Uçağın Kanadında…

Şilan Yaşar

Silanyasar2@gmail.com
Ankara'da doğdu. 80 darbesinde tutuklandı.Üç yıl Peşmerge olarak Kürdistan dağlarında kaldı. İsveç'de yaşıyor. Öğretmen. Daha yakından tanımak isterseniz bu linki tıklayınız: http://nistiman.simplesite.com/

Tüm Yazıları

Şilan Yaşar //  Evimizin dengbeji ve çîrokbêji gideli, acı sözcüğü aşağı yukarı 6 yıldır Annem’le eşanlamlı oldu.  Bazı insanları tarif etmek mümkün değil, kelimeler yetmez. Gerçekten yetmez. O insan dünyaya anne ve insanlığa dost olarak gelmiştir. Ardında bıraktığı boşluğu kabullenmek kolay değildir.  Gidişinin üzerinden tam altı yıl geçti. Koskoca altı yıl… Bu altı yıl içerisinde tüm basiretsizlikler beni buldu; trafik kazası, en ağırından bir hastalık, operasyon, maddi manevi dibe vurmalar…  öyle ki;  reflekslerim kaybolacak, sinir uçlarım hissizleşecek ve yüreğim kuma dönecek kadar zorlandım. Hani tesadüfler insan hayatında büyük rol oynar derler ya aynen öyle hatta bende o tesadüfler tüm hayatımın yönünü çizdi. Yine de hepsi bir yana; ille de annemin gidişi!…
Anneme büyük bir gönül borcu duydum her zaman çünkü onun sayesinde erkek kardeşlerimizle eşit haklara sahip olduk ve aynı haklardan yararlandık,

Evdekileri cinsiyetinden dolayı ayırd etmezlerdi. Derviş Sabrı’nın literatürden kaldırılıp yerine ”ŞEMÊ Sabrı ” konmalıydı. Tam dokuz çocuk doğur, onları koru kolla büyüt, geriye kalan ömrüne de onları eğlendirmek düşsün!
Sınırsız, o ana kadar tanımadığı bir aşk ve bağlılık duygusuyla bağlıydı çocuklarına ! O’nun sabrı üç gün üç gece süren masallara da yetiyordu.

Filim gibi tasfirler, muzikal jenerik,  nuanse ederek… her şeyiyle kendine hapseden mükemmel bir anlatış ve öğretiş tarzı vardı.
Anlattıklarının çoğunu bizlere ibret olsun diye de sonunda mesajını da eklerdi.
Onu ilgiyle dinler çoğu zaman sessizce ağlardım. ”Sevenlerin yüreği ağaç yaprağı gibidir, yel vurmasa da titrer !” deyişi aklımınbir köşesinde tutmuştum.

Annemin anlattığı bir masaldan ve strandan bile yola çıkarak, aşkı, tutkuyu, Kürdistan’a ait sürgünleri dinleri, savaşı, entrikayı her şeyi… Özelikle de sürgün edilen yada gönderilmek zorunda bırakılan Kürtlerin yaşadığı
dramsal yaşamın hala bizim yaştaki kuşakların, vatanından koparılarak hiç tanımadığı mekanlara sürgün edilmeleri, şarkıları hem güncelliyordu hem de anlamlandırıyordu. Söylenen eserde, bu dramların bir kesitini dillendiriyordu.
Annemi tanıyormuş gibi Rus bilgini Halfin: -Kürtler dünyada en çok masalları olan halktır- diyerek Kürt sözlü edebiyatına dikkat  çekmişti. Bu zengin sözlü edebiyat ile dili bu kadar derya zengini kıldı belkide.
Ölünün yaşı olmadığı gibi yetim ve öksüz kalmanın da yaşı yokmuş!… onu öğrendim…  Torunlarıyla parkta oynayan  anneler, pazardan filelerle, titreye titreye giden annelerin annemden uzun yaşaması dert oluyor bana. Ruhen yoksullaştım, küçüldüm, büyüyen bir özlem duygusu kaldı geriye.

Her 30 Temmuz’ günü  benzeri duyguları yaşıyorum. Oysa ki, o çoktan melekler uykusunun kaçıncı safhasında yatıyor. Keşke yaşayanlar da acılarını uyutabilse! Gözlerimi kapatınca herşey capcanlı zihnimde… Daha dünmüş gibi  Türkiye’den gelecek uçağı bekliyoruz.  Havalimanına gittiğimizde , İsveç’te ne kadar Kürt varsa o gün oradaydı. Sanki sözleşmişiz de aynı gün orada toplanmıştık. THY o gün sadece Kürtleri taşımıştı. Uçağın geliş sesiyle heycanlandım, berrak gökyüzü yolcu değil gökkuşağı taşıyordu.

Geliyorlar! Geliyor diyor ablam Xece Annem geliyor ve yanında ki Orhan Kotan’ın annesi Hurriye Hanım- diyor. Onun arkasında ki de benim annem diyor Mehmet Uzun. Bazı annelerin 2-3. gelişiydi- kıdemli- diye de ekliyor. Annesi gelmeyenler annelerinin gönderdiği müstakbel eşlerini karşılamaya gelmişlerdi. Hemen herkes gelenler arasından bir bir kendi yolcusunu  işaretliyordu…

En son yolcu  İsa’nın  annesiydi, en alımlı mankenden hallice üç eteği ve kocaman kofisiyle alkışı haketmişti. Oda  zılgıt atarak karşılık verdi derken çoşkuyla zafer alayını noktalamıştı. Her biri birbirinden değerli anneler  evlatlarını kucaklarken:

Ani duygu geçişi, sevinç gözyaşlarına dönüştü. Ana kokusu evlat kokusuna karışınca ağlaşmalar arasında anasını alanın hızla kaçısı,  göz yaşını göstermeme telaşı… -Rabbim, taşıyamacağından fazlasıyla sınamasın kimseyi- diyor Annem.

Çocuklarına kavuşma günleri ışık hızından, ağır çekime dönüşüyordu. Yorgun ve acılı bedeni sevdiklerini ve doğup büyüdüğü toprağı özlüyordu. Bir kaç kez yemin içirmişti. Mim Kutte’nin kulağını çınlatarak ” Ma ben Türkçe bilmiyorum, sakın beni Ankara’da gömmeyin”  deyişini :-Ma ben İsveççe bilmiyorum- versiyonuyla altını çiziyordu. Yemin içerek söz vermiştim. Kaldıki hiç bir kardeşim de evimizin kıymetlisininin vasiyetini yerde bırakmazdı. Ama, tüm yaşlılar gibi kendisini güvende hissetme duygusuyla hepimizi ayrı ayrı tembihliyordu. -Elim kanda dahi olsa ne yapar eder seni götürür, Babamın yanına defnederim- demiştim. Öncelikle bu muhteşem ve direngen annenin bizi kolay kolay  terk etmeyeceğine ve en kısa zamanda iyileşeceğine emindim. Ona sözüm vardı. Birlikte ümre yapacaktık. Bir gün biri bana bu yazıyı yazacağımı söylese -asla- der ona küserdim! Küstüm. Bir entruman,  gürül gürül çağlayan dengbej annem artık suskundu…  Ogün bügündür tüm stranlara ve  masallara olan küskünlüğüm. Gırtlağımın herbir  boğumuna takılıp kalmış beni nefessiz bırakan şarkılar ve masallar…

O uğursuz gün  beklemediğim bir günde geldi çattı.   Ruhum derinden sarsılırken, gökyüzünde zifiri karanlıklar arasından seğiriyorum… Gök onu getirdiği günkü rengini kaybetmiş gündüz gözüyle  kapkara kara kuşaklı. Kalkışta ve inişte bir kaç kez yelpazelendi uçağın kanatları, O tıkırtılar arasında yüreğimi, yüreğinin yanına bıraktığım Annem: Heyhat! , dedi… bilmez misin ? Uçağın kanadında gider sürgün tabutları…

 

 

Şilan Yaşar Yazıları
Silanyasar2@gmail.com Ankara'da doğdu. 80 darbesinde tutuklandı.Üç yıl Peşmerge olarak Kürdistan dağlarında kaldı. İsveç'de yaşıyor. Öğretmen. Daha yakından tanımak isterseniz bu linki tıklayınız: http://nistiman.simplesite.com/

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


20 − seven =