Devşirmeler ve Devletsizler

Davut Kurun

1950 Dersim doğumlu İlk, orta ve liseyi Dersimde okudu. 1970 istanbul üniversitesi Hukuk fakültesine kaydoldu. 68 ögrenci hareketleri içinde aktif olarak çalıştı. 1972 de TİKKO kuruluşuna ve dersim de gerila hareketine katıldı. ve 73'de tutuklandı İstanbul askeri mahkemede idamla yargılandı. Ecevit afı ile cezaevinden çıktı. 1980 askeri darbesinden sonra Almanya da iltica etti.

Tüm Yazıları

Davut Kurun // Yazar Ahmet Önal’ın bu kitabını zevkle okudum. Çok az kitabı iki kere okurum. Ancak bu kitabı ilk birkaç günde yarıya kadar okuyunca, kitabın derinliğini daha iyi anladım ve ikinci kere hissederek, içselleştirerek tekrar okumaya karar verdim.
Ahmet Önal, Osmanlıların ve TC’nin yarattığı medeniyetler harabesinde, kendisine ait, gizlenmiş, yasaklanmış, gömülmüş örtülü değerleri ve gerçekleri arıyor ve belgeleri ile ortaya koyuyor.
Bu kitabı okurken kendimi buldum. Çünkü yazılanlar yaşadıklarımızdır ve bize ayna tutar gibidir..

Bu kitabı okuyunca, bende kendi anılarımı yazma düşüncesi dahada güçlendi . Anı yazmak, öyle sanıldığı gibi kolay değil. Kişinin kendisine karşı objektif olması gerekir, yoksa savunma olur ki anlamı olmaz. Geleceğin üzerinde yükseleceği bir geçmişi ve mirası gelecek kuşaklara aktarmak gerekir. Bizim kuşak; tarihi, kültürü, dili yok edilmiş, geleceği el yordamı ile arayarak mücadele içine girdi ve bunun bedelini de çok ağır ödedik. Bu anlamı ile Ahmet’in kitabı gelecek kuşaklar için bulunmaz değerde bir kaynak niteliğindedir.

Ahmet Önal, sadece geçmiş anılarını yazmıyor, aynı zamanda düşüncelerini ve perspektifini ve yakın tarihi belgelere dayanarak ortaya koymaktadır. Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu, sonra Selanik Cuntası’nın darbesi ile askerileşmesi ve Abdüllamidi kovup iktidara el koyması ve ırkçı türkçü gizli programını yürürlüğe koymasını belgeler ile açıklamaktadır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, ittihatçıların elde kalan toprakları vatan yapmasını, önce Hırisitiyan etnik kimliğindekileri, yani Ermeni, Rum, Pontnus ve Süryanileri soykırım ile yok etmesi, ardından Kürtleri, Lazları ve bu arada Rêya Heq inançlarını uzun süreli soykırıma tabi tutmasını belgeleri ile açıklamaktadır. İttihatçı kadrolar daha sonra Kemalist akım olarak programlarını uygulamalarını sürdürdüler. Gerçeğin diger yüzü olan, Rusyadan, Kırımdan, Kafkaslardan, Bosna-Hersekten, Balkanlardan, adalardan kaçıp Osmanlı imparatorluğuna sığınan milyonlarca müslüman mülteciyi bir pota içinde eritip, nasıl Türkleştirildiklerini ve bir millet yarattıklarının hikayesini de bu kitapta okuyacaksınız.
Yakın tarihte savunma bakanı olan Vecdi Gönül’un “biz bu katliamları yapmasaydık, millet olamazdık” sözü ve bugünkü hükümetin “bekaa sorunumuz vardır” sözlerini bir araya koyarak, bu korku ile yapılan ve yapılacak olan çılgınlıkları, kanunsuzlukları, katliamları da hatırlatıyor.

Ahmet Önal, bir gerçeğe daha işaret ediyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde soykırımları planlayan ittihaçılara ve kemalistlere destek olan, üst akıl ve kadroların, daha sonra Alman Faşizminin iktidar olmasında da önemli roller oynadığı gerçeğine işaret ediyor.

Ahmet, yakın tarihin kirletilmiş manüpüle edilmiş, sahte algılar, ikilemler, kavramlar çöplüğünde altın değerindeki gereçekleri arıyarak gün ışığına çıkarıyor. Çarpıtılmış gizlenmiş, üstü örtülmüş gerçekleri bulmamıza yardımca olmaya çalışmıştır.
Ahmet Önal bu kitapta, kendi içinde bütünlüklü, farklı konuları bir tutarlılık içinde okura sunuyor.

Ahmet, kitabın bir yerinde, Annesi Gülistan’ın, ibaadet ederken gizliden dinlediğini, Annesinin, “Beni dinlemekten utanmıyor musun?” dediğini yazıyor. Bu konuyu neden daha fazla açmıyor, anlamıyorum. Ama benimde başımdan benzer olay geçtiği için, daha iyi anlıyorum ve burada sebebini yazmayı gerekli görüyorum. Gülistan ana, Rêya Heqîyê inancında olan biridir. Bu inançta olanlar, güneş doğmadan yapılacak işlerini bitirirler ve güneş doğarken, ellerini yüzünü yıkayarak, inzivaya çekilip, yüzünü güneşe çevirip ibadet ederler. İbadetlerinde, kendilerince kutsal bildikleri değerleri, yer ve kişileri anarlar. Dileklerini, arzularını, şikayetlerini, masumiyetliklerini, hata ve günahlarını dile getirirler. Bazen sevdikleri kişilere hayırlı evlat, eş, rısq, gelecek vs vermesini, kötüleri, hainleri hastalıkları tüm insanlıktan uzak tutmasını dilerler. Ve bu ibaadetlerini yanlız başlarına, bazen ağlayarak, bazen konuşarak dile getirirler. Kendisi ile kutsallı arasına kimsenin girmesine asla müsaade etmezler. Çünkü kendi vicdanları ile baş başa kalmak isterler, ikinci kişi ya da kişiler araya girince, içtenlik, samimiyet, dürüstlük, şefaflık kalmaz. Bu nedenle dua ve ibadeti de geçerli olmaz, cuma namazları gibi toplu ibadetleri olmaz ve yanlış görürler. Gülistan anayı saygı ile anıyorum. Öyle sanıyorum ki, Ateist olan arkadaşım, annesinin bu ibaadetinde kendi isminin geçip geçmediğini merak ettiği için gizliden dinlemiştir.. Böylece annesinin kendisine olan sevgisinin ölçüsünü öğrenmek istemiştir.

Eline beynine sağlık Ahmet, güzel bir kitap!

Davut Kurun Yazıları
1950 Dersim doğumlu İlk, orta ve liseyi Dersimde okudu. 1970 istanbul üniversitesi Hukuk fakültesine kaydoldu. 68 ögrenci hareketleri içinde aktif olarak çalıştı. 1972 de TİKKO kuruluşuna ve dersim de gerila hareketine katıldı. ve 73'de tutuklandı İstanbul askeri mahkemede idamla yargılandı. Ecevit afı ile cezaevinden çıktı. 1980 askeri darbesinden sonra Almanya da iltica etti.

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


two × five =