Take a fresh look at your lifestyle.

Cebrail Çürükkaya

0 15

Kenan Fani Dogan/ Dün gece ölmüştüm, öbür dünyadaydım.

Beni Araf’ta beklettiler. Mahkeme edilmeyi bekliyorum ama karakolların sorgu odası gibi bir odanın önüne dizilmiş bekliyoruz.

Kapının üzerinde de kocaman bir levha asılı; “Girilmez..” Yanımdaki Araf görevlilerine soruyorum;

– Bu oda kimindir?
– Cebrail’e ait.
– İçerde mahkememi kurulu?
– Hayır.

Yargı Kübra’da olurmuş. Cebrail sadece tebligat yapıyormuş. Daha ölmeden mahkemesi yapılarak hayattayken hükmü verilenler buraya çağrılıyor karar tebliğ ediliyormuş.

İkide bir kapı açılıyor, içerden birisi çıkıyor melekler kiminin önünde eğilerek saygılı bir şekilde böyle buyurunuz, bu taraftan diye yol gösteriyorlar, kimilerini de yaka paça sürüklüyorlar. Çok direnene kelepçe takıyorlar. Bu ikincilerin cehennemlik olduğunu anlıyorum. Her birinde yanlışlık oldu, itirazım var yollu sözlerin bini bir para. Yalnız bir şey dikkatimi çekti. Meleklerin saygı gösterdiklerinin çoğu sade giyimli hanımlardı, hiçbiri tesettürlü değildi. Cehennemliklerin çoğu erkek ve bunların çoğunluğu da sakallıydı. Cennetlikler arasında bir kaç tane de boynunda haçlarıyla hristiyan gördüm. Şaşkınlıkla sordum. Görevlilerin verdiği cevap bizlere din diye neyin telkin edildiğine cevaptı. Allah katında dünyadaki ayrım yokmuş, ahirette herkes yaşamı boyunca yaptıklarıyla tartılırmış. Allah’ın ölçüsü dedim içimden.

Bir yandan da merak içindeyim. Hakkımızda hüküm verildiğine göre hangi tarafa gönderecekler diye merak ediyorum, yaptığım iyi ve kötü işleri aklımın yettiğince tartmaya, akibetimi tahmine çalışıyorum. O sırada bir sakallıyı daha çıkardılar, bilmem hangi tarikatta faalmiş. Öteki dünyada dil yoktur, insanlar hangi dili konuşursa konuşsun herkes anlar. Bu bizimki türkçe avaz avaz bağırıyor;

– Reize oy verdiydik..!

Kim dinler? Adamı sürükledi götürdüler. Derken benim adım okundu, beni odaya aldılar. Cebrail masanın başına geçmiş bizim Cebaxçor’un cakalı müdürleri gibi oturuyor;

– Merhaba Cebrail Efendi.
– Merhaba.
– Bizim karar hazırmı?
– Senin hakkında karar yok.
– E niye çağırdınız?
– Selim Çürükkaya için.
– Ta dünyadan buraya Selim Çürükkaya için?
– Evet.
– Ne yapmış Selim?
– Hakkında bir İnterpol yazısı var.

Cebrail böyle deyince yolda yürürken her adımda dokuz sefer gölgesine bakıp kendi gölgesinde ajan varmı diye kolaçan eden apocu şaşkınlığı ruhumu sarıyor. İçimden tuu bu Cebrail de İnterpol ajanıymış. Eğer böyleyse Mikail MİT ajanıdır, İsrafil siyasi şube, Azrail kesin JİTEM’den maaş alıyordur.

Cebrail, benim daldığımı görüyor ve sesini yükselterek;

– Meleklere insanların neler düşündüğünü anlama yetisi bahşolunmuştur.

Kalbimden geçenleri bildiğini anlıyorum. İçimden; en iyisi karşılıklı konuşmak, düşüneceğime açık açık söyleyeyim dobra olsun diyorum.

– İnterpol ne diyormuş Selim hakkında?
– Raporda ne yazdığı benim ilgi alanıma girmiyor. Beni ilgilendiren yanı; bu rapordan anlaşıldığı kadarıyla Selim aynı anda 49 yerde bulunmuş. Böyle bir yeteneği Allah bana bile vermemişken bir kul nasıl Cebrail’den daha kudretli olur? Beni niye yarattın diye Allah’a şikayetçi oldum.

İtiraz edemiyorum, nasıl edeyim? Amentü billahi ve melaiketehu.. diye başlamış iman etmişim, aksini aklıma getirsem zaten cehennemin kapısındayım. İçimden Selim yandı diyorum. İsa’yı Musa’yı aşan sahte evliyaya karşı çıkmaya benzemez bu iş, kesin o sahtekar gibi mapusa düşer, cehennemden önce dünya azabı. Selim’in bir suçu yok bari savunayım diyorum;

– Selim Cebrail olamaz Cebrail Efendi. Valla namazı niyazı yoktur rafızidir, oruç tutmaz her gün seferidir, hatta bir yazısında okudum Yaşar Kaya ile kaliteli şarap bile içmiş, artık kaç sefer içmiş onu bilmiyorum.
– Her gün şikayet alıyoruz. Gazetelerde okumadınmı, bilim adamları bile açıkladılar. Mobil telefonlarla ahireti arıyor, peygamberlerle, evliyalarla görüşüyorlar. AKP’nin telefonları, faksları bu tarafa dönük, türk istihbaratı dünyayı bıraktı ahireti dinliyor. İmkanları olsa bize tutuklama emri göndererek, filan adamı diriltin dünyaya gelsin talebinde bulunacaklar.
– Siz de dinleyin bu melunları.
– Dinliyoruz, her saniyeleri kayıtlı. Seni bunun için çağırdık.

İçimden kabak bize patlayacakmış, kesin cehennemi boyladım diyorum. Cebrail aklımdan geçenleri okuyor. Gülümseyerek;

– Seni dünyaya geri göndereceğim.
– Nasıl olur? O kadar cenaze merasimi, namaz, dua, beddua.
– Olur. Bir de karşılama töreni yaparlar olur biter.

İçimde hala bir kuşku var. Bu dinleme, fakslama, espiyonaj, İnterpol filan işin içine girdiyse Cebrail kesin beni Yeşilköy’e postalayacak yada benzeri bir yere orada cümbüş. Bari bir şansımı deneyeyim diyorum.

– Cebrail Efendi beni gönderecekseniz memleketime gönderin, herkesin memleketi cennetidir. Cennetlik olup olmadığımı bilmiyorum ama yemin ediyorum memleketimin bir karışı, bir günü için ilelebet cennetten feragat ederim.
– Benim böyle bir yetkim ve de gücüm yok. Seni aldığımız yere gönderiyoruz. Yalnız bu zarfı Selim’e vereceksin. Sakın açma, okumaya kalkışma, çarpılırsın diye tembihte bulunuyor.

Masasının çekmecesinden bir zarf çıkarıp veriyor. Zarfa bakıyorum, üzerinde; “Allah’ın sevgili kulu Selim Çürükkaya’ya” yazısı var. Zarftaki ibareden mektupta ne yazıldığını tahmin edebiliyorum. İçimden Selim cenneti garantiledi, Allah kürtleri tanıyor diyorum. O anda uyanıyorum, her zamanki gibi yattığım yerdeyim. Bugün evde yalnızım, soracak kimse de yok. Gördüğüm rüyamı yoksa gerçekten öldüm de gerimi geldim hala bilemiyorum. Cenazeme katılan, kalanların hatırı için iyi bilirdik diyenler olduysa bana mesaj atsın. Ölüp ölmediğimi, yaşıyorsam hangi dünyada yaşadığımı anlayabilmiş değilim.

*

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

10 + seventeen =