Take a fresh look at your lifestyle.

Ünlü Yazardan Hamaney’e Mesaj

23

Mustafa İkbal / İran’ın dünyaca tanınmış yazarlarından Abdülkerim Suruş, dini lider Seyyid Ali Hamaney’e hitaben yazdığı tarihi ve bir o kadar da edebi mektubu timeturk.com okuyucuları için tercüme ettik;

Dini İstibdat Çöküyor: Sevinin!

Kanlı düğün bitti ve yalancı damat gerdeğe girdi.
Sandıklar titredi ve devler karanlıkta raks etti.
Kurbanlar beyaz kefenlere bürünüp seyre koyuldu.
Mahkûmlar kesilmiş ellerle alkış tuttu.
Dünyalılar öfke ve nefret dolu gözlerle damadı uğurladı.
Zamanın gözleri ağladı ve kan, cumhuriyetin eyvanının üzerinden geçti.
Şeytan güldü, yıldızlar söndü ve hikmet uykuya daldı.

Sayın Hamaney!

Dar görüşlülüğünden dolayı senin yaptığını kim yapar?
Evin Mülkünü harabata çevirdin

Uyandırmıyor seni talihin gelip çatması da
Uyuya kalmışsın bahtının uykulu kucağında.

Erdem ve adaletin olmadığı bu kıtlık yıllarında herkes sizden şikâyetçi. Ben ise size müteşekkirim. “Merhametli sevgiliden sitem dolu bir teşekkürdür bu.” Şikâyet edecek hiçbir şeyim olmadığından değil. Var hem de çok. Ama ben onların hepsini Allaha havale ettim. Sizin kulaklarınız meddahların övme ve okşamalarından o kadar ağırlaşmış ki; Şakilerin feryatlarını duymaya mecaliniz kalmamış. Yine de ben size çok ama çok müteşekkirim. Rejimin saygınlığının zedelendiğini kendiniz söylediniz ve Rejimin haysiyetinin yağmalandığını itiraf ettiniz.

İnanın ki bütün ömrüm boyunca bu kadar sevindirici başka bir haber kimseden duymamıştım. Aferin size ki dini istibdadın zillet ve bedbahtlığını itiraf ve ilan ettiniz. Sonunda, seher vaktinde secdeye kapananların ahının, göğe yükselip ilahi intikamın fitilini ateşlediğini gördüğüm için çok mutluyum. Siz Allahın şanının yerle bir olmasına hazırdınız ama kendi haysiyetinizin zedelenmesine hazır değildiniz. İnsanlar din ve nübüvvete sırtlarını dönsünler ama sizin velayetinizden yüz çevirmesinler. Şeriat, tarikat ve hakikat delik deşik olsunlar ama sizin riyaset ridanız hiç zarar görmesin.

Ama Allah bunu istemedi… Bağrı yanıklar, dudakları dikilmişler, kanları dökülmüşler, elleri kesilmişler ve namusları kirletilmişler bunu istemediler ve izin vermediler. Arınmışlar, muttakiler ve peygamberler istemediler. Mahrum edilmişler, ıslah ediciler, mazlumlar ve zulme karşı çıkanlar, istemediler.

“İyilik ve güzellik perdesinin arkasına saklanan dev” sizin velayetini yaptığınız cumhuriyetinizin hikâyesiydi. Allah’a şükürler olsun ki şimdi bu devin aldatıcı masumiyet perdesi yırtıldı. Sırrı açığa çıktı, eteğindekiler ortalığa saçıldı ve çirkin yüzü gün ışığına çıktı. Ve dünyalılar öfkeli ve hayretle çırıl çıplak kalmış bu devi seyre daldılar.

Sayın Hamaney!

Zor ve acı günler geçirdiğinizi biliyorum. Hata ettiniz hem de çok büyük bir hata. Bu elim hatanın önüne geçme çarelerini ben size tam on iki yıl önce söylemiştim. Özgürlüğü bir yöntem olarak benimseyin demiştim. Bunun bir hak ve fazilet olduğunu geçelim. Onu başarılı bir yönetim tesis etmek için seçseydiniz. Bunu ki istiyordunuz… Neden kulağınızı tersten tutmakta ısrar ediyorsunuz? Niçin size doğru-yanlış ve eksik-tam jurnaller ulaştırsınlar diye insanların mahremiyetlerini ihlal edip ağızlarından laf almak için aralarına bekçiler, hafiyeler ve casuslar gönderiyorsunuz? Basını, siyasi partileri, dernekleri, eleştirmenleri, yorumcuları, akademisyenleri, yazarları özgür bırakın ki insanlar hikâyelerini size yüz değişik dilde anlatsınlar. Böylece bilgi ve muhakeme kapıları ağzına kadar yüzünüze açılacak ve rejimin istikrara kavuşmasında size yardımcı olacaklardır. Basını boğmayın çünkü onlar toplumun solunum sistemi gibidir.

Ama siz yanlış yolu tercih ettiniz. Ve şimdi büyülenmiş bir şekilde kendi yarattığınız bu kapalı ve boğucu rejimin kurbanı haline geldiniz. Bu rejimde ne eleştiri yeşerebilir ne de herhangi bir fikir ileri sürülebilir. Gizli belgeleri okumak ve emir kulu olan dalkavuklarınızın ispiyonlarına kulak vermekle doğru bilgiye ulaştığınızı mı sanıyorsunuz? Oysa hem Hatemi’nin seçilmesi hem de Musevi’nin yeşil seçimi gösterdi ki istiğna ve istibdat hastalığı, feraset ve bilgeliği sizden alıp götürmüş. Ve şimdi de istibdadın sebep olduğu cehalet günahının telafisi için daha büyük günahlar işliyorsunuz. Kanı kanla yıkayarak temizlenebileceğinizi sanıyorsunuz. İhanet ve hile yetmedi, öldürme ve cinayete de el uzattınız. İhanet ve cinayet de yetmedi, mahkûmlara tecavüzü de bunlara ilave ettiniz. Öldürme, tecavüz ve hile az geldi, casusluk ve namussuzluk töhmetini de bunlara eklediniz. Dervişlere, din adamlarına, yazarlara ve öğrencilere de eman vermediniz ve hepsini kılıçtan geçirdiniz. Zavallı biçare bir askeri tıraş makinesi çalmış diye idam ettiniz. Sonra da utanmadan bunlara sebep olanlara ve canilere ödüller vererek herkesle alay ettiniz.

Allahın sabrı karşısında hayretler içinde kaldım. Çünkü biliyordum ki:

Allah lütfüyle sana ihsan eder ama haddi aşarsan unutma rüsva eder.

Biliyordum ki, bağrı yanıklar ve matemli babalar gizlice yanıyor ve ağlıyorlardı. Ve hal ve kal diliyle Allaha şöyle yakarıyorlardı.

“Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar ve bize katından bir veli ve bize katından bir yardımcı gönder.” (Nisa / 75)

Biliyordum ki “nice eller Allah’a yakarmak için semaya açılmıştır” zindanlar mabet oldu ve abitler gece gündüz secdeye kapanarak zalim velayetinizin yıkılması için Allaha yakarıyorlardı. Ve halende yakarıyorlar.

Nida sultanın şahadet toprağına düşen feryadı ve zalim kurşun gırtlağını parçalayıp geçtiğinde Âlemlerin sultanının dergâhına haykırdım: hala kullarının feryadını duymuyor musun? Çarmıhta ki İsa gibi şikâyet ettim: Allah’ım bizi neden burada bıraktın?

Taşkınlık ve zulümleriyle yeşili kırmızıya bulayanları görmüyor musun? Somurtkanlar ve meymenetsiz bozgunculara bakmıyor musun ki tatlılığı acıya çeviriyorlar! Emniyeti ve insanlık şerefini ayaklar altına alanları görmüyor musun? Mahkûmlardan zorla alınan alçaltıcı itirafları, zalimlerin şerir kibirlenmelerini gördüğün halde hala hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaksın? Zorla ve gönülsüzce söylenen o uç kelimelik –rejimin haysiyeti yerle bir oldu- itirafını duyduğumda; selvi, gül, lale ve uç yapraklı gonca gibi hayat buldum. Sanki duyduklarım o hatibin sözleri değildi, Sanki hutbede yankılanan senin sözlerindi Allah’ım. Anladım ki dualara cevap veriyorsun ve rüzgârlara emir vermişsin ki ateşi zalimlerin diyarına götürsün. Secdeye kapanıp yakardım:

Ey rabbim sanadır binlerce şükür
Kulunu kederden sen kıldın özgür

O, ateşe verirken başkasının tarlasını
Rüzgâr onun tarlasına çevirdi bu yangını.
Sayın Hamaney!
Size o günlerin artık sona erdiğini söylemek istiyorum. Talih size ve müstebit rejiminize sırtını döndü. Rejiminizin haysiyeti yerle bir oldu ve tarih önünde rezil rüsva oldu. Çırıl çıplak ortada kaldı. Allah da sizi yalnız bıraktı ve rahmet elini üzerinizden çekti. Kapalı kapılar arkasında aldatma perdesi altında gösterdiğiniz cesaret, kendini ele verdi. Bağrı yanıklar, canlarına kıyılanlar ve suskunluğa mahkûm edilmişlerin ahı sonuç vermiş ve eteklerinizi tutuşturmuştur. Tövbe kapısının dahi yüzünüze kapandığını söylemeye dilim varmıyor. Meşruiyet sizi çoktan terk ettiği için şeriat da sizden şefaatini esirgeyecek. Yeşil İran bundan böyle artık o siyah ve viran olmuş İran değil. Bu şahlanışın yeşil ve beyazlığı Allahın izni ve yardımıyla sizin kara zulmünüze galebe çalacaktır. Toprak, su, ateş, bulut, sis, güneş ve felek size karşı ayaklanmak için Allah’ın vaadinin gerçekleşeceği günü bekliyorlar.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

3 × three =