Take a fresh look at your lifestyle.

Afrin Notları

0 49

  • Nasıl ki Suriye Suriye’den ibaret değilse, Rojava ve dahlindeki Afrin de Rojava ve Afrin’den ibaret değil –buralarda olup bitenlerin bölgesel ve küresel hegemonya savaşlarıyla neredeyse birebir ilişkili olduğunu anlamak için allame-i cihan olmak gerekmiyor.
  • İşin bir yönü, herkesin elindeki kartı kurulacak masa/masalar için göstermeye başladığına ve güç gösterilerini sergilediklerine işaret ediyor. Ama Ankara “dal”ı salt bundan ibaret değil.
  • Tıpkı ABD’nin ve Rusya’nın tutumunun salt “satış”tan ibaret olmaması gibi: Bu aktörler bir yönüyle Kürtlere dolaylı olarak ve Türkiye eliyle oradaki Kürtler için yakın gelecekte ‘nelerin olmayacağı’nı göstermek istiyorlar. Diğer yandan özellikle Rusya, ‘Türkiye sopası’ ile eksen değiştirmiş Rojava Kürt politikasını  yeniden eski yörüngeye girmeye zorluyor; geçen aylar Moskova’nın YPG’ye “Suriye ordusunun bir parçası olun” telkininin devamı gibi… (Rusya ayrıca, NATO’dan kopmuş bir Türkiye’nin kendi nezdinde  değerinin olmayacağını bilmekle birlikte, NATO içinde bir ya da birkaç kriz çıkarmanın hiç fena olmayacağını da düşünür.)
  • Bilindiği gibi bir süredir Rojava liderliği, ABD eksenindedir. Başlarda Rojava’yı PYD-YPG’ye bırakıp çekilen ve oradaki kantonların personel maaşlarını ödeyen Şam’ın geçtiğimiz aylarda PYD-YPG’yi “hain” ilan etmesi bundandır; Şam konuşunca, Tahran ve Moskova konuşuyor sayın siz…
  • Suriye’de taktikler stratejiyle, stratejik duruşlar taktik yönelimlerle uyumlu değil; hemen herkes açısından bir realite olan bu tablonun bir müddet daha böyle gitmesi beklenebilir.
  • Düz mantık, Türkiye’nin yukarıda sözünü ettiğimiz eksen kaymasından memnun olması gerektiğini söyler. Çünkü yalnız mantık değil tarih de, İran hegemonyasının bölge güçlerinden herhangi birisinin üzerinden kalkmasından Ankara’nın hoşnut olması gerektiğine işaret eder. Fakat gelin görün ki, Kürtler söz konusu olduğunda, bu denkleme başka vektörler eklemlenir ve başta geleni “başka bir yerdeki herhangi bir Kürt özgürlük statüsünün ‘kendi Kürdü’nü etkilemesi korkusu”dur.
  • Tarih cilvelerle doludur ve bunlardan biri Kürdistan’ın en büyük parçasını çok uzun yıllar boyunca ve bazen hala, küçük parçaların etkilemiş olmasıdır. Kuzey, 1940-1980 boyunca Barzani’yi gıpta ile seyretmiş, onun/oranın izdüşümü olmaya çalışmıştır; etkileyen, üçüncü büyüklükteki parçadır (ki bazıları için bu durum 40-80 yılları arasından da ibaret değildir). Son birkaç yılda ise en küçük parça; son ‘Suriye savaşı’na kadar aslında kültürel özerklikten gayrısını pek de talep etmemiş olan ve fakat aniden önünde bir boşluk bulan en küçük parça… En büyük parçanın son etkileşimi ise bu kez imrenmekle sınırlı kalmamış, önce birlikte eski eksene dönüş sonra da yeni eksene -yine aşağı yukarı birlikte- giriş rotası izlenmiştir. Bu rotanın kilometre taşlarının bıçakla kesilmişcesine keskin ve dümdüz olmadığını belirtmeye gerek yok…
  • Ordular, harekatlarına aptalca isimler koymayı severler; ‘Çöl Fırtınası… Barış Harekatı…’  Her ne kadar konan ismin gerekçelendirilmesinde saçma sapan cümleler kurulsa da, şu “zeytin dalı” isminin bu kez pek de aptalca olmadığını söylemem gerekiyor. Uzatılan bir zeytin dalı var ve elbette ki Kürtlere değil, Avrupa Birliği’ne ve Şam’a –Şam’ı siz yine Tahran ve Moskova olarak okuyun. Şam’a geleceğiz ama önce AB: Verilen mesaj, AB’yi tarihinin en büyük sarsıntısına uğratmış utanç dolu ‘göçmen korku’sunun Türkiye eliyle etkin bir şekilde “halledileceği” mesajıdır; mesajın alındığı görülüyor…
  • Hayır; Türkiye’nin ABD ekseninden çıkacağına inanmam. NATO’nun neredeyse sonu demek olacak bir Türkiye-ABD çatışması da yaşanmayacaktır; hem ne için yaşansın ki, kavgalarına (‘tartışmalarına’, diyelim) konu şeyler taraflar açısından asla vazgeçilmez değilken… Zaten kulağı delik diplomasi muhabirleri son zamanlarda fısır fısır konuşuyorlar şurada-burada, mesela “Afrin konusunda silahlı güçlerin tahliyesi ve Menbiç konusunda da yeni bir yönetim düzenlemesi sürprizlerine hazır olun” diyerek… Öyle ya da böyle, ‘saha’da sert ‘kaza eseri’ sürtüşmeler yaşansa bile, taraflar birbirlerini kendilerine göre daha az güvenilir olan yeni odaklara feda etmeyeceklerdir; varsa tersine umut bağlayanlar, hayal kırıklığına hazır olmalıdırlar… 
  • Peki ne olur?.. Diyelim Afrin’deki silahlı güçler Afrin’in güneyinden Şam denetimine geçti; Afrin Kent Konseyi zaten Şam’ı yardıma çağırmış durumda…  Menbiç’de ve başka başka yerlerde ise diğer Rojava güçleri ABD’nin yanında olmaya devam ediyorlar: Rojava Kürt politikasının bölünmesi mi ve PKK’nin de bir tercih yapmak zorunda kalması mı?.. Erken spekülasyonlar sayılmamalı bunlar…
  • Taktik Moskova’yı  Ankara’ya, Ankara’yı Şam’a vb yaklaştırabilir ama strateji, taktikler tüketildiğinde, “ben burdayım” der ve mesela “İran’ın etkinliğini kıracağız” diyen ABD’yi Türkiye, yüreği heyecanla/sevinçle çarparak takip eder… ‘Bizler’ açısından ise ortadaki yanıtsız soru şu: Taktiğimiz neyse de, “ben burdayım” diyen bir strateji hakkaten var mı?..
  • Başka bir konu gibi gözükebilir ama değil: Sizce Türkiye, aslında neredeyse AB’ye üyelik kadar ayrıcalık sağlayan ‘imtiyazlı ortaklık’ı neden şiddetle reddederek ‘tam üyelik’te ısrarlıdır?.. Çünkü Ankara’nın AB üyeliğindeki ısrarı yalın bir ‘güvenlik politikası’dır; bir yandan kendi sınırlarını AB sınırları yapmak ve kendi ‘sınırların bölünmezliği’ni ‘AB sınırlarının bölünmezliği’ ile güvencelemek, diğer yandan ise AB sınırlarını Nusaybin’de, Hakkari’de vb sonlandırarak diğer parçaları politik olarak yalıtlamak… Bunun ‘bonus’u, “AB’li Kürtler” ile “AB-dışı Kürtler” algısıdır ki, Ankara, böylece, “AB-dışı Kürtler”in ‘içeri’deki albenilerinin ve etkilerinin azalacağını ummaktadır. Bu beklentiler ise ancak tam üyelikle sağlanabilir.
  • Böylece son not olarak geliyoruz sürdürülebilirliğe: Şu parçada-bu parçada Kürtlerin birazcık hak elde etmeleriyle celallenip taarruza geçme refleksinin sürdürülebilirliği kalmamıştır; Suriye gibi bir kaos fıçısına haydi elinizi birazcık daldırdınız diyelim, ama bu her yerde ve her zaman yapılabilir işlerden değildir artık. Aslında Ankara bunu kendi kendine ve kısmen de dışarıya 90’larda itiraf etmişti. Ama itiraf başka, lüzumlu yapısal değişim başka… Kısacası Ankara, 21 yüzyılda, varlığını ya çağın taşıyamayacağı tamamen kırılgan militer-otoriter yapı ve yöntemlerle sürdürmeye çalışacak ya da  başka bir yol bulacak. O yol, ‘Kendi Kürtleri’nin başka parçalara özenmelerine lüzum kalmayacak asgari bir hoşnutlukla yaşayabilmeleridir. Bunu şekli-şemalini tartışabilir ve uygulayabilir bir esneklik ya da çat diye kırılmaya müsait beton duruş: Başka seçenek yok. Seçeneksizlik fark edilebilirlik katındaysa eğer, ki ‘Afrin’ bunu bir kez daha ve güçlü biçimde hatırlatmış olsa gerek, o zaman yakın gelecekte bazı esneme hareketlerine tanık olmamız sürpriz olmayacaktır…

          Zeynel Abidin Kızılyaprak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

6 + 20 =