Kürdi Blok ihanet değildir!

ULAŞ Boz- HDP’nin her iki ittifak blokunca dışlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

MURAT DAĞDELEN- Şaşırtıcı bulmuyorum. AKP-MHP blokunun zaten HDP ile birlikte olma derdi yoktu. Diğer partilerin HDP’yi seçim bloku dışında tutmalarını belirleyen, İYİ Parti’nin yaklaşımı oldu. Bu bloku oluşturan ortaklardan İYİ Parti’nin omurgasını tescilli Kürt düşmanı kadrolar oluşturuyor. Genel başkanının sicili de Kürtlere karşı işlenmiş suçlarla doludur.

CHP’ye gelince, bu parti dünyaya hâlâ 1930’ların değerlendirmeleriyle bakmaktadır. Avrupa Sosyal Demokrasisinin ilkeleri ile buluşmasını engelleyen zincirlerden kopamamaktadır. İlerici olduğunu söylemesine rağmen alabildiğine tutucudur. Demokratik bir ülke kurabilmek için, öncelikle Kürt sorununun adil bir biçimde çözülmesi gerektiğini anlamamaktadır. Siyasal tutumuna korkular yön vermektedir. Başkanı Kürt’tür ama Kürtlüğünü inkâr etmektedir. Alevidir ama, alevi kimliğini korkudan saklayan herhangi birisi gibi davranmaktadır. CHP cesaretten, atılımdan ve akıldan yoksundur. Sürekli bocalayan, karasız ve tutarsız bir partidir. Özgürlükten, laisizmden, demokrasiden, evrensel hukuktan yana olan bir program etrafında toplanmış adaylar ve çevrelerle birlikte çalışmak yerine, bir önceki seçimlerde olduğu gibi Ekmeleddin gibi sağcı, muhafazakar birini Cumhurbaşkanı adayı, Mansur Yavaş gibi bir MHP’liyi Ankara belediye başkan adayı, şimdi de, İyi Parti gibi en gerici faşist kadolardan oluşan bir parti ile seçim ittifakı yapmaktadır.

Saadet Partisi”ni anlatmaya gerek yok; tanınıyor, biliniyor.

Fakat esas olarak HDP’yi blok dışında tutmalarının nedeni, HDP’nin ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşmuş olmasından kaynaklanmıyor. Kaldı ki, HDP ağırlıklı olarak Kürtlerin ulusal istemleri savunan yurtsever bir kitleye dayansa da, merkezi olarak Türkiyeliliği öne alan ve bu doğrultuda siyaset yapmaya çalışan bir partidir. Diğer partilere göre,  HDP’nin PKK ile olan ilişkileri ve PKK ile arasına mesafe koymamış olması bir araya gelinmesini engellemektedir.  Seçim ittifakı yapan blok HDP’yi PKK’nin siyasal zemindeki uzantısı olarak görmekte ve bu nedenle uzak durmaktadır.

HDP ile ittifak iktidar imkânları yaratabilirdi. İktidar olunca ne olurdu derseniz; yapısal, köklü  değişimler olmazdı, Kürt sorunu çözülmezdi ama, bugünkü baskılardan nefes alamaz hale gelmiş insanlar biraz nefes alabilir, OHAL kalkabilir, işlerinden olmuş insanlar işlerine dönebilir, yoğun tutuklamalar sona erebilir, cezaevlerinde haksız bir biçimde yatanlar çıkabilir, toplumun üzerine kâbus gibi çökmüş korku bulutları dağılabilir, medya ve basın üzerindeki baskı ve tehdit sona erebilir ve Türkiye yüzünü yeniden batıya dönebilir, laisizm yeniden değer kazanabilirdi.

Bunların olması iyi bir şey midir? Bence iyi bir şeydir ve önemlidir.

HDP’nin seçim ittifakına dâhil edilmemesi belki de Kürtler için hayırlı sonuçlar doğurabilir. HDP yüzünü çevirmesi gereken doğrultuyu anlayabilir, olması gereken zemine eğilim gösterebilir ve savunması gereken politikalara dönme isteği gösterebilir. Kuşkusuz iradesiz bırakılmış, kuşatılmış ve vesayet altında siyaset yapmaya zorlanan kadroların özgür iradelerine dayalı siyaset yapmaları zordur ama tümden imkânsız değildir. HDP kendisini vesayet altında tutan ve iradesiz bırakan bütün bağlardan arınmalıdır. Türkiyelileşmek gibi anlamsız bir siyaset tarzında ısrar etmek beyhude bir çabadır. (Bırakalım Türkiyelileşmeyi, Demokratik Cumhuriyet”i  HDP içinde bulunan Türk arkadaşlar kendi partilerini kurarak veya varsa mevcut partilerinde  savunsunlar.)

Kürtler birbirleri ile barışmalı ve temel alınması gereken gücün kendileri olduğunu anlamalıdırlar. Ulusal bir program etrafında güçlerini bir araya getirmeli ve ulusal kurumlar oluşturmalıdırlar. Kısa geçmişte Kürtler’in gündemine, Kürtler’in ulus gerçekliği ile örtüşmeyen “Ulusal Kongre” gibi bir takım  öneriler getirildi. O öneri anlamsız bir öneriydi, çünkü Kürtler’in kendi geleceklerini özgürce belirleme hakkını öncelleyen ve onu ortak bir ulusal programa bağlayan bir niteliği yoktu. Kürtler’in ulusal birliktelik temelinde kurabilecekleri ulusal kurumlar, Kürtlerin başta devlet olma hakkı ve diğer bütün ulusal demokratik haklarını savunmalıdır.

Ayrıca mecliste bulunmak önemlidir, fakat ondan da önemlisi Kürt siyasal yapılanmaları yerel iktidarları kazanmayı amaçlamalıdır. Umarım HDP’nin dışlanmış olması Kürtler için yeni olanaklar yaratır.

ULAŞ BOZ- HDP’nin barajı geçmesini mümkün görüyor musunuz?

MURAT DAĞDELEN-Görüyorum

ULAŞ BOZ- Kürt seçmenin tavrı bu seçimde sizce ne olmalıdır?

MURAT DAĞDELEN-Kürt seçim blokunu desteklemelidir. Mümkün değilse HAK-PAR veya diğer yapılanmaların çıkarabileceği bağımsız yurtsever adaylar desteklenebilir.

ULAŞ BOZ- Seçimin Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce arasında geçeceği görülüyor. Seçimin galibi R. Tayyip Erdoğan olursa neler olabilir, Muharrem İnce kazanırsa ne olur?  Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?

Recep Tayyip Erdoğan kazanırsa Kürtler’i bekleyen gelecek bugünkünden farklı olmaz. Muharrem İnce kazanırsa, yukarıda da belirttiğim gibi Kürtler’in sorunlarını çözen ve haklarını iade eden yapısal değişimler olmaz, fakat geçici bir süre için rahat bir nefes alınabilir.

Rejim partilerinin Kürt sorununa yaklaşımlarında bir birlerinden temelde farklı bir tutumları yoktur. Türk devlet değerlerine aykırı bir şey istemezsen sorun yok, fakat ulusal haklarına sahip çıkmayı ve bu doğrultuda politika yapmayı istersen yaptırımlar başlar. Bu bağlamda Türkiye’yi yönetenin Erdoğan veya İnce olmuş olması bir şey değiştirmez. Bu nedenle Kürtler kendi özlerine dönmeli, birbirleriyle barışmalı ve ulusal kurumlar yaratmalıdır. Bir ülke ve ulus olma gerçekliğimizden hareketle kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını her platformda savunmalı ve mücadelesini yapmalıdır.

ULAŞ BOZ-Azadi Hareketi, PAK, Kürdistan Demokratlar Platformu, KDP-T ve PSK Türkiye’deki seçimlerde ortak hareket etmek amacıyla protokol hazırladı. Bu ittifaka şiddetle karşı çıkıp küçük partilere yönelik olarak “koltuk sevdası” diyen de var, son derece olumlu bulan da. Siz ne düşünüyorsunuz?

MURAT DAĞDELEN-Olumlu buluyorum. Geçenlerde bir makale ile görüşümü paylaştım. Belki yazdıklarımızın içeriğini anlamayanlar ve manipüle etmeye uğraşanlar için birkaç şey daha söyleyebilirim. Yazımda da belirttiğim gibi, önce biz Kürtler birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Dinlemeyi öğrenmeliyiz ve taş kafalılıkta ısrar etmemeliyiz. Siyasetin koşullara göre özü aynı kalmak suretiyle,  biçim değiştirebileceğini, farklı yönelimler gösterebileceğini neden anlamıyoruz. Sonuç getirmeyen, gelişmeyi engelleyen pratikler yerine, farklı yol- yöntem ve denemelerin yapılabileceğini, bunun siyasetin özüne uygun olduğunu anlamak gerekiyor. Özellikle PKK dışı çevrelerin son otuz yıldır gelişememelerinin, ciddi bir güç olamamalarının ve sürekli güç kaybetmelerinin nedenlerini düşünmeleri gerekir. „Ben doğruları söylüyorum, benim doğrularım bana yeter“ diyen partilerin içinde bulundukları atıl durumu biraz tartışmaları gerekmez mi?  Varsayalım ki sen doğruları söylüyorsun. Bunları duyanlar senin etrafında kümelenmek yerine karşıtlarının etrafında kümeleniyorlarsa, ya senin doğruların doğru değil, ya da senin doğruları insanlara anlatmakta bir problemin var.

Geçenlerde balinalar ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Bilim adamları, diğer balinalardan uzakta tek başına yaşayan bir balinayı incelemeye almışlar. Balinalar grup olarak yaşayan bir topluluk. Gruptan ayrı yaşayan bir balina görülmüş şey değil. Tek başına yaşayan balinayı hiç bir grup aralarına almıyor ve dışlıyorlarmış. O da diğer grupları uzaktan takip ederek yaşamaya çalışıyor. Bilim adamları uzun araştırmalardan sonra olayı çözmüşler. Meğer tek başına yaşamak zorunda kalan balina, diğerlerinden farklı frekanslarda ve desibelde ses çıkardığı için anlaşılmıyor ve yabancı olarak kabul edilip dışlanıyormuş. Bu örnek bize bir şeyler hatırlatıyor mu acaba?

Başkalarının yanlışları üzerine kurgulanmış siyaset tarzı geliştirici olmaktan uzaktır. İçinde bulunduğun kötü durumun faturasını başkalarının yanlışlarına mal edemezsin. Etkisi olabilir, fakat önce kendine dönmeli, kendini anlamalısın. “40 yıldır bu halk için bir şeyler yapmaya çalışıyor, didiniyorum; fakat bu halk neden benden uzak duruyor,  neden beni tercih etmiyor, neden bir türlü gelişemiyorum ve daha önce benimle birlikte olanlar neden benden uzaklaşıyor?” Bu sorulara bir cevabın var mı? Kazanmak istediğin kitle ile aranda bir iletişim bozukluğu olabilir mi? Yeni yollar, yöntemler, iletişim olanakları aranamaz mı?

Dogmalarda ısrar etmenin, saplantılarla siyaset yapmaya çalışmanın herhangi bir kazanım yaratmadığını, tersine, uzun emekler sonucu elde edilmiş olanakları da elden çıkardığını tarihten ve kendi siyasal geçmişimizden öğrenebiliriz. Tabii bakmasını bilene.

Siyaset tarihi, karşıtların mücadele ve öznel koşullarda birliktelikleri ile doludur. Böyle olmasaydı, Bolşeviklerle Menşevikler çarlığa karşı,  Sovyetlerle empeyalistler Hitler faşizmine karşı birlikte hareket ederler miydi? KDP ile YNK onca yıkımdan sonra biraraya gelebilirler miydi?  Öcalan ile Kemal Burkay 93 yılında ortaklaşma protokolü imzalarlar mıydı? Burkay Öcalan ile ortaklaşma protokolü imzaladığında PKK’nin öldürdüğü PSK’lilerin kanı daha mezarlarında kurumamıştı. Kemal Burkay, şimdi olduğu gibi o zamanlarda da TC’nin PKK’yi genelde Kürt ulusal hareketine, özelde de PSK’ye karşı kurduğunu yazıp söylemiyor muydu? Ne olmuştu o ortaklaşmaya imza atarken? PKK mi değişmişti yoksa Burkay mı? (Yok PKK silah bırakacaktı, yok PKK adam olacaktı, yok PKK bizim çizgimize gelecekti, bunun için protokol yaptık v.s. )

Ben bu örneği o protokolü eleştirmek için söylemiyorum. Demek ki neymiş? Koşullar gerekli kıldığında karşıtlar bir araya gelebilirmiş, ortaklaşabilirmiş, birlikte siyaset yapma olanakları aranabilirmiş. Siyasetin özünde bu var. Siyasetin kendine özgü yasaları dinamik bir mekanizma gibidir, canlı ve akışkandır. Yaşamın değişkenliğine karşı inat etmek sizi yaşamın dışına iter; çünkü yaşam yoluna devam etmek zorundadır, sizi beklemez.

Tek bir dogmaya sarılıp o dogmayı yaşamın tek gerçeği gibi algılamak, “ilkeli”lik gibi görünse de aslında siyaseti ve siyasetçiyi gerçekliğin dışına iten, anlamsızlaştıran, işlevsiz kılan bir rol oynamaktadır. Yaşam, sadece bizim onu algılayış ve açıklayış biçimimizden oluşmuyor. Tek doğru bizim doğrumuz değil. Başkalarının da kendi doğruları var. Başkalarının tercihlerini peşinen „İhanetle“ damgalayıp mahkûm etmeye çalışmak, politik sığlıktan başka bir değil.

Yine tekrar edeyim, seçimler için kurulan Kürdi Blok’un HDP ile bir seçim ittifakı arayışında olmasını yanlış bulmuyorum. Bu arkadaşlar yeni bir şeyler deniyor. Onlar, kitlenin bulunduğu yerde kendi doğruları ile siyaset yapmaya, iletişim kurmaya ve yaşamın içinde tutunmaya çalışıyor. Yanlış bulabilirsiniz ama bu arkadaşların çabalarını “İhanet” ile suçlamak büyük haksızlık.

ULAŞ BOZ- Sayın Dağdelen sıkışık bir zamanda bu sohbeti ettik, bize bu sıkışık zamanda vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

MURAT DAĞDELEN- Rica ederim. Siz sağ olun. Tüm Vengma okurlarını selamlarımı yolluyorum.

vengmanett@gmail.com Yazıları
Facebook : Vengma
Contact: Facebook

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


nineteen − seventeen =