Nazi Almanyası Aydınları Gibiyiz

İçinden geçilen siyasi atmosferde Türkiye aydınını, Nazi Almanyası’nda yaşayan aydınlarının durumuna benzeten Zülfü Livaneli, “Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor, kimisi susup görmezden geliyor” dedi. Livaneli, “Türkiye’den gitmeyi düşünüyor musunuz?” sorusuna ise “Burada başımıza ne gelirse kalacağız. Namuslu yaşayan insanlar namuslu ölmek zorundadır” yanıtını verdi.

Yazar Zülfü Livaneli, IŞİD zulmünü yaşamış Ezidi kadını Meleknaz’ın hikâyesini anlattığı son kitabı “Huzursuzluk” hakkında Cumhuriyet’ten Ezgi Atabilen’e verdiği röportajda referandumdan OHAL’e, ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferden aydınların tutumuna birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Referandum için “Önümüzdeki birkaç ay yapılacak propagandalardan, kışkırtmalardan, provokasyonlardan çok korkuyorum. Çünkü iki taraf da ölüm kalım savaşı olarak görüyor bunu”  diyen Livaneli, Türkiye aydınlarının bugününü İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi Almanyası’nın aydınlarına benzetti. Livaneli, “Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor, kimisi susup görmezden geliyor” dedi.

Livaneli ile yapılan röportajdan bazı bölümler şöyle:

Kitabın afişinin metroya asılmasına OHAL nedeniyle izin verilmemiş. İnsanlar ‘huzursuz’ olduklarının farkına varırlar diye endişe edildi herhalde?

O kadar insan hakları ihlali yapılıyor ki… Bu kadar acı içinde bir kitabın afişini yasaklamaları çok önemli değil. Ama bugün kitap afişleri yasaklanıyor, yarın kitaplar yasaklanacak demek. Kapakta hem ‘Huzursuzluk’ yazıyor, hem de benim adım. Bu afişi koydurmayarak insanlara “Hayır siz huzurlusunuz” demek istediler. Adım adım bir yere gittiğimiz zaten belli. Ama afişi yasaklayarak okurun ilgisini kesemediler. ‘Huzursuzluk’, 15 günde 250 bine ulaştı.

Sizce başkanlık referandumu süreci Türkiye’yi nereye götürecek?

Zaten kamplaşmış bir ülkede kampları daha da keskinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Meclis’te olan kavgalar, o sinir ve öfke bir mikrokozmos oluşturuyor. Şimdi onun toplum sathına yayıldığını düşünün, ki öyle olacak. Önümüzdeki birkaç ay yapılacak propagandalardan, kışkırtmalardan, provokasyonlardan çok korkuyorum. Çünkü iki taraf da ölüm kalım savaşı olarak görüyor bunu.

Siz de iç savaş ihtimalini düşünüyor musunuz?

Bizde iç savaş geleneği pek yok. Ama büyük çarpışmalar oluyor. Mesela ‘80’den önceki çarpışmalarda 5 bin kişi öldü. Her gün sokaklarda insanlar birbirini öldürüyordu. Ben tarihe baktıkça Türkiye’de halkın uçurumun kenarına gelene kadar kaygısız davrandığını ama son anda frene bastığını görüyorum. Şimdi de sanki öyle olacak gibi geliyor bana.

‘Başımıza ne gelirse kalacağız, namuslu insanlar namuslu ölmek zorunda’

Konuştuğumuz bütün bu alternatif senaryolar içerisinde Türkiye’den gitmeyi düşünür müsünüz?

Hayır. Ben 12 Mart’tan sonra üç kere değişik ve saçma suçlamalarla hapse alındım. Dördüncü sefer hapse alınmak üzereyken arkadaşlarımın da kararıyla yurtdışına gittim. Artık pek yaşatmayacaklardı, anlamış durumdaydık. O dönemde toprağa gömmeler, elektrik vermeler, Filistin askıları filan çok ağır işkenceler vardı. Korkunç bir dönemdi. İsveç’te beş altı sene kaldım. Daha sonra da Paris’e gittim, toplam 11 yıl filan oldu. Ama o zaman 20’li yaşlardaydım, tanınmış birisi değildim. Şu anda durumum farklı. Toplumda beni tanıyanlar, sevenler var. “Livaneli de bıraktı gitti, ülkeyi terk etti” dedirtmem. Bu, o insanların da umutlarını kırmak olur. Hem haksızlık hem de çok bencillik olur. O yüzden biz burada başımıza ne gelirse kalacağız. Namuslu yaşayan insanlar namuslu ölmek zorundadır.

‘Hâlâ barbarlık dönemindeyiz…’

İnsanlara hayvanlara her türlü işkenceyi yapma hakkını kim verdi? Zaten insan eğer diğer canlıları öldürmeyi bırakabilirse hemcinsini öldürmeyi de bırakır. Özellikle Ortadoğu’da insanlar sürekli birbirlerinin kafalarını kesiyorlar? Bütün o insanlar çocukluklarında hayvanların ayaklarının bağlanıp kafalarının kesildiğini görmüş. İnsanların diğer canlıları öldürüp yemesi dönemi bir gün mutlaka kapanacak ve bizim dönemimizden yine barbarlık dönemi diye bahsedilecek.

‘Çok arkadaşım öldürüldü’

Ben de huzursuzum. 20’li yaşlarımda askeri cezaevinde yatıyordum. 70 yaşına geldim cezaevi önlerinde arkadaşlarım için nöbet tutuyorum. Yaşar Kemal’le her gün bunları konuşurduk. Zulmü, adaleti… İnsan onurunun yüce tutulduğu bir ortamın kurulduğunu göremeden gitti. Tarık Akan da öyle, diğer arkadaşlarımız da. Herhalde bunun sonunu göremeyeceğiz…

Tabii yoruluyor insan. Çok darbeler gördüm. 50’den fazla arkadaşım öldürüldü. Hepsi yazar, çizer, gazeteci, bilimadamı… Bu kadar insan hapsedildi, perişan edildi. Ama biz yine buradayız işte. Görevlerimizi yapıyoruz. Biz yine bugünlerde İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor, kimisi susup görmezden geliyor. Ama eğer tanınan bir insansan ve toplumla iletişim kurabiliyorsan bunları görerek susmak da bir uzlaşmadır tabii. Türkiye, hayatları haber bültenleriyle değişen insanlar ülkesidir…

Karınca

vengmanett@gmail.com Yazıları
Facebook : Vengma
Contact: Facebook

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


10 + nine =