Türkiye´nin yakalama kararı Avrupa basınında

Türk Devleti, Selim Çürükkaya hakkında İnterpol aracılığla, PKK yöneticisi olduğu gerekçesi ile yakalama kararı çıkarttı. 1993 yılından beri Almanya´da ikamet eden ve Alman vatandaşı olan Çürükkaya hakkında çıkan yakalanma kararı Alman yazılı ve görsel basınında büyük yankı uyandırdı.

Alman tv kanalı ARD´ye konuşan Aysel Çürükkaya, eşinin 25 yıldır Almanya´da yaşadığını, PKK yi eleştiren bir çok kitap ve makale yazdığını, PKK yöneticisi olduğu gerekçesi ile eşi hakkında çıkartılan yakalama kararının bir skandal olduğunu belirtti.

Selim Çürükkaya'ya Interpol Engeli

KÜRT YAZAR SELİM ÇÜRÜKKAYA'YA ERBİL'DE INTERPOL ENGELİKardeşi Sait Çürükkaya'nın Bingöl'de inşa edilen anıt mezarının biteceği gün askelerce tahrip edilerek yıkılmasını protesto için cumhurbaşkanı Erdoğan'a açık mektup yazarak durumu kınayan yazar Çürükkaya, Türkiye'nin Interpol'a başvurusu sonrası kırmızı bültenle aranır duruma düştü. Alman ve Türk vatandaşı olan Çürükkaya'nın, uzun senelerdir yaşadığı Hamburg'a resmi yollardan dönüşünün Interpol aranmasının silinmesine bağlı olduğu aktarıldı.ARD – Haftbefehl gegen deutsch-türkischen Schriftsteller Der Hamburger Journalist und Autor Selim Cürükkaya befindet sich zur Zeit im Nord-Irak in Erbil. Als er jetzt in seine Heimat nach Hamburg zurückreisen wollte, wandte er sich dort an deutsches Konsulat. Daraufhin fand das deutsche Konsulat in Erbil heraus, dass gegen ihn ein internationaler Haftbefehl bei Interpol vorliegt, erwirkt von den türkischen Behörden.

Opslået af Avrupa Postasi på 14. november 2017

 

2016 yılında Daiş teröristlerince döşenen mayının patlaması sonucu hayatını kaybeden Dr Sait Çürükkaya´nın anma toplantısı ve referandumdan dolayı Güney Kürdistan´da bulunan Selim Çürükkaya, hakkında çıkartılan yakalanma kararından dolayı Almanya´ya dönememektedir.
Kardeşi için yaptırdığı Anıt mezarın iş makineleri ile yıkılmasından dolayı Recep Tayip Erdoğan´a hitaben sitem dolu bir mektup yazan Çürükkaya, yakalanma kararının yazdığı mektuptan dolayı çıkartıldığını belirtti.

İşte o mektup;

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’a

“Kardeşim Dr. Sait Çürükkaya, Ortadoğu coğrafyasında ve Avrupa‘da masum insanları acımasızca katleden İŞİD barbarlarının döşediği mayınları sökerken, 26.10.2016 tarihinde Musul’a yakın Tezxırab Köyü’nde patlayan bir bombayla ağır yaralandı. Tedavi amacıyla Almanya‘ya getirildi. Burada 29.10.2016 tarihinde yaşamını yitirdi. Gerekli resmî işlemler yapıldıktan sonra Halil İbrahim Sınır Kapısı’ndan doğduğu Bingöl Yeniköy’e götürüldü ve orada defnedildi.

Biz kardeşleri Bingöl Valiliği’ne bir proje ve dilekçe ile başvurarak mezarın yapımı için izin istedik. Ve beş gün içinde Bingöl Valisi cevap olarak “mezarı yapabilirsiniz” sözünü verdi. Bu söz üzerine mezarı yapmaya başladık. İnşaatın tamamlandığı gün, sizin başkomutanı olduğunuz ordu, kepçelerle, dozerlerle mezarlığa girdi ve mezarı yıktı.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Yunus Emre’nin “Biz yaratılanı yaratandan ötürü severiz” sözünü sürekli tekrarlayan sizsiniz. Biz Kürtler yaratanın yarattığı değil miyiz yoksa?  Neden mezarlarımıza bile tahammülünüz yoktur?

Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?

Bildiğimiz bütün zorbalar hiç olmazasa ölüler karşısında susardı. Mezarlara karışmazdı. Dünyanın en saygısız rejimleri bile mezarlara karşı saygılıydı.  Gezegenimizin en eski yazılı eseri olan Gılgamış destanında ölülere  ve mezarlara karşı büyük bir saygı ve hürmet vardır.

Tarihin ilk yazılı kayıtlarından olan İlyada ve Odesa kahramanı Aşil, düşman olarak gördüğü Hektor’u öldürür. Onun cesedini de kendisi bizzat yıkayarak Truva kralı babasına götürür. Aşil’in bu davranışı düşmanı dahi olsa öldürdüğü insanın inanç ve geleneklerine duyduğu saygıdan tarihe ve eski yunan mitolojisine bir mertlik davranışı olarak geçmiştir.

Siz bizlere daima islâmın erdemlerini vaaz edersiniz. Kur’an-ı Kerim (İsra Suresi 70) “Andolsun. Biz insan oğlunu şerefli kıldık.” der.

Hz. Adem’in yaratılma anında Allah meleklere: “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.”  (Sar, 71-73) demiştir. Yine (İsra suresi 70)  “Ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık” der.

İslâm dini, insan öldüğü zaman da insana karşı aynı hürmeti ve saygınlığı korur. Zîra ayet “o diri iken de ölü iken de saygın bir varlıktır“ der.

Sizin iktidarınızın gözünü kan bürümüştür; bir akıl tutulması yaşıyorsunuz. İnsanı da, islamı da, insanın 8 bin yıllık kültürünü de ayaklar altına almış, bir uçuruma doğru yürüyorsunuz.

Biliyorsunuz ki, yeryüzünün ilk mezarı Habil’indir. Ve o mezar şu anda Şam‘a kırk kilometre yakın Kasyun Dağı’ndadır. Semavi kitaplar bize o ilk mezarın öyküsünü şöyle anlattılar: “Kabil kardeşini öldürdü, ne yapacağını bilmiyordu. Etrafına şaşkınca bakıyor, babasının korkusundan da eve gitmiyordu. Bu sırada kavga etmekte olan iki karga gördü ve bir süre sonra kargalardan biri, diğerini öldürdü. Kavgada ayakta kalan karga toprağı eşeledi, küçük bir çukur açtı, yere serilen kargayı bu çukurun içine çekerek gömdü ve üzerine toprak atttı, sonra uçtu gitti. Bu manzarayı izleyen Kabil de kardeşini Şam’ın dışında bulunan Kasyun Dağı’na gömdü.” O mezar hâlâ Kaysun Dağı’ndadır.

Biliyor musunuz, kaç barbar kavim, kaç medeniyet geçti oralardan? Kimse karışmadı o mezara ve barbarlar bile ölüye saygıdan dolayı korudular o mezarı! Çünkü bütün kültürlerde mezarlar kutsaldır ve mezara saygı gösterilir. İnsanlara ait ev/mesken ne kadar saygın ve hukuki açıdan masumiyete haiz ise, insanın vefatından sonra  evi olan mezarı da, ahlaken, dinen ve hukuken meskeni sayılır.

İnsan, insanı insan yapan ahlak, kültür, gelenek görenek, din gibi değerlere riayet eder. Bu sayılanlara riayet etmeyen insanlar, iktidarlar veya zalimler suç işlemiş olarak kabul edilirler.

Bu gün Türkiye’de hukuk da, adalet de, mahkeme de sizsiniz! Çünkü mezarlara karşı saygısızlık yapan, ölünün özel mabedine girip onu harebe eden, suçluları yargılayacak bir mahkeme yoktur sizin ülkenizde!

Mezarı yapma izni  verenler tarafından mazarımız yıkıldı.

Biz kime, hangi kuruma başvuracağız? Adaleti arayabileceğimiz bir mercî var mı?

Yok ise, lütfen artık bizlere vaaz vermeyiniz!

İslam peygamberinin adını dahi dilinize dolamayınız! Çünkü O, “Herhangi birinizin, ateşin üzerine oturup da elbisesini yakması, hatta –daha öteye- cildini yakması; herhangi bir mezarın/kabrin üstüne oturmasından kesinlikle daha hayırlıdır/iyidir.” demek suretiyle, bütün insanlığı “ölüye/mezara saygıya” davet etmiştir.

Sizin emrinizde olan zalimlerin ne insanlıktan, ne islâmdan, ne de ahlâktan haberleri var; bundan habersiz olamazsınız!

Kamuoyuna açık bu mektubuma son noktayı koymadan size şunları da söylemek istiyorum:

Atalarınız olan Selçuklu Türkleri‘nin mezar taşları bin yıldır ülkemin çeşitli bölgelerinde dikili olarak durmaktadır. Bu güne kadar milletimden olan tek bir kişi, sahip olduğu ahlâk, terbiye, medeniyetten dolayı tek bir taşa zarar vermemiş, tek bir mezara hakarette bulunmamış, yanından geçerken duasını da eksik etmemiştir. Bu benim milletimin asaletinin; mezarlarımızı yıkanların eylemleri ise, onların rejimlerinin sefaletinin göstergesidir.

Siz, bugün çok güçlü olabilirsiniz; evlerimizi başımıza yıkabilir, ormanlarımızı yakabilir, mezar taşlarımızı yıkabilirsiniz. Siz kendi ülkenizde hak aramanın bütün yollarını kapatabilir, masumları hapishanelere atabilir, ölüleri bile mezarlarında rahat bırakmayabilirsiniz. Siz erdemi, ahlâkı, gelenekleri, görenekleri, insanı insan yapan „söz“ü ayaklarınızın altına alabilrsiniz. Ama şunu unutmayın ve tarihin sayfalarına bakıp hatırlamaya çalışın; sizin yaptıklarınızı yapan zalimlerin acı akıbetleri,  mutlaka sizi bir yerde arayıp bulacaktır.
Bunu bilin! ”

Selim Çürükkaya

vengmanett@gmail.com Yazıları
Facebook : Vengma
Contact: Facebook

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


five × five =