Take a fresh look at your lifestyle.

Türkiye’de iktidar ve Muhalefet, Kürt sorununda aynı düzlemdedir

0 25

ULAŞ BOZ- HDP’nin her iki ittifak blokunca dışlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÖMER ÖZMEN-HDP’nin her iki ittifak blokunca dışlanmasını anlamak için öncelikle HDP’nin kuruluş sürecine ve devletin HDP ile ilgili hesaplarına bakmak gerekiyor.

Bilindiği üzere devlet yöneticileri,  Kürt millet meselesini asli rotasından çıkarmak ve sisteme bağlamak için Öcalan üzerinden bir çözüm sürecini başlattı.

Kandil-MİT-İmralı arasında elçiler görevlendirildi.  Gizli pazarlıklar yapıldı.

Bu dönemde İmralı’da Öcalan ile görüşen eski MİT müsteşar yardımcısı akademisyen  Cevat Öneş, basına yaptığı açıklamada “PKK üzerinden toplumsal  bütünleşme projesi  sağlanabilir” diye kamuoyuna   açıklama yaptı.

Bu dönemde KCK kuruldu.

PKK’ye bağlı bulunan tüm legal ve illegal organlar, KCK’ye bağlandı.

Hazırlanan KCK sözleşmesine göre Öcalan tam ve tartışılmaz olarak yetkili kılındı.

Öcalan, daha önceleri hain-işbirlikçi olarak tanımladığı PKK dışında kalan diğer Kürt kesimlerinin,   HDP ve DTK saflarına alınması için talimat verdi.

Bugün HDP ile seçim ittifakı yapan Kürt parti ve örgütlerinin çoğu, bu dönemde hazırlanan tuzağı fark edip çağrıya itibar etmemişlerdi.

Yalnız öteden beri devlet lobileriyle flört halinde bulunan Şerafettin Elçi,  Altan Tan ve birkaç kelli felli eski solcu HDP’nin içine alınarak 7 Haziran seçimlerine gidildi.

Bu seçimde, devletin örtük desteğiyle bazı Kemalistlerin oyları alınarak HDP 80 milletvekili ve 102 belediye kazandı. Böylelikle HDP, PKK ardılı legal siyasi partiler tarihinin en büyük gücüne kavuştu veya kavuşturuldu.

Bu dönemde PKK ve Öcalan’ın siyasal  pratiği ve dış bağlantılarını iyi bilen Kürt aydını sayın İbrahim Güçlü ve benim gibi birkaç  siyasetçi-yazar, bu sürecin başarılı olamayacağını, çünkü silah bırakması halinde üst aklı bulunan PKK’nin Kürtler üzerindeki egemenliğini kaybedeceğini  ısrarla yazdılar.

Bu dönemde yazdığım  “Devletin toplumsal bütünleşme projesi ve PKK dışı Kürtler” başlıklı makalem birçok Kürt internet sitesinde yayınlandı.

“Misak-ı milli”, “Eşme ruhu”, “İslam bayrağı altında demokratik İslam kongresi” gibi siyaset bilimi, tarih ve sosyolojiyle bağdaşmayan argümanlar, İmralı’dan  piyasaya sürüldü.

Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı.

O güne kadar PKK üzerinde tartışılmaz otorite olan Öcalan’ın, 2013 Newrozunda Diyarbakır’da okutturduğu “silahlı mücadele dönemi bitmiştir “ talimatına karşın Kandildeki PKK başkanlık konseyi üyeleri “Hendek” provokasyonunu başlattılar.  Öcalan’ı boşlukta bırakıp savaşı kızıştırdılar. İmralıdaki Öcalan’ın sesini kestiler.

7 Haziran seçiminde büyük bir güce kavuşan HDP’ye, Kandil adeta darbe yapıtı. HDP yetkilileri, seçimlerde sağladıkları desteğin, devletin örtük desteğiyle değil Kandil’in silahı sayesinde kazandıklarını zannederek Öcalan’dan değil Kandil’den yana tavır koydular.

Kendilerine karşı yapılan darbeyi görmediler. Hendek hezimetine karşı seslerini yükseltmediler.

Yerel yönetimlerde sahip oldukları iktidarı, Kandil’in Stalinist-Kemalist yöneticilerine kurban ettiler. Bedelini de yoksul ve eğitimsiz halka ödettiler.

Bu durumda devlet, Öcalan üzerinden varılan konsensüsün  boşa çıktığını görünce,  kucağına aldığı HDP’nin kendi sakalını çekmesine dur dedi.   HDP’nin kadro ve tabanına karşı operasyonlar başlattı.

Arap baharının Suriye’ye sıçraması ve Kürtlerin Suriye Kürdistanı’nda statü elde etme ihtimali, devletin anti Kürt hamlesini daha da kızıştırdı.

Günümüzde CHP ve diğer Kemalist kanatlar, her ne kadar çözüm süreciyle ilgili olarak  AKP hükümetini  şiddetle eleştiriyorlarsa da  “çözüm süreci” bir devlet projesiydi.

Kürt sorununda dönemsel iktidar partileri rüşt sahibi değildir.

Tek parti çoğulculuğuna sahip Türk egemenlik sisteminde, iktidar ve muhalefet Kürt sorununda aynı düzlemdedir (yerdedir). HDP’nin ittifaklardan dışlanmasını buradan aramak gerekiyor.

İran ve Suriye güdümündeki Kandil kadroları Hendek  sürecini başlattığı zaman,  HDP,  Kandil’den değil, devletin KCK sözleşmesiyle yetkili  kıldığı Öcalan’dan yana tavır koymuş  olsaydı, HDP’nin devlet partileri nezdinde dışlanması sözkonusu olmayacaktı diye düşünüyorum.

ULAŞ BOZ- HDP’nin barajı geçmesini mümkün görüyor musunuz?

ÖMER ÖZMEN- HDP, 24 Haziran seçiminde barajı aşabilir.

Neden aşabilir?

Türk devletinin Kerkük ve Afrin politikası Kürt halkında şok etkisi yarattı.  PKK’nin Kemalistlerle aynı paralelde güttüğü anti -AKP ve Anti Erdoğan politikasından dolayı, AKP iktidarı da, fanatik-ırkçı MHP ile ittifaka girerek baskılarını tüm Kürtlere teşmil ettirdi.

Bununla yetinmeyerek Irak ve Suriye Kürdistanı’na yöneldi.  Güney Kürdistan hükümeti ile daha önce geliştirdiği ekonomik ve siyasi ilişkileri kopararak  “Mecusi” olarak nitelendirdiği İran güdümlü Haşdi Şabi ile ittifak kurdu. (Büyük ticari avantajlarının kaybı pahasına)

Aynı uygulamayı, can düşmanı olan Suriye Baas rejimi ve Kürtlerle Türklerin tarihi düşmanı olan Rusya ile ittifak kurarak Afrin’de sürdürdü.

PKK muhalifi olan Kürt siyasetçi ve aydınlarına karşı gözaltı ve tutuklanmaları başlattı.

Devletin bu ant-Kürt duruşu, ister istemez kuzey Kürdistan’da örgütlü bulunan HDP’nin can simidi oldu.

Henüz örgütlenme çalışmalarını tamamlamayan PKK dışı Kürt legal partileri ise, halkın bu öfkesini kendi kanallarına çekebilecek örgütlülükte değildir.

Dolayısıyla, Kerkük ve Afrin öfkesi, oyları, istemiyerek de olsa  HDP’nin  safına kanalize edecektir.

Eğer Kerkük ve Afrin olayları gibi devletin toptancı uygulamaları olmasaydı, Kürt halkına hendek felaketini yaşatan, onun asli mücadelesini sabote eden PKK’nin, Kürt halkı nezdinde itibarı oldukça sarsılmıştı. Hendek hezimetinde PKK ye karşı tepkisiz ve çaresiz kalan ve halk nezdinde îtibarı sarsılan HDP’nin barajı aşması mümkün değildi.

Kerkük ve Afrin olaylarıyla devlet politikasına karşı iyice mesafeli duruma düşen Kürt halk kitleleri, henüz başka bir alternatif yapı oluşmadığı için, yine HDP’ye oy verecektir diye düşünüyorum.

 

ULAŞ BOZ- Kürt seçmenin tavrı bu seçimde sizce ne olmalıdır?
ÖMER ÖZMEN-
Yukarıda izah etmeye çalıştığım gibi, devlet partilerinin anti-Kürt duruşu ortadadır. Kürt seçmen de tavrını buna göre belirlemelidir.

24 Haziran seçiminde İktidar ve muhalefet partileri, PKK/HDP’nin şahsında  anti-Kürt bir tavır sergiledikleri için, tepki olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde  Selahattin Demirtaş’a oy verilmelidir diye düşünüyorum.

HDP ise ısrarla Kürt Partisi olmadığını belirtiyor. Kürtlerin uluslararası hukuktan kaynaklanan kendi geleceklerini tayin hakkını, tıpkı diğer Türk partileri gibi inkâr ediyor.

HDP’nin yönetim kadrolarına yerleştirilen Kemalist/Stalinist aktörler, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki bağımsızlık hareketine karşı düşmanca tutum takınıyorlar.

Dolayısıyla Kürt yurtseverlerinin HDP’ye oy vermeleri için hiçbir haklı gerekçesi yoktur diye düşünüyorum. (Yukarıda Demirtaş’a oy verilmelidir demem, şu son söylediğimle çelişir gibi gelebilir insanlara ama; ben, devletin Kürt inkarcılığına tepki olarak biraz da “Demirtaş’a oy verilmelidir” dedim. Yoksa bu, HDP’yi yurtsever bir Kürt partisi olarak gördüğüm ve Demirtaş’ın da her söylemine katıldığım anlamına gelmemelidir. )

Milletvekili ve Yerel seçimlerde ise PKK dışı en örgütlü alternatif Hak-Par’dır.  Hak-Par, demokratik, barışçıl yol ve yöntemlerle federasyonu savunan bir partidir.

Kürt halk yığınlarının yönü, seçime katılma koşullarına en yakın olan bu partiye yönlendirilmelidir.

Seçime katılma yeterliliği elde etmediği için Haziran 2018 seçimlerinde  Hak-Par ın göstereceği BAĞIMSIZ ADAYLAR desteklenmelidir.

ULAŞ BOZ-Seçimin Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce arasında geçeceği görülüyor. Seçimin galibi R. Tayyip Erdoğan olursa neler olabilir, Muharrem İnce kazanırsa ne olur?  Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?


ÖMER ÖZMEN-
Muharrem İnce ile Tayyip Erdoğan arasında tercih yapmak benim gibi bir insan için gerçekten zordur.

Çünkü Türk devlet sisteminde Kürtler, her zaman baskıda kesişim kümesidir. Talep ve özlemlerinin yok sayılması, her siyasetçi için ortak elemandır.

Ancak;  Seçimin ikinci turunda Tayip Erdoğan ile Muharrem ince başbaşa kalması halinde, koyu Kemalist de olsa, basın özgürlüğü, düşünceyi ifade etme özgürlüğü, olağanüstü halin kaldırılması gibi konularda  Muharrem  İnce  ehveni-şerdir diye düşünüyorum.

ULAŞ BOZ- Azadi Hareketi, PAK, Kürdistan Demokratlar Platformu, KDP-T ve PSK Türkiye’deki seçimlerde ortak hareket etmek amacıyla protokol hazırladı. Bu ittifaka şiddetle karşı çıkıp küçük partilere yönelik olarak “koltuk sevdası” diyen de var, son derece olumlu bulan da. Siz ne düşünüyorsunuz?

ÖMER ÖZMEN-Son 30 yıllık zaman kesitini göz önüne aldığımızda Kuzey Kürdistan’da  legal demokratik mücadele zemini, elinde silah olan PKK’nin  hegemonyası altındadır. Ve sürekli  illegaliteye kurban edilerek sabote ediliyor.

Bu durum, Kürt millet meselesinin muhalefetini sabote ettiği gibi Kürt halkına büyük acılar yaşatıyor.

 

Bu acılara son vermenin yolu,  Kuzey Kürt muhalefetini  PKK  hegemonyasından kurtarıp; milli, demokratik ve meşru bir mücadele biçimi sunmaktır.

Ne yazık ki PKK dışı kuzeyli Kürt örgütleri bu konuda kararlı bir duruş sergilemiyorlar. Her seçim geldiğinde, Kürt partisi olmadığını alenen beyan eden HDP’nin kuyruğuna takılarak ona meşruiyet sağlıyorlar. PKK yanlılarının hegemonik alanı içerisine girdiklerinde otomatikman kendi varlık nedenlerini de ortadan kaldırıyorlar.

Seçim sonrası var olan marjinal tabanlarını da PKK’ye kaptırarak itibarsızlaşıyorlar.

Ben şahsen HDP ve üst aklının, bu ittifak yapan Kürt partilerin seçmen kitlesine muhtaç olduklarından dolayı bunlarla ittifak yapma gereğini duyduklarını düşünmüyorum. Çünkü seçmen kitleleri zaten yoktur. HDP ve üst aklının asıl ittifak nedeni; kendi dışındaki Kürdistani hareketleri kendi potasında eritmektir. HDP/PKK demokratik işleyişe sahip olmayan otoriter yapılardır. Bu tip yapılarla ortak ilkeler temelinde ittifak olmaz. İltihak olur. Nitekim 1993 yılından beri PKK ve legal kollarıyla ittifak yapan birkaç parti, tabanlarını, halk nezdindeki güvenilirliklerini ve kadrolarını kaybetmişlerdir.

Huda-Par’ın diğer Kürdistani partilerden farklı olarak ciddi bir oy potansiyeline sahip olmasını burada aramak lazımdır. PKK’ye karşı mesafeli durduğu için, PKK’nin politikalarından bıkmış olan bir kesim Kürde adres olabilmiştir.

Diğer taraftan, tanıyabildiğim ve gözlediğim kadarıyla PKK ve ardılı legal partilerin deneyimli kadroları yoktur. PKK, legal zeminde güçlenmesini, bu tip seçim ittifaklarıyla diğer Kürt çevrelerinden devşirdiği deneyimli kadrolar sayesinde yürütüyor.

PKK dışındaki Kürt parti ve örgütlerinin yapması gereken şey, PKK’nin tahripkar politikalarına hizmet edecek bu tip ittifaklardan kaçınıp Kürt halkına, milli talepler ortak paydasında bir adres yaratmaktır.

Böylesi bir adres, kısa vadede halkın desteğini almasa bile uzun vadede “su çatlağını mutlaka bulur” misali, halkı yanına çekebilecek bir yoldur.

Son “Hendek”  felaketinden sonra büyük acılar yaşayan Kürt halkına,  PKK/HDP dışı bir alternatif gösterilebilinirdi.

Devletin Kerkük ve Afrin uygulamaları sonucu sistemden iyice soğuyan Kürt halkına, provoke edilmeyecek bir alternatif gösterilebilinirdi.

Azadi Hareketi, KDP-Bakur, PSK ve PAK, fevkalade kendi aralarında bir seçim platformu üzerinde anlaşarak bu boşluğu doldurabilirlerdi.

Benim gönlüm bundan yanaydı. İttifak yapan Kürdistani partilerin bu intiharvari ittifakına rağmen yine de her partinin kendi başına karar verme hakkı vardır. Her siyasetçinin de bu kararları eleştirme hakkı…

Ancak Sosyal medyadan izlediğim kadarıyla bu ittifaka karşı hakarete varan ithamlar yapılıyor. Bu doğru değildir.

Ben kişi olarak ÖSP ve PSK’nin ideolojik konumlarından dolayı, sol-Stalinist kadroların egemenliğinde bulunan HDP ile ittifak yapmış olmalarını pek garipsemiyorum.

Fakat;  Azadi Hareketi, PDK-Bakur ve PAK’ın tavrını anlamış değilim.

Bu partiler, HDP’nin sistem partisi olduğunu kabul ediyorlar.

Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını çöpe attığını açıkça beyan ediyorlardı.

HDP ve öncülü diğer tüm legal partilerin PKK tarafından sabote edildiğini biliyorlar.

Yine de “milletvekili olmak için, rant elde etmek için” gibi küçümseyici eleştirileri doğru görmüyorum.

Eleştiriler, düzeyli, uyarıcı ve yapıcı olmalıdır. Hataları düzeltmeye yönelik olmalıdır.

Fakat ittifak yapan partiler de HDP ile hangi konularda ortaklaştıklarını kamuoyuna doyurucu bir tarzda açıklamalıdırlar

Örneğin;  HDP’den,  Kandil ve İmralı direktiflerinden azade bir şekilde seçim politikasını ortak belirleme garantisini almışlar mıdır?

Veya böyle bir teklif sunmuşlar mıdır?

Seçimde elde edilecek bir başarı, 7 Haziran seçiminde olduğu gibi, Kandil tarafından sabote edilecekse, bu ittifakçı partiler bunun altından kalkabilecekler midir?

Bu konuda HDP’den garanti almışlar mıdır?

İttifak yapan partilerin bu konuda kamuoyuna sundukları talepler inandırıcı değildir. Bir iktidar partisine sunulabilen taleplerdir. Komiktir.   HDP’nin misyonu ile de asla örtüşmeyen maddelerdir.

Dolayısıyla İttifak partileri, bu olumsuz ve kırıcı eleştirilerin önünü tıkamak için hangi gerekçelerle ve hangi avantajlarla mutabakat yaptıklarını açıklamalıdırlar.

ULAŞ BOZ- Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz Ömer Bey.

ÖMER ÖZMEN- Zevkti benim için. Tüm okurlara saygılar sunuyorum, size de başarılar diliyorum.

NOT: Röportaj yaptığım yazarlarımızın yayın günlerinde 1 günlük bir kayma olacaktır. Bundan dolayı öncelikle yazarlarımızdan ve siz değerli okurlarımızdan özür diliyorum. Yarın Murat Dağdelen’in sorularımıza verdiği yanıtlar vengma’da olacaktır. Yayın günleri aşağıdaki gibidir. (Ulaş BOZ)

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

20 + six =