Take a fresh look at your lifestyle.

Dr. Arzu Yılmaz’la Röportaj

30

Cesim İlhan //  Dr. Arzu Yılmaz, Türkiye’de yeni bir “çözüm süreci” ihtimali konusunda, “Bunlar secimler öncesi daha çok muhafazakar Kürt seçmenine dönük spekülasyonlar gibi görünüyor. Zira bu seçimde muhafazakar Kürtlerin oyları kilit konumda” dedi.

Alman Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Enstitüsü’nden (SWP) Dr. Arzu Yılmaz, K24’ün sorularını yanıtladı.

12 Mayıs’ta Irak’ta, 24 Haziran’da da Türkiye’de bir seçim gerçekleşecek.  Bu iki seçimde Kürtler nasıl konumlanıyorlar sizce?

Kürtler dahil oldukları varsayılan siyasal birliklere siyasal kimlikleriyle ve tercihleriyle eklemlenemiyor, giderek ayrıksılaşan bir parçaya dönüşüyor. Bu haliyle kendilerine ait bir siyasi bütünlük oluşturma kapasitesinden de henüz uzaklar. Arafta bir durum diyebiliriz. Ne kendi bütünlüklerini oluşturabiliyorlar, ne de dahil oldukları siyasal sınırlar içerisindeki bütünün bir parçası olabiliyorlar.

Peki, neden böyle oldu? Bunun kaynağı nedir?

Basitçe söylemek gerekirse Irak Arap, Türkiye ise Türk olmaktan vazgeçmiyor. Kürt’e Kürt olarak dahil olabileceği bir siyasi proje üretemiyor, daha da kötüsü böylesi bir projeyi kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Türkiye’ye bakalım. Kürtleri Türkiye siyasetine eklemleme çabalarının en son ürünü olan HDP, eşbaşkanlarının hapse atılması, milletvekillerinin Meclis’ten dışlanması, yönettiği neredeyse tüm belediyelerin elinden alınmasıyla kalmadı, ne çatı adayı müzakerelerinin ne de 0 baraj ittifakına dahil olabildi. Bu dehşet bir tablo…

Türkiye’de ne iktidar, ne de muhalefet HDP ile yanyana gelmek istemiyor. Yani kendilerinin bir projesi olmadığı gibi Kürtlerin ortaya koyduğu projeyi de kabul etmiyor… Bu tabloda seçimler Kürt illerinde görmeye alışık olduğumuz mecburiyet caddesinde kotarılan bir iş gibi…

Peki, nasıl oldu da Kürtler böyle bir konumdalar?

Türkiye üzerinden konuşacak olursak, 7 Haziran 2015 önemli bir kırılma noktasıydı. 7 Haziran seçim sonuçları Kürtlere iktidara ortak olma imkanı sunmanın yanında, Türkiye’de Kürtler eliyle bir değişim potansiyelini ortaya çıkardı. Bu durum sadece AKP’nin değil, muhalefetin ve devletin tüm kurumlarının HDP’ye karşı bir pozisyon almasına neden oldu. Zira 7 Haziran’dan sonra neden bir hükümet kurulamadı. Bunu yalnızca AKP’nin tutumu üzerinden açıklayabilir miyiz? Ve 1 Kasım seçimleri neden yapıldı?  Dolayısıyla mevzu yalnızca AKP’nin tek başına iktidar olma hırsı değil, aynı zamanda muhalefetin de desteğiyle 7 Haziran’da ortaya çıkan tabloyu tersine çevirmekti. Bugün de durum değişmiş değil…

Bu sadece Türkiye için mi geçerli?

Değil tabii. Kerkük’te yaşananlar, Afrin bu tablonun bir parçası… Şimdiye kadar Kürt mücadelesi  etnik bir kimliğin diliyle, kültürüyle sayılması tanınması mücadelesiydi. Ama geldiğimiz aşamada artık mesele teritoryal bir nitelik taşıyor, yani mücadele büyük ölçüde Kürdistan ölçeğinde konsolide oluyor. Bu da aslında sözünü ettiğim Türkiye’nin Türk Irak’ın Arap olmaktaki ısrarının kaçınılmaz bir sonucu.

Bu durum da tabii hem Türkiye’de, hem Irak’da hem de Suriye’de mevcut statükonun altını oyan, mevcut statükoyu sarsan bir faktör. Bu bağlamda, aslında Osman Baydemir’in dediği gibi Kürdistan “kalplerde” filan değil, seçim sonuçları, referandum, çatışma bölgeleri Kürdistan’ı ve sınırlarını yavaş yavaş ortaya çıkarıyor.  Bu da Kürtlerin her bir parçada her geçen gün daha da artan bir şiddetle dışlanması sonucunu doğuruyor. Paradoksal bir durum yani, çözülmesi de bu saatten sonra çok zor görünüyor.

Peki, durum nasıl bu noktaya geldi?

Birebir uluslararası toplumun desteğiyle başardı. Çünkü uluslararası toplum da Arap baharı ile birlikte şunun kararını vermişti: Ortadoğu’da bir statüko değişikliğin gerektirdiği ne siyasi, ne ekonomik maliyeti karşılayabilecek durumda değiliz. Hem ABD, hem Avrupa bu konuda net bir tutum aldı. IŞİD’le savaş bile bu prensip çerçevesinde kotarıldı ki sonuç Suriye’de ve Irak’ta varolan statükonun yeniden tesis edilmesinin ötesine geçemedi.

Yani referandum olmasaydı yine Kerkük olayını yaşayacak mıydı Kürtler?

İnsanlar diyor ki 25 Eylül’de referandum olmasaydı Kürdistan’ın başına bu kadar felaket gelmeyecekti. Ben şunu soruyorum insanlara: Madem Güney Kürdistan’ın başına gelenler referandum yüzündendi, peki Afrin’de Rojava yönetimi “bağımsızlık istiyorum” diye referanduma mı gitti? Peki Afrin’e niye operasyon oldu? Sonuç olarak, Kürt siyasal partileri bağımsızlık ya da özerklik ne önerirlerse önersinler, mevzunun kazandığı teritoryal nitelik her türlü çabanın boşa çıkmasıyla sonuçlanacak gibi görünüyor.

Türkiye’deki Kürtlerin 3 yıl önceki duruma, Suriye ve Irak’taki Kürtlerin de bir yıl önceki duruma dönmelerinin imkânı ve şartları şuan var mı?

Ben bu imkânların ortadan kalktığını düşünüyorum. Şimdi diyorlar ki her yerde Kürtler neden sessiz. İnsanlar sessiz çünkü daha büyük ve uzun sürecek bir çatışmanın arefesinde olduklarını düşünüyorlar. Öte yandan, sözünü ettiğiniz geri dönüşü vaad eden ya da kitleleri harekete geçirecek bir politika da yok. Örneğin; KDP bağımsızlık, HDP Türkiyelilik politikalarında başarısız oldu. Ama yerine ne koydular? Dolayısıyla, Kürt partilerinin de yeni birşey üretmekte ya da mevcut politikalarını sürdürmekte zorlandıkları açık.

Irak ve Türkiye’deki seçimlerin sonuçları ne olur sizce?

Ben her iki ülkede de seçimler sonrası istikrarı ve güveni sağlamanın çok daha zor olacağını düşünüyorum. Türkiye’de Erdoğan’ın, Irak’ta Abadi’nin seçileceği neredeyse kesin. Ama her ikisi de hukuka aykırı, bir seçimin meşruluğunun kaçınılmaz şartları olan eşitlik ve şeffaflıktan uzak koşullarda gerçekleşecek bir seçimi kazanmış olacaklar. Bunun yanında her ikisinin de devam eden çatışma konularını uzlaşmayla çözmek gibi bir vaadi yok. Meşruiyeti tartışmalı bir iktidarın kullanacağı şiddet yöntemleri eninde sonunda kaos yaratacaktır ki, ne Irak’ın, ne Türkiye’nin bundan kaçınması zor görünüyor.

Peki, seçim sonrası Kürtleri nasıl bir sonuç bekliyor?

Kimsenin bir çözüm umudu yok. Zira mevcut sorunlara bir çözüm perspektifi zaten yok ortada. Kürtler varolan baskının daha ne kadar artabileceği ya da uzayabileceğini kestirmeye çalışıyor.

Türkiye’de yeni bir çözüm sürecinin başlayabilir yaklaşımı var.

Bunlar seçimler öncesi daha çok muhafazakar Kürt seçmenine dönük spekülasyonlar gibi görünüyor. Zira bu seçimde muhafazakar Kürtler’in oyları kilit konumda. Muhafazakar Kürtleri doğrudan AKP olmasa bile sağ partiler yelpazesinde tutmaya çalışıyorlar.

ABD ile birlikte çözüm süreci başlayabilir mi?

Bir çözüm ihtimali bu koşullarda ancak şöyle doğabilir: Eğer Türkiye-ABD ilişkileri Kürtleri de içine alacak şekilde yeniden stratejik müttefiklik çerçevesinde yapılandırılırsa, bir çözüm zemininden bahsedebiliriz. Ama gidişat gösteriyor ki Türkiye ABD’ye karşı Rusya ile işbirliği yapmakta daha büyük çıkar görüyor. En azından şu aşamada ABD ile ilişkilerin daha iyi olacağına dair bir veri yokken yeni bir çözüm sürecini beklemek de biraz zor.

Sonuç olarak…

Türkiye’de, Irak’ta ya da Suriye’de Kürt ve Kürdistan meselesi bugüne kadar çözülmese bile yönetilebiliyordu. Ama geldiğimiz aşamada bu bir gerçek ki hem bölgesel aktörler hem uluslararası toplum artık bu yönetme becerisini göstermekte zorlanıyor. Irak’ın şimdiye kadar 3 kere deyim yerindeyse cenazesi kaldırıldı, ama arkasında bırakacağı miras bir türlü paylaşılamadığı için tarihe gömülmedi. Irak’ın daha kaç kere cenazesi kaldırılır bilemiyorum ama bildiğimiz anlamda bir Irak hayatta yok artık…

Türkiye ise göz göre göre intihar ediyor. Sonuçta Irak öldürülmüştü. Ama Türkiye, adeta yaşadığı sorunlarla bahsetmeyi becermeyen bir insan gibi sonunu kendi elleriyle hazırlıyor. Günün sonunda şu artık net olarak ortaya çıktı ki Irak’ta ya da Suriye’de olduğu gibi Türkiye’de yaşananların da sorumlusu Kürtler değil ve olmayacak…Kürtler de bugüne kadar olduğu gibi kaderlerini bu ülkelerin kaderine mi bağlayacak, yoksa kendi yolunu kendi mi çizecek, onu da bugünden kestirmek kolay görünmüyor.

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

8 − 1 =