Tarih yazmak

Tüm Yazıları

Salih İzzet Erdiş dendiğinde Mustafa Kemal, Cibranlı Halid Beg, Kor Husen Paşa, Mutki’li Hacı Musa Beg, Musa Beg’in kardeşleri Nuh Beg, İzzet Beg, Husen Paşa’nın katili Medeni Beg, İsmet İnönü, Nadir Beg, Medeni Beg’in infazcısı Mıhemedê İsmail, Yusuf Azizoğlu hatta Musa Anter gözlerimin önünden akar gider. Bu saydıklarımın hepsi belli aralıklarla cereyan eden hadiselere bir şekilde ya aracı yada fail olarak müdahildirler. Hadiseler yumak gibi karışmış gözükse de çözülmez denklem değildir. İpin ucu Ankara’dadır, bugün olduğu gibi Ankara buyurur, kürtler birbirini boğazlar, sonra boğazlamaya memur ettiğini Ankara kendi eliyle boğazlar. Değerli bir ağabeyim tarih yazmamı salık veriyordu. Oysa oyun hep aynıdır, biz aynı filmi değişik oyuncularla seyreder dururuz. Puştluğun envai türlü vesiyonuyla bezenmiş bu entrikacılık karşısında tarihçiyi bırakınız tarihin kendisi bile çıldırır. Roman yazmak lazım, hem de bir, iki, üç diye seri halinde, sonra filmini çekmek lazım, birinci bölüm v.s. diye..

İnsanın ikinci bir hayatı olduğuna hep inandım. Merak ettiğim yarın nihai mahkemede bu isimlerin ve daha onlarcasının aynı celsede karşılaştıklarında birbirlerine nasıl bakacakları ve en büyük tanık olan millete neler anlatacaklarıdır. Ölüler dile gelse de biz tarihçiliğe soyunmadan esaretimizin esbabı mucibesini kendi ağızlarından anlatsalar.

Ne ders olurdu, değilmi?

*

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


4 × four =