Aysberg’in Görünmeyen Yüzü

Adnan Güllüoğlu

1953 Yılında Urfa'da doğdu. Tıp fakültesinden mezun oldu. Doktor olarak çalışırken 12 Eylül 1980 darbesi döneminde tutuklandı. Uzun süre Diyerbakır zindanında yattı. Hala Urfa' da doktor olarak çalışmaktadır.

Tüm Yazıları

Adnan Güllüoğlu // Sırrı Süreyya Önder ile Hasip Kaplan arasındaki tartışmanın sınırları ikisinin arasında kalacak olsaydı samimiyetlerinden hep kuşku duyduğum için beni zerre kadar ilgilendirmezdi.

Yaptıkları son açıklamaları onları atayanların belirlediği için önem kazandı.
Aslında bu tartışma HDP’nin içerisindeki giderek derinleşen, kaynayan sorunların yansıması. Yani gözüken sadece Aysberg’in görünen yüzüdür. Aysberg’in dipte kalan kısmını görmemize engel olup ikisi arasındaki tartışmada taraf olmamız isteniyor. Dünden bu güne çizilen bu senaryo artık gizlenemiyor.

A. Öcalanın (1999-15 Şubat) yakalanması ile bu süreç başladı. Verdiği ifadeler, yaptığı savunma, İmralı’dan sürece yaptırılan müdahaleler ile 19 yıldırdevam ediyor.
Çizilen strateji doğrultusunda senaryo etkileri ve tepkileri, yıkımları ile adım adım uygulanıyor.
Yaşanan bu süreç özünde “Oligarşik Diktatörlük” olan binbir yüzlü Kemalizmin kurulan ilk parti olan HEP’ten bu yana zaman zaman partilileri döverek, zaman zaman severek devam ederek, “Sol-Sosyalizm” adına yapılan müdahaleler ile HDP ‘nin içinde hala yer alan etnik fark gözetmeden var olan yurtseverlerden boşaltma, onları susturma, pasifize etme aşamasına geldi.
Sürecin can alıcı yol ayırımını belirleyen, hala parti içinde “atanmışların” tartışma cesareti dahi gösteremediği adına “Hendek Savaşı” denen kirli savaş oldu.

Üstü kapatılmak istenen bu ülkede yaşayan kürtler ve onların ulusal talepleri var. Bu talep sadece sol-sosyalist Kürtlerin talepleri değildir. Kürtler ulustur, bu talepler ulusu oluşturan sağcısı, solcusu, dindarı ve milliyetçisine kadar yer alan sınıfların talebidir. Ezilen,inkara dayalı asimile edilen, haklarından yoksun bir ulusun taleplerine üstelik sol adına”ilkellik” diyenler S. Süreyya gibi nasyonal sosyalistlerdir.

Bu ülkede hala azınlık olan çözümden yana yurtsever kesimin dışında kalan “Türk Solu” yaratılan bölünme fobisinin etkisinden kurtulamıyor,soruna çözüm üretemiyor. “Barış”,”İlkel Milliyetçilik” diyerek sol jargonu çarpıtarak evrensel kavramların içini boşaltıyor. Ezen ve ezdiği varken bariş demek iyi, güzelde eşit olmadan nasıl ?
Binlerce yılın birikimini bu günlere kadar taşıyarak gelen bir ulusun varlığını dahi inkar ederek, eşit görmeden barış olur mu?

S. Süreyya Önderinde sözcülerinden biri olduğu bu”Sol” anlayış Güney Kürdistandaki yapılan referanduma karşı tavırları ile gerçek yüzlerini ortaya koydular. Güney Kürdistanda yapılan referandumun nedenlerini, halkların barışçıl çözüm arayışını, taleplerini görmeden Ulusal talepleri sınıf mücadelesine indirgemek gafletine düşüp ezenden yana tavır aldılar.

Barış Sürecinde “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganınında sahibide S. S. Önderdir. Başkanlık sistemi aynı zamanda Kürt sorununun çözümüne ivme kazandıracak eyalet sisteminide kapsayacaktı. Değişik, çözüm getirecek çağdaş başkanlık sistemlerinin parti içinde bile tartışılmasına dahi izin verilmeden reddedildi.
Neden?
Görülmesi gereken S. Süreyya Önder’i bu lafları edecek seviyeye kim, neden” atayarak” getirdi?
Aysberg’in dibini artık gizlemenin çaresi yok, her şeyiyle ortada.

Bütün bu yaşananlardan sonra parlementer mücadeleye inanan Kürtler için ayrı örgütlenmenin dışında seçenek kalmamıştır. Bu konuya ileriki bir yazımda nedenleri ile değineceğim.

 

Adnan Güllüoğlu Yazıları
1953 Yılında Urfa'da doğdu. Tıp fakültesinden mezun oldu. Doktor olarak çalışırken 12 Eylül 1980 darbesi döneminde tutuklandı. Uzun süre Diyerbakır zindanında yattı. Hala Urfa' da doktor olarak çalışmaktadır.

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


20 + three =