Take a fresh look at your lifestyle.

“Devlet Giderek Sünni-Türk Müslüman Kimliğe Sahip oluyor”

1 41

ULAŞ BOZ- HDP’nin her iki ittifak blokunca dışlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

TANER AKÇAM-HDP’nin dışlanmasını “makul” bir gelişme olarak görüyorum, çünkü bu Türkiye’nin nereye gittiğinin en açık göstergesi. Yeni bir Cumhuriyet kuruldu. Nasıl ki 1923’de kurulan birinci Cumhuriyette Hristiyanlara yer verilmedi, şimdi kurulan yeni Cumhuriyet’te de Kürtlere yer verilmek istenmiyor. Ve bu konuda değişik Türk partileri aralarında anlaşmış görünüyorlar. Osmanlı’dan günümüze, toplumda giderek yaşanan bir daralma var. Toplumu oluşturan etnik-kültürel ve dinsel zenginlikler giderek arındırılıyor ve devlet giderek sadece Sünni-Türk Müslüman kimliğe sahip oluyor. Bu aynı zamanda kültürel bir fakirleşme-çöküş, kalitesizleşme ve lümpenleşme olarak da yaşanıyor. Birçok insan ve çevre bunu bir manevi çöküş, ahlaki değerlerin erozyonu, yok olması olarak da yaşıyor.

Vaktiyle Hristiyanlara yapılanlar da farklı değildi ama bizim kuşaklar, daha önceki zenginliği bilemediğimiz bir kültürel çoraklıkta büyüdük. Şimdi, bu daralma, sürecin mantığına uygun olarak şimdi Kürtlere uygulanıyor. Yaşadığımız süreç, siyasetin de ötesinde, mevcut toplumun toplum olarak da dibe vurmasıdır.

Burada altı çizilmesi gereken husus, Saadet Partisi genel başkanı Karamollaoğlu’nun söyledikleridir. Karamollaoğlu, HDP’nin dışlanmasının kendi seçmen tabanlarının (Türk-Sünni tabanının) bir isteği olduğunu söyledi. Yani parti merkezleri tabanlarının sesine uygun davranıyorlar. Bu sözünü ettiğim daralmanın önemli bir toplumsal desteğe de sahip olduğunu gösteriyor.

Eklemek istediğim, siyasal, sosyal ve kültürel daralma-yoksullaşma olarak da tanımladığım bu çöküşün bir nevi toplumun toplum olarak bitmesi anlamına da gelebileceğidir. Ama ben Türkiye’nin tarihi mirası ile bu süreci durdurma potansiyeline de sahip olduğuna inanıyorum.


ULAŞ BOZ- HDP’nin barajı geçmesini mümkün görüyor musunuz?

TANER AKÇAM-Kuvvetle muhtemel görüyorum. Çünkü Kürtlere yönelik yapılan dışlama, kaçınılmaz olarak Kürtler arasındaki dayanışmayı artıracak, artırıyor. Eğer daha önce AKP’ye oy vermiş muhafazakâr Kürt seçmeni önemli bir tercih değişimi yaşarsa HDP’nin baraj sorunu kalmaz diye düşünüyorum.

Yukardaki soruda sözünü ettiğim ‘daralma ve dışlama’, kültürel yoksullaşma, değerler erozyonu ve dibe vurma sürecinin önündeki en büyük problem, Kürtlerin sayısının fazla olmasıdır. Nüfuslarının kalabalıklığı nedeniyle Kürtler bu sürecin işlemesini engelleyebilecek, durdurabilecek güce sahiptirler.

HDP’nin barajı geçmesinde “negatif tercih” diyeceğim bir hususun da önemli rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle Demirtaş’ın HDP başkanlığından uzaklaştırılması ile Batı’da önemli bir Türk oyunun HDP’den uzaklaştığını biliyoruz (Bu uzaklaştırmanın Kürt bölgelerindeki etkisi konusunda bir bilgi sahibi değilim). Bugün bu küskün oylar yeniden HDP’ye dönecek görünüyor. Bu “dönüş” nedeni, HDP hakkındaki “pozitif” bir kanaat değişikliğinden değil, HDP’nin dışlanmasına duyulan tepki nedeniyle olduğunu görmek gerekiyor. Yani, HDP’ye yöneliş, HDP’yi dışlayan büyük Türk koalisyonuna duyulan “negatif tepki” nedeniyledir. Batıdan HDP’ye gelecek bu oy miktarı küçük bile olsa, kültürel ve siyasi anlamı açısından önemlidir, diye düşünürüm.

Ortaya çıkan bu durum, HDP’nin Batı ile yeniden bir araya gelmesi (Türkiye Partisi olması) ortamını yeniden yaratır mı bilmiyorum. Ama bunun daha önce yapılmış, “Ankara’yı fazla merkeze almayan” siyasal tercih dışında bir şey olduğunu görmek gerekiyor. Şimdilik söyleyebileceğim, HDP içinde önümüzdeki dönemde, “vesayet” rejimi ile (dolaylı veya doğrudan Kandil kontrolü ile), “demokratik tercih” (yani demokratik mekanizmaların asıl belirleyici olduğu normal bir parti) geriliminin yaşanmaya devam edeceğidir. Bu önceden de var olan bir gerilim idi. Selahattin Demirtaş’ın yeniden lider olarak dönmesi ile bu çatışmanın yeni bir ivme kazanacağı açık…

ULAŞ BOZ- Kürt seçmenin tavrı bu seçimde sizce ne olmalıdır?

TANER AKÇAM-Kürtler, her halde kendi taleplerine en uygun seçimi yapacaklardır. Ankara siyasetinde var olma, bağımsız olarak temsil edilebilme şansını sonuna kadar kullanmaları gerekiyor, diye düşünürüm. HDP’yi Meclise sokmak ve Türkiye siyasetinde kilit bir rol oynar hale getirmek bu nedenle önemli.


ULAŞ BOZ- Seçimin Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce arasında geçeceği görülüyor. Seçimin galibi R. Tayyip Erdoğan olursa neler olabilir, Muharrem İnce kazanırsa ne olur?  Kürtleri nasıl bir gelecek bekliyor?

TANER AKÇAM-Ben, mevcut adayların, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel politikalarında hiçbir değişiklik yapacaklarını zannetmiyorum. Bu nedenle de Tayyip Erdoğan seçimi kaybetse de yerine gelecek kişi Yeni Cumhuriyet’in temel politikalarını devam ettirecektir. Örneğin ne Suriye’nin işgalinde ne Kürtlere yönelik politikalarda esaslı bir değişiklik olacaktır.

Temel politikalarda değişiklikler olmayacak olması, Tayyip Erdoğan’ın gitmesi ihtimalini artıran ve kolaylaştıran bir faktördür, diye düşünürüm.

Ayrıca ama eklemek gerekir ki, Kürtlerin geleceği bir tek Türkiye’nin içindeki gelişmelerle belirlenmeyecek. Bölgedeki gelişmeler de en az Türkiye’deki kadar, belki ondan daha da önemli.

Karşı karşıya olduğumuz ana problem şudur: Türkiye, Osmanlı’dan beri sahip olduğu ve sürdürdüğü “güvenlik stratejisi” nedeniyle, nasıl ki önce Hristiyanları ve Ermenileri bir tehdit olarak görmüştü, şimdi de başta Suriye Kürtleri, genel olarak bölge Kürt insanını tehdit olarak görüyor. Kürtlerin temel insan haklarına yönelik reform istekleri bir “ulusal güvenlik” sorunu olarak görülmeye devam ettikçe, mevcut durum kötüleşerek devam edecektir.

Mevcut “ulusal güvenlik” konsepti devam ederse, daha önce zaten belirtileri olan toplumun “Türk-Kürt eksenli yarılmasının” devam edeceğini tahmin etmek zor değil. Merak ettiğim “büyük Türk koalisyonunun” bu konuda herhangi bir hazırlığa sahip olup olmadıkları. Görülen şimdilik, geleneksel tepkilere sahip olmak dışında, herhangi bir şeyin düşünülmüyor olduğu.

Bu da “Türk-Kürt” eksenli yarılmayı, farklılaştırmayı derinleştirir, diye düşünüyorum. Şu anda, şimdilik bu “yarılma” yeteri kadar hissedilmiyor olabilir. Bunun bir nedeni, 2015 Hendek savaşları ile Kürt enerjisinin büyük bir kısmının “harcanmış” olmasıdır.

Zamanla yeniden birikecek bu enerjinin kendisini hangi kanallarla nasıl ifade edebileceğini henüz bilmiyoruz. Ama, atasözü basittir: “zorla güzellik olmaz”. Kürtler giderek daha fazla istenmedikleri bir yerde niçin kalmak zorunda oldukları sorusunu kendilerine daha yüksek sesle sormaya başlayacaklardır.

Şu anda oluşmuş gözüken büyük Türk-koalisyonu (bugünkü iktidar ve muhalefet) eğer şu andaki politikalarını gözden geçirmezlerse, biçimini henüz bilemediğim Türk-Kürt ‘yarılma’ ve ‘çatışmasına’ hazır olmalı…

Tuhaf bir ucu açık sürece giriyoruz. İmha ve ezme ile demokratik seçeneklere yönelme giderek birbirinden açılan ama çok açık ve net olarak görülen tercihler olarak öne çıkıyor. Sürecin, bölgedeki gelişmelerle birlikte, her tarafa doğru devrilme tehlikesi var. Ve alandaki aktörler isterlerse bu gidişi değiştirebilirler.


ULAŞ BOZ- Azadi Hareketi, PAK, Kürdistan Demokratlar Platformu, KDP-T ve PSK Türkiye’deki seçimlerde ortak hareket etmek amacıyla protokol hazırladı. Bu ittifaka şiddetle karşı çıkıp küçük partilere yönelik olarak “koltuk sevdası” diyen de var, son derece olumlu bulan da. Siz ne düşünüyorsunuz?

TANER AKÇAM-Ben son derece olumlu buluyorum. Kürtlere yönelik izlenen dışlama politikalarının, Kürt siyasal çevrelerini birbirlerine yakınlaştırması son derece önemli bir gelişme.

Fakat asıl büyük problem, yukarda söylediğim gibi, siyasetin etnik temelde bölünüyor olmasıdır. Bu uzun vadede Türkiye adlı siyasi birliğin, toplumsal-kültürel bütünlüğün geleceğini tehlikeye sokacaktır. Sadece siyasi düzeyde değil, toplum düzeyinde de yaşanan bir yarılmadır. Giderek, değerleri, mekanları ve hafızalarıyla birbirlerinden büyük ölçüde farklı iki ayrı toplumun oluşmakta olduğundan söz etmek yanlış olmayacaktır. Ve siyaset ne kadar sert olursa olsun, bunu bir arada tutmakta zorlanır.

Türk siyasetindeki daralma, kaçınılmaz olarak Kürtleri, Ankara dışı siyasi seçeneklere doğru zorlar, zorlayacaktır, diye düşünüyorum. Bu nedenle, Kürt örgütleri arasındaki birleşmeleri, Kürtlerin Ankara dışında yeni bir siyasi eksen kurmalarının başlangıcı olarak bile görebiliriz.

Artık adından çok söz ettiğimiz Türk-Kürt birlikteliğinin siyasi ve toplumsal olarak sorgulandığı bir sürece doğru ilerliyoruz. Bunu engellemek de derinleştirmek de siyasi aktörlerin elinde.

ULAŞ BOZ- Yanıtlar için çok teşekkür ederim Taner Bey. Sağ olun.

TANER AKÇAM- Ben de size teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

seventeen + sixteen =