Yol Korkusu

Vengma editöründen/ Sevgili Faysal Dağlı’nın aşağıdaki makalesini okuduğumda Rahmetli Orhan Kotan’ın anlattıklarını hatırladım. 1994 yılnın yaz aylarında Stokholm de kalıyor, Rahmetli Orhan Kotan’la sık sık görüşüyor, ortadoğu ve Kürdistan sorunu üzerine tartışıyorduk. Orhan’a göre Kürdistan sorunu, Türkiye’nin demokratikleşmesi, ortadoğudaki bütün sorunların çözüm anahtarı “Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi”ne bağlıydı. Azerbeycan’dan veya Hazar Gölün’den  başlamak üzere Ege’ye kadar uzanan bu boru hatı herşeyi belirleyecekti. Türkiye’nin çehresini değiştirecekti. Orhan’ı dinlediğimde, biz Kürtler boşuboşuna mücadele ediyoruz, her şeyi bırakalım boruya bakalım hissine kapıldım. Faysal Dağlı’nın makalesini okuyunca aynı duygulara kapıldım. Rahmetli Orhan Kotan’a göre Ayerbeycan boru hattı bize cennetin kapısını açacaktı, Sevgili Faysal Dağlı’ya göre ise Ovaköy yolu biz Kürtlere Cehennemin kapısını açacak. Bu makaleye göre bir yol yapılacamış, biz Kürtler için kıyamet kopacakmış. Bana göre Kürtler akıllı olsa politik davransa birlikte davranarak birlikte hareket etsen yolları da nehirleride kendi hizmetlerine sokarlar. Sevgili Faysal’da Kürtlerin genetiğinde ki “yollar korkusu fobisini”ni gördüm. Okuyun.

Faysal DAĞLI

‘Cehennem kapısı’ tabiri Ortadoğu’da sık kullanılan ve yapılmaması gereken, büyük vebali olan işleri tarif eden bir terimdir. Rakipler bir birlerini tehdit ederken, karşı tarafı büyük bir ‘günah’ işlemek ve yaptığı kötülüklerin altında kalacağını ifade etmek için ‘cehennemin kapılarını açmakla’ itham eder. Ortadoğu’da habire ‘cehennem kapıları’ açılır, sonra tekrar açılır…

Eylül ayında Türkiye ile Irak arasında açılması planlanan Ovaköy Sınır Kapısı Kürdler için gerçek bir ‘cehennem kapısı’ olmaya aday. Bu proje için önümüzdeki günlerde fizibilitelere başlanması kararı verildi. Resmi açıklamalara göre Ankara’dan bir heyet önümüzdeki hafta Irak tarafıyla görüşerek, yol güzergahının ayrıntılarını netleştirecek.

Yani Türkiye ile Irak arasında, Kürdistan Bölgesi Yönetimi’ni (KBY) baypas edecek, ablukaya alacak, Rojava-Güney bağlantısını koparacak Ovaköy-Musul otoyolu için çalışmalara başlanıyor.

İbadi ile Erdoğan’ın Ankara buluşmasında bu yol ile birlikte petrol/gaz/elektrik ve güvenlik hattlarının döşenmesi konusunda da anlaştıkları açıklanmıştı. İbadi’nin geçtiğimiz 14 Ağustos’daki Ankara ziyaretinde varılan anlaşmaya göre Türkiye, altyapı garantisi verdiği bu stratejik yolun güvenliğini de sağlayacak. ‘Güvenlik’in anlamı; KBY topraklarından, Irak yönetimine bağlı olan Musul’a kadar ki otoyolun her birkaç kilometresinde karakollar, gözetleme kuleleri, yolu araziden ayıran beton blokların kurulması vs…

Yeni sınır hatının olası sonuçlarını özetlemek gerekirse: 

-Ovaköy’den Musul’a kadar ki güzergah yaklaşık olarak 190 kilometre. Dicle nehri ve Suriye sınırı boyunca uzanan bu yolun Musul’dan önceki durağı Türkmenlerin de yaşadığı Tel Afer kasabası. Buradan Başika’daki Türk askeri üssüne uzanan 30 km’lik bir yol var. Ovaköy’den başlayacak yol Duhok yakınlarından geçip Musul’a varacak ve oradan Şengal’e uzanan karayolunu da keserek ilerleyecektir.

-Türkiye ve Irak; Suriye sınırı boyunca uzanacak bu koridordan enerji nakil hatları, petrol ve gaz hattı ile ulaşım-ticaret ve güvenlik hattı olarak da faydalanacaktır.

Kürdistan Bölgesi ablukaya alınıyor

-Habur’u devreden çıkaran bu yeni ticaret, güvenlik ve ulaşım koridoru ile KBY’nın dış dünya ile ticari ve fiziki ilişkileri Irak hakimiyetine geçecektir.

-KBY bu yolun açılması ile ablukaya alınacak, her türlü ilişkisinde Irak’a muhtaç ve bağımlı hale gelecek, kendi başına herhangi bir hareket kabiliyeti kalmayacaktır. Ticaret, dış dünya ile ilişki ve diğer tüm konularda Bağdat’a bağımlılık bir süre sonra statüsünü de yitirmesine neden olacaktır.

-Yolun hemen altından geçeceği Duhok sınırları içindeki Dicle Barajı da bu şekilde Türkiye ve Irak’ın denetimi altında girecektir. Dicle Nehri boyunca uzanan bu yol aynı zamanda Dicle’nin herhangi bir şekilde Kürdler tarafından kontrolüne veya Irak’a karşı kullanılmasına imkan vermeyecektir. Yani Kürd yönetiminin ‘su kartı’ da elinden alınacaktır.

-Habur sınır kapısı tamamen ölü bölge olacak, stratejik önemini yitirecektir. Açık tutulması halinde insan geçişleri için kullanılan herhangi bir geçiş kapısı olacaktır.

-Ovaköy sınırının açılması ile KBY’nin Türkiye ile fiziki ilişkisi kalmayacaktır. Aradaki sınır zaten askeri hareketliliğin olduğu, ileri zamanlarda belki de duvarlarla tahkim edilerek Kuzey ve Güney yakaları Suriye sınırında olduğu gibi kapatılacaktır.

-Kerkük petrolü bu yol boyunca kazılacak bir boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırılacak mevcut Kerkük-Yumurtalık hattı da gerekirse iptal edilecektir. Kürd yönetimi Duhok ve Süleymaniye bölgelerinde elinde tuttuğu birkaç kuyudan çıkardığı petrolü Irak veya İran üzerinden satmak zorunda kalacaktır.

-Hülasa, KBY’nin Türkiye üzerinden dünya ile bağlantısı kalmayacak, bu avantajını yitirecektir.

-KBY’nin şimdiye dek Habur sınırı kapısından yıllık en az 10 milyar dolar resmi geliri vardır. İran sınırındaki Hac Umran ve Başmak kapılarından da 5 milyar dolar üzerinden geliri vardır. Erbil yönetimi Ovaköy sınırının açılması ile bu gelirden olacak, petrol kaynaklarını da yitirmesi nedeni ile daha da yoksullaşacaktır. KDP ile YNK geçmiş yıllarda en çok Habur/Başmak kapılarının gelirleri nedeni ile iç savaşa tutuşmuştur.

Suriye/Rojava-Irak sınırı bloke ediliyor

-Silopi’den Musul’a kadar Tel Afer dışında herhangi bir yerleşimden geçmeyen otoyol bu şekilde Irak-Suriye sınırları arasında bir barikat veya güvenlik koridoru olacaktır.

-Otoyol arasından geçtiği KBY ve Rojava yakalarındaki Kürdleri de fiziki olarak biribirinden koparan bir kama olacaktır. Yolun iki tarafı Suriye sınırına örülen duvar gibi fiziki engellerle kapatılacaktır.

-Şu anda Rojava ve Güney arasındaki fiili sınır kapısı olan Sêmalka tümüyle iptal olacak, Dicle nehri üzerinde Fişhabur ve alt bölgesinde su üstü araçlar ile yapılan geçişler ortadan kalkacaktır.

-Irak’ın Türkiye sınırına yakın olan Suriye/Rojava bağlantısı olan Fişhabur (Pêşhabur/Sêmalka) sınır kapısına zaten ihtiyacı yoktur. Fişhabur dışında, biri Şengal’den (Yarubiye/Rabia), diğerleri daha güneyden Suriye’ye bağlanan (El Velid/Et Tanaf ve Elbu Kamal/ El Kaim) adlı 3 sınır kapısı daha var.

-İki yakadaki Kürdlerin tek ulaşım olanağı Şengal ovasındaki Yarubiye/Rabia sınır kapısı kalacaktır. Orada da sınırın Irak tarafı (Yarubiye) Bağdat denetimindedir.

-Ovaköy-Musul otoyolu ABD’nin Irak’taki üslerinden Suriye’deki güçleri ile kurduğu lojistik hattını da tıkayacaktır. ABD, Suriye/Rojava ile karadan ilişkilerini Sêmalka veya Rabia sınır kapıları üzerinden sağlıyor. Ancak bu yol iki kapıyı da devreden çıkardığı için ABD ikmaline tehdit oluşturacaktır.

Türkiye’nin pozisyonu

-Türkiye’nin, Kerkük’ü ve diğer petrol zengini bölgeleri kaybeden, siyasi olarak pozisyonunu yitiren Kürdistan yönetimine artık ihtiyacı kalmamıştır. Bu bölge ile ticari ilişkilerini zaten Musul üzerinden sürdürecektir. Bu şekilde Erbil yönetimini baypas ederek bölge üzerinde çok sıkı bir denetime sahip olacaktır.

-Türkiye’nin, Arap dünyası ve oradan İran ile daha aşağılara uzanan bu yol ile Kürdistan Bölgesi topografyasına bağımlılığı da (Habur) sona erecektir.

-Türkiye, bu yol ile Irak’ın çeşitli bölgelerindeki Türkmen azınlığa doğrudan ulaşım imkanı bulacaktır.

-Ankara bu güzergah üzerine ileriki zamanlarda tren hattı da döşeyerek ulaşım imkanlarını çeşitlendirebilecektir.

-Türkiye sınırının kapanması ile birlikte İran sınırında da benzer tedbirler alınacaktır. KBY ile İran arasında mevcut iki sınır kapısı da Kürdlerden alınacaktır. Türk ordusunun Kandil harekatı ile amaçlanan sonuçlardan biri de budur. TSK birlikleri şimdiden İran ve KBY arasındaki Hac Ümran sınır kapısına giden otoyolunu tehdit eder konumda yaklaşmıştır. Büyük bir olasılıkla bu sınır kapısına giden yol ileriki süreçlerde Türkiye’nin kontrolüne geçecektir.

-Bu girişim, Kürd meselesi bağlamında Ankara’ya, Irak ve Suriye üzerinde de belirleyici ve yönlendirici bir avantaj verecek gibi görünüyor. Türkiye bu şekilde bu avantajlarla bundan böyle Irak’ın da Kürd siyasetini belirleyecek bir pozisyona ulaşıyor. Suriye’de de aynı yöntemi izleyerek Şam’a, ‘Kürdlere statü vermemeniz halinde İdlib ve diğer alanlardaki tüm cihadi gruplardan vazgeçerim’ teklifleri yapıyor. İran’ın güney sınırlarına sarkarak aynı baskıyı Tahran’a karşı da yapacaktır.

-Türkiye, Kürd meselesinde tüm hakim devletlerin siyasetini kontrol altına almayı amaçlayan bir strateji izlemektedir. CENTO veya Sadabad Paktı gibi siyasi holding ortaklılığını aşan bir girişimde bulunarak ortakları üzerinde kurduğu tahakküm ile Kürd meselesinde ‘belirleyici patron’ olmaya yönelmektedir.

-Aslında Ovaköy girişimin 1991 yılına uzanan bir geçmişi var. 91’deki Kürd ayaklanması ardından bazan çekmecelerden çıkarılan bu alternatif zamanın gereksinimlerine göre güncellenerek sürekli ertelendi. Türkiye’nin; Amerika, Rusya, İran ve Suriye ile ilişkilerinde gelinen boyut itibarı ile artık bu planın realize edileceği anlaşılıyor.

-Geçtiğimiz yılın 23 Ekim’inde Irak birlikleri Suriye sınırı boyunca ilerleyerek Türkiye sınırına ulaşmaya çalışmış, ancak Erbil bu girişimin Bağdat ile varılan mutabakata aykırı olduğunu, gerekirse güç kullanacaklarını ifade edince Heşdi Şabi ve Irak birlikleri Mahmur yakınlarında durmuştu. Irak yönetimi Kürd tarafını test de etmiş, taraflar arasında Mahmur yakınlarında çatışma da meydana gelmişti.

Yani Irak yönetimi de uzun zamandır Türkiye sınırını fiilen ele geçirmek için girişimlerde bulunuyordu. Erbil hükümeti sınır kapılarına ve havaalanlarına Bağdat’tan atanan memurları yerleştirerek durumu idare etmişti. Şimdilerde ise Irak’taki tüm Şii partiler hükümet kurmak için ihtiyaç duymalarına rağmen Kürd partilerle yaptıkları görüşmelerde ‘Kerkük konusunda asla pazarlık yapmayacağız’ diyor. Öyle anlaşılıyor ki, artık Irak’ın Kürd stratejisi Kerkük’ü de aşan bir boyutta ve Bağdat esas hamleyi gizlemek istiyor. Kazananlar her zaman kendi yasalarını dayatmıştır. Olup biten esasen budur. Hülasa Ovaköy sadece bir ‘sınır kapısı’ değil, Kürd meselesi bağlamında gerçek bir ‘cehennem kapısı’ potansiyeline sahip bir proje gibi görünüyor.

Görüldüğü gibi devletlerin geleceğe dair planları var. Kürdlerin var mı?

 

Faysal DAĞLI – Gazeteci, yazar. Dicle Üniversitesi’nde dil ve edebiyat okudu. 1988’den bu yana çok sayıda gazete, dergi ve ajansta yazarlık, editörlük, yayın yönetmenliği yaptı. TV’lerde programlar ve dokümanter filmler yaptı. Avrupa’da yayınlanan Le Monde diplomatique kurdi gazetesinin kurucu editörüdür. Tarih, edebiyat ve gazetecilik temalı kitapları yayınlanmıştır. IMPNews’in yayın yönetmeni.

Not: Başlığı biz attık.

vengmanett@gmail.com Yazıları
Facebook : Vengma
Contact: Facebook

Yorum Yap

  1. Faysal Daglinin bilmesi gerekli cehhenem kapisi koto gùnahkàrlar içindir.Yolun yapicisinin yolu cehheneme yine kendi yolu ilà gider.
    I§galcilerin yaptigi her §ey i§gal edilen ùlkenin mùlkiyetine gecmi§tir.
    Somùrgeler tarihi bunun en iyi kanitidir.
    Ne askeri yollar,topraklarimizi bolen kasitli otobanlar ve barajlar yapildi.
    Faysal Dagli gibi bunu felaket gorenler bunu engelemeye soz verdiler ama sozlerinde durmadilar.
    I§galcilerin yapacagi her §ey biz Kurdlerindir.çùnkù topraklar bizim.
    Roma koprùsù,Osmanli kervani bize gecti.
    Onlara zor bela ta§idiklari bir harabe hamam kaldi.
    Zaten Kurdler §ehirle§tikce kendi evinde daha temiz ve lux saunalar,banyolar ve du§ kabinleri kuruyor.
    Mavi gaz boru hatti bize ceza ve sinir bilenler yanildi.
    Faysalda yanilip yazmi§.
    Bùtùn yollar bizimdir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


six + eight =