bo ke sıma çéyané sar de taba boré!!” Yani:
– Olmaya ki siz kimsenin evinde bir şey yiyesiniz!’ sözü kulağımda küpedir hala…

Dört yıl önce bir dostum kendisine İstanbul’da ufak bir cep harçlığı vermişti de anama zorla kabul ettirmişti. Anam kibir nedir bilmezdi, onunkisi kibir değil onurdu. Can havliye kendi deyimiye;
“Zé féke téru” (yani: Feqîya Teyra) menziline varmak için bir buyana, bir oyana koşuşturur dururdu. “Feké teru” kelimesinin annemin dağarcığında olması, yıllar sonra yurtdışına gelip, Feqiyé Teyran’ı öğrenince, bana ilginç gelmişti. Geçen yıl kendisine:
-‘’An’xatun sen feké teru ‘dan bahsediyordun, feké teru kimdir? ‘’ diye sorduğumda, ‘o,
– ’ju tér a/o bir kuştur’’ diye cevaplamıştı. Fekiyé Teyran’da masal kuşu metaforunun merkezi önemi düşünüldüğünde, annemin cevabı anlamlıydı. Gerçekten de öyleydi; Feqiyé Teyran gibi o da hayatını Anka kuşunu bulmaya adamıştı. Anam Fayé de hayatını, elbetteki her anne gibi, çocuklarına adadı. İkisi de menziline varmak için can havliyle koşuşturup durdu!!!

Bir başka anıyla onu yad etmek istiyorum. 12 Eylül rejiminin karanlık yılları. “Uskeğ” adlı köyümüzde kıst pıst bir şeyler fısıldar insanlar birbirine. Bir kara haber olduğunu sezer Fayé anam. Niye ve neyi gizli konuşurlar Uskeğliler? Anam kuşkulanır; zira iki oğlu dağdadır. Ölüm kokusu alır Fayé yi!!! Çaresizlik içerisinde narasını atar: -“Neyi gizliyorsunuz? Söyleyin, söyleyin de meyitlerimize/ölülerimize sahip çıkalım!!!‘‘ der. Köylüler açıklar, Dersim dağlarında çatışma var, öldürülen Fayé’nin oğulları değil ama kardeşinin oğlu Aziz Süer’dir.

Sürekli kırıma uğrayan kavmin çocukları olan bizleri yıkadığında –su çimdirdiğinde-, çimdirmenin finalinde üç sefer birer tas su başımıza döker:
‘’Hazar, hazar, hazar!!!’ diye dua ederdi. Ancak biner biner çoğalarak varlıklarını koruyabilirdi sürekli kırımlara uğrayan Kürd kavminin çocukları.
Darda olduğumuzu düşündüğünde: ‘
’Xızır sıma ré perr bo/Hızır size kol kanat olsun!!! ’’ derdi. Şimdi ise anacığım,
“Xızır perr’ini takıp zé feké teru/Feqiyé Teyran” gibi anka’yı bulmak üzere sonsuzluk menziline doğru uçtu.
Ruhu şad olsun!!!
CeKa 27.09.2018

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

17 + 17 =