Nizamettin Maskan ile Söyleşi (2)

N. Ferhat Sagnic

ferhats13@hotmail.com

Tüm Yazıları

F. S: Nizamettin Bey sizin tutuklandığınızı, işkence gördüğünüzü biliyoruz, bu sorgular nasıl yapılıyor du o zamanlar?

N. M: İbrahim Güçlüyle Diyarbakır’ a gittik. Ertesi gün Ankara ‘ya geldiğimde evimiz polis ve askerlerce basıldı. Evde kardeşim Yüksel de vardı. Onu da aldılar ev didik didik arandı, evdeki bütün kitapları aldılar. O dönemin yasaklı kitapları şunlardı: ki aslında her yazı yasaktı. Yılmaz Güney’in kitapları, felsefe kitapları, günün siyasal sol içerikli yayınları v. s. Büyük bir terör ve şiddet vardı evde. Evim örgüt evi olarak basıldı. Van ‘lı bir asker bana sıkı giyinmemi, gideceğim yerin soğuk olduğunu söyledi. Evden alındığımızda hemen gözlerimizi bağlayıp araca bindirilirken bir çuval gibi atılıyorduk, ben kardeşimin üstüne düştüm.

Bu arada fırsatını bulup kardeşime “korkuyor musun “diye sordum. O da” Hayır” dedi. Zaten kardeşime güveniyordum. Bir heyula içinde bizi epey dolaştırarak Mamak ta askeriyenin denetiminde olan C-5 sorgu işkence yerine götürdüler. Götürüldüğümüz yerde bize” eğilin, kafanızı eğin “ gibi talimatlar veriyorlardı, sanki bir mağaranın içinden geçiriliyoruz gibiydi. Daha sonra bizi sıcak bir yere aldılar. duvara dizdiler.

Gözlerimiz bağlı tek ayak üstündeydik, duvara yaslanmak yasaktı. Sadece uzaktan iki işaret parmağımızı duvara deydirerek günlerce gerilmiş halde bekletiliyorduk, sorgulamaya gelince; götürüldükten birkaç saat sonra asker mi? polis mi? olduğunu anlamadığım biri “Nizamettin Maskan” diye bağırınca oradakilerin benim tutuklandığımdan haberleri oldu.
Bana ve kardeşime küfürler sağanağı altında kaba dayak atmaya başladılar. Tehditlerin her biri bin para.. tehdit ediliyorduk‘’siz buranın neresi olduğunu biliyor musunuz, siz artık öldünüz” gibi tehditler. Dayak faslı bittiğinde ortalığa bir sessizlik hakim oldu , burada başkalarının da olduğunu anladım. Öyle bir sessizlik ki nefes alışlarını bile duyabiliyorduk. Bir müddet sonra bize çömelmemizi söylediler. Kardeşimle beraber göz altına alınmış olmam üstümdeki baskıyı artırıyordu.

Her ne kadar devrimci olsam da feodal yanlarım da ağır basıyordu. Kardeşimin yanında küçük düşürülmek istemiyordum. Elbette ki kardeşimi koruma iç güdüsü de vardı. Bana en çok acıyı kardeşimle beraber olmak veriyordu ve ben ilk defa tutuklanmış olduğumdan, ilk defa işkence ve bu tip bir olayla karşılaştığım için bende bir korku hakimdi.. Kardeşimin de benimle beraber alınmış olması korkularımı artıyordu. Adnan Aras diye bir arkadaş bize kendisinin de burada olduğu mesajını vermek istiyordu. bu yüzden ‘’komutanım tuvalete gitmek istiyorum’’ demesiyle Adnan’ın da yakalandığını öğrendim. Yanımdan geçerken omzuma bir çimdik atarak vermek istediği mesajı aldım.

F. S: Adnan Aras’ ın da orada olduğunu bilmeniz sizde nasıl bir duygu yarattı?

N. M: Yani olacak şey değildi ama Adnan Aras’ın orada olmasına çok sevinmiştim, çünkü Adnan benden önce gözaltına alınmıştı ve biz onun nerde olduğunu bilmiyorduk bu yüzden onu kayıp zannediyorduk. Onun orda olması bana güven verdiği gibi nerde olduğumuzda anlamıştım. Y. Z. Topal, Ahmet Vural, Remzi Özdemir, (ki bu arkadaşların her birisinin ayrı ayrı hikayeleri var gerekirse anlatırım)bu arkadaşların da orda olduklarını öğrenmiş oldum.

F. S: Sizi hemen sorguya aldılar mı??
N. M:Hayır. önce Y. Z. Topal sorguya alındı. Y:Z Topal ve diğer arkadaşlar bizden 25-30 gün önce göz altına alınmıştı. Aslında bu arkadaşların sorguları bitmişti, sadece bize gözdağı vermek , korkutmak, yıldırmak için bu arkadaşları tekrar yoğun işkenceye tabi tuttular. Tüm işkence seslerini, feryatlarını duyuyorduk. Onlara yapılan işkenceler bittikten sonra birisi bana geldi ve dedi ki:“hazırlan sorguya çıkacaksın” gözlerim hala kapalıydı ve ortam çok sıcaktı.. Bu sıcaklık olağan bir sıcaklıktan öte bir şeydi, bir odaya aldılar.

Gözaltına alınışımdan 5 veya 6 saat sonra sorguya götürülüşüm benim için iyi bir fırsattı, çünkü zaman kazanıp kendimi toparlamıştım. Ben o operasyonun çapını ve büyüklüğünü bilemiyordum, sorguya alındıktan sonra tabiri caizse ben ve sorgucular birbirimizi yoklamaya başladık. Ben ise onlara neden burada olduğumu ve neyle suçlandığımı sorduğumda içlerinden biri müthiş bir şekilde kızarak, ”tüm örgüt elimizde, bütün arkadaşların burada cevabını aldım”..

Benim Ala Rizgari kadrolarından biri olduğumu, insanları örgütlediğimi söylüyorlardı. Ancak ben anladım ki bunlar hakkımda çok şey bilmiyorlardı. Bu bir nebze de olsa rahatlamamı sağladı. Bir ara Remzi Özdemir’in soygun yaparak örgüte para sağladığını sordular, bilmediğimi söyleyince toplu halde bir kaba dayak yedim. Benden sonra Adnan Aras’ı sorguya aldılar. Adnan ın çok ağır işkenceden geçirildiğine tanık oldum, ayakları parçalanmış, yüzü gözü şiş, enkaz halindeydi. daha sonraki günlerde kardeşim Yüksel ve ben yoğun kaba dayaktan geçirildik. Y:Z den silah istiyorlardı bundan da bir şey çıkmadı. bizden önce gözaltına alınan arkadaşların 45 günlük süreleri dolduğu için gözaltına alındığımızın 10. gününde savcılığa çıkarıldık.

Sorguda yazılı ifadem olmadığı halde tutuklanıp cezaevine gönderildim. Bazı arkadaşlarda tahliye oldu. Bana ilginç gelen bir olay vardı. Mamak C-5 sorgu yeri aslında faşistlerin sorgulandığı bir yer olmasına rağmen bizim Grubumuzun da aynı yerde sorgulanmasının cevabını hala bulabilmiş değilim.
F. S: Nizamettin Bey o dönemde devlet kendi adamları olan faşistlere de işkence yapıyor muydu?

N. M: Evet yapıyordu orada DÜRÜST OKTAY adında yönetici olduğunu bildiğim bir polisin denetiminde işkenceler yapılıyordu. Bu işkencelerde yüksek rütbeli askerler de vardı. Bize devrimcilere yapılan tüm işkenceler bu MHP lirlerde yapılıyordu.

F. S: Savcılıktan sonra ne oldu?

N. M:Kardeşim Yüksel ve A. Vural serbest kaldılar. Zaten kardeşimi bende misafir olduğu için almışlardı ama A. Vural’ın serbest kalması tam anlamıyla sürprizdi. Tutuklanıp cezaevine götürüldük.. Bizi cezaevine sokmamadan önce 5 gün kadar hayvanat bahçesindekine bezer kafeslere koydular. Başımıza da asker verdiler, uzun bir koridor ve karşısında idare bölümleri ve idarenin karşısında da bir çok kafes var. Her kafese kapasitesinin üstünde tutuklu tıkıştırılıyordu. O beş gün emir komuta zincirinde bütün subayların denetiminde zevkle büyük iştah ile işkenceye tabi tutulduk ;yani cezaevine girmeden önce uslandırma işkencesiydi bu. Bizim oradaki adımız MAL idi (Büyük baş hayvanlara MAL denilir. ) “Mal şuraya, mal buraya, mal elini aç , malı tıraşa götür, mal yemek ye” v. s.. bilgi subayların ve gözleri önünde bu tür işkencelere maruz bırakılıyorduk.. İşkenceler genellikle ele vurma , sayısız kez. Domaltıp dövmek, gece veya gündüz fark etmiyor her an bir komut seni düşünmekten alıkoymaya kişiliğini sıfırlamaya yönelikti. Anlaşılıyordu ki bu işkence için askerler bir yerde eğitilmişti. Çünkü o kadar sistemli ve kurallıydı ki işkenceleri sıradan basit bir askerin yapacağı türden bir uygulaması değildi bu başta da dediğim gibi işkence emir komuta zinciri içinde yapılıyordu.

F. S: Sonra ne oldu?

N. M:Sonra bizi koğuşlara dağıttılar.. Beni A -1 blok zemin 1-2-3 koğuşun kapısına götürdüler. Daha koğuşun kapısında bir çavuş elimi açmamı istedi, elimi açtım parmaklarım çekilip, ellerim kenetleninceye kadar dayak attı sonra koğuşun kapısını açarak beni içeri attılar. (hala zaman, zaman düşünüyorum bu asker neden bu kadar zevkle dayak atıyordu) bana sağcı mısın solcu musun diye sordular. ’’ ben solcuyum , aydınım, her türlü sol yayınları okurum, Rizgari dergisinden tutun bir çok dinci yayınlara
kadar okuyorum’’dedim. Meğer solcularla sağcıları aynı koğuşa atıkları için bu soruyu sormuşlar, yani biz faşistlerle aynı koğuştaydık.

F. S: Burada kaç gün kaldınız?

N. M: Sanırım Bir buçuk veya iki ay kadar kaldım. Kapıdan içeri girdikten sonra herkesin mum gibi olduğunu gördüm, sağcısıyla solcusuyla. Solcu arkadaşlar bana burada sağcıların olduğunu söylediler. Meşhur faşistlerle beraberdik.

Devam Edecek

N. Ferhat Sagnic Yazıları
ferhats13@hotmail.com

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


four − 2 =