MARKSİZM ve ULUSAL SORUN

Hasan Dere

Hasan Dere 1954 Malatya´da doğdu. Sosyalist Parti Kurucuları arasında yer aldı.1983/84 yıllarında Kawa üyesi olmaktan yargılandı. 1989’dan beri Almanya’da siyasi ilticacı ve 2000’den beri Alman vatandaşı olarak yaşıyor.

Tüm Yazıları

Ahmet Önal “Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur?“ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Sonuna soru işareti eklemesine rağmen yazı içerisinde işlediği biçimiyle yoktur sonucuna vardırıyor. Hatta neredeyse rekabet halindeki ideolojinin (idealizmin) temel kaynağı durumundaki kapitalizmin gelişmekte olan en uç temsilcisi Wilson Prensiplerinin bu soruna daha fazla imkan tanıdığı izlenimi veriyor.


Ahmet Önal’ın bu çalışması ya bir tartışma başlatmak ya da tamamlanmamış bir düşünce silsilesinin başlangıcı gibi duruyor.
Her haliyle olumlu, çünkü rehavete kapılmış zihinlerde canlanmalara vesile olacağı kesindir.

Her şeye rağmen kendimce bulduğum hatalı yaklaşımlara kısaca değinmek istiyorum.


İlkin adını Marks’tan almakla birlikte Marksizm düşüncesine, Marks’ın düşüncelerinden ibaret bir düşünüş sistemi olarak bakmak hatalıdır. Başlığa yansıyan biçiminde ve işlenen metotta böyle bir kanıyı hissetmek oldukça güçlüdür. Oysa Marks’ın takipçileri dünyayı aynı gözle gözlemleyerek teoriyi geliştirdiler. Dolaysıyla Leninizm-Maoizm gibi isimlendirmeler hatalıdır. Çünkü bunlar düşüncelerini Marksın teorilerini, mevcut durumu tahlille ilerleterek, özünde MARKSİZM’E EKLEMELERDE bulundular. Yani eksik duran yanlarını yeni gelişmeler ışığında tamamlamaya çalıştılar.

Günümüzde bunu yapan düşünürler olmadığı için teoride ve bundan beslenen pratikte duraksama mevcuttur.

Diğer yandan Marks zamanında KLASİK SÖMÜRGECİLİK bulunmasına rağmen kapitalizm, ulusal devletler olarak gelişimini tamamlamamış ve sistem olarak Emperyalist aşamaya ulaşmamıştı.
Bunun önemi, ilkin sömürge halklar, ulusal talepler etrafında oluşan başkaldırılar biçiminde örgütlenmişlerdi. İkinci olarak kapitalist aşamada sömürgecilik, başka ülkelerin yeraltı yer üstü talanı olmakla birlikte, henüz uluslaşma başlamadığı için uluslar hapishanesi biçimine de bürünmemişti. Dolaysıyla ‘ulusal mücadele’ diye bir kategori de yoğun biçimde mevcut değildi. Olsaydı da Sayın Önal’ın verdiği İngilter-İrlanda örneği tümüne örnek teşkil ederdi. Takip eden sürede etti de, emperyalist sömürgeciliğin gelişimi sonucu oluşan ulusal bilincin yükselmesiyle gerçekleşen realitede tüm ULUSAL KURTULUŞ MÜCADELELERİ Marksistlerin önderliğinde başarıya ulaştılar. Emperyalizmin öncülüğünde yani popüler Wilson’ın prensipleri ile özgür olmuş tek ulus bulunmamaktadır. Yeni kendisinin verdiği örnekle Kurdler de o prensiplerden fayda görmemişlerdir.

Yazıyı uzatmadan Lenin, takip eden süreçte Marks’ın metodunu esas alarak kapitalizmdeki değişimleri izleyerek şu noktalara vardı: ”Emperyalizm, işçiler arasında da ayırcalık kategoriler yaratma, onları proletaryanın büyük yığınından ayırma eğilimi taşıyor.” (1)

Bu basit gibi görünebilir ama son derece önemli sonuçları bulunan bir durumdur. Emperyalizmin işçi sınıfını bir ev, araba alabilir hale getirmesi onun radikal taleplerde bulunmasını sekteye uğrattı. Dolaysıyla devrimci karakterini budadı.

Yukarıda Marks’ın takipçilerinden söz etmiştik. İşte takipçiler bu durumu gözlemleyerek devrimin SÖMÜRGE HALKLARA doğru kaydığını gördüler. Bu teori değildi, durum tespiti idi. Eşitsiz gelişimin dünyanın ilerleme merkezlerini durmadan değiştirdiği de bir realitedir. Medeniyetin beşiği bir zamanlar Mezopotamya iken, Çin’e, Hindistan’a, Mısır’a, Yunanıstan’a, Roma’ya, Avrupa’ya sonunda en geri halklara Sömürgelere taşınmıştır. Dünün sömürgesi Çin bugün Emperyalistlerle yarış halindedir.

Dolaysıyla sömürgeler özgür olmadan, sömürgelerden pay alan sömürgeci halkın (proletaryasının) yeniden radikal taleplerle öne çıkması mümkün değildir. Burada ezen ulusun devrimcilerine düşen görev, sömürgenin özgürlüğünü gerçekleşene kadar desteklemektir.


Kapitalizmin gelişmesi ve Emperyalist çağa ulaşması burada durmuyor tabi sonuçta yine Lenin’in deyimiyle işçi sınıfını hem kendi sistemlerinin hem de suçlarının ortakları haline getirdiler.

Şu gün, TC emekçi tabakasının, Kurdistan sömürgesini devletlerinin elinde tutmak için, bir bütün halinde Kurd özgürlüğüne düşmanlıklarının temelinde bu suç ortaklığı yatar!

Sonuç olarak Ulusal Sorun, ezilenlerin kurtuluşu kapsamında Marksizm’in bir türevidir, asla dışında değildir.

——

(1)Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, V İ Lenin, sayfa 107 Kurtuluş Cephesi Yayınları.

Hasan Dere Yazıları
Hasan Dere 1954 Malatya´da doğdu. Sosyalist Parti Kurucuları arasında yer aldı.1983/84 yıllarında Kawa üyesi olmaktan yargılandı. 1989’dan beri Almanya’da siyasi ilticacı ve 2000’den beri Alman vatandaşı olarak yaşıyor.
Contact: Website

Yorum Yap

  1. Yorum yazinca yayinlanmiyor.
    Buda sizlerin kominist ali§kanligi.
    Gerci bu durum Fa§ist ve Islamcilardada ayni durumdur.
    Bir sizler biliyorsunuz biz okuyucularda size millatan yada onaylayici mùrid olmak kaliyor.
    ùstùn insan,ùstùn sinif ve ùstùn ulusun kokleri Ariya keyanlarina ve Yunan tanrilarina kadar gider.
    Onlarda mavi kan ve kutsal kartal kani varmi§.
    Bizimkisi koyun kani olsa gerek.
    Marks Yahudi oldugu halde Yahudi sorununda yanildi.
    Ama Yahudi milliyetciligi Siyonizim ba§ardi ve 1948 yilinda milli sorunu kendileri cozdù.
    Lenin bunlarin Rus yansimalarina Bundcular dedi ve kar§i çikti.
    Bol§eviklerin iktidarinda farkli dù§ùnen kar§i devrimcidir.
    Demokrasinin olmadigi devletlerde sorun cozùlmez.
    Eski sovyetler birligi ùlkelerinin tùmùnde %20 Rus var.
    §imdi Ruslarin tùmù bir ulusal sorun oldu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


one × three =