Eski Kürt İsyancıları Dağdan Nasıl İndirildiler?

Aytekin Yılmaz / Güncel tartışmalara katkısı olur diye son 200 yıldaki Türk-Kürt ilişkilerine bir bakalım mı? Eski

dönem Kürt isyancılarının dağlardan nasıl indirildiğini araştırdım.  Bazı yazarlar geçmişte yaşanmış Türk-Kürt görüşmelerinden bahsediyor. Eğer böyle bir görüşme yapılmışsa bu görüşmelerin içeriği nedir? diye bir soru ile başlayabiliriz.

  1. yüzyıldan bugüne Kürtler bu coğrafyada bir çok kez devlete isyan etmiştir. Resmi Türk kaynakları 28 Kürt isyanından bahsediyor. Bu Kürt isyanlarında isyan devam ederken Türk devlet yetkilileri ve Kürt isyanlarına önderlik eden kişiler arasında bir takım görüşmelerin yapıldığını tarihi belgelerden anlıyoruz.Fakat bu görüşmeler yapılırken Türk devlet yetkilileri, Kürtleri bir taraf kabul edip de haklarını verme temelinde olmadığı anlaşılıyor. İsyana önderlik eden Kürt beylerinin devlete teslim olması yönünde yapılmış çağrılardan bahsedilebilinir. Hatta bu bile yapılırken, Türk devlet yetkilileri resmi düzeylerde bu görüşmelere katılmamış, daha çok aracıları kullanmıştır.
  1. yüzyılın başlarından bugüne kadar Kürt isyanlarına baktığımızda bu isyanlara öncülük eden Kürt önderlerinin benzer akıbetlere uğradığını görüyoruz. 19. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Batı’da, Balkanlarda toprak kaybedince Doğu’ya sınırlarına yöneldi. Kürtler açısından ağır sonuçları olsa da belli aralıklarla bu duruma direndiler. Bu isyanların tümü bastırılmış olsa da Kürt önderleriyle Osmanlı paşaları arasında aracılar vasıtasıyla bir takım görüşmeler olduğunu tarihi belgelerden anlıyoruz.

1830 Mir Muhammed İsyanı

  1. yüzyılın ilk büyük isyanı 1830’daki Mir Muhammed’in önderlik ettiği isyandır. Mir Muhammed’in başına gelenler Kürt trajedisine iyi bir örnektir. Mir Muhammed başkent olarak seçtiği Rewanduz şehrinde tüm ülkenin birliğini sağlamak için 40 bin kişilik ordusuyla soran, Behdinan ve Musul üzerinde hakimiyet sağlar. Azarbeycan’a kadar etkinliğini artırdığı söylenir. Her gittiği yerde Kürtler tarafından bir kurtarıcı gibi karşılanır. Osmanlı ordusu Şark cephesinde oldukça zorlanır. Bu durumu gören Osmanlı paşaları, eski bir geleneği mollalar aracılığıyla devriye sokarlar. Dönemin tanınmış mollası Hati’ye bir fetva çıkartılır. Denilir ki; “Kim halifenin ordusuyla savaşırsa kafir olduğu” söylenir. Kürtlerde dinin etkisi ağır olduğundan bu fetva üzerine savaşı bırakırlar. İsyanın önderi Mir Muhammed teslim olur. İstanbul’a getirilir. Sultan 2. Mahmut tarafından önce bağışlanır, fakat ülkeye dönüşünde yeni bir ayaklanmaya kalkışmasından korkulduğu için Trabzon’da Sultan II. Mahmud’un adamları tarafından öldürülür.

1848 Bedirhan Bey İsyanı

1848 Bedirhan bey ayaklamasında ise Osman Paşa adında dönemin Şark kumandanı, Bedirhan beyin büyük direnişini görerek savaşı devam ettirmekle beraber asırlık Osmanlı hilekarlığına başvurur. Rüşvet, sınırsız yüksek rütbe vaatleriyle Bedirhan’ın adamları arasında işbirlikçiler bulmaya çalışır. Osmanlı paşası bunda başarılı olur. Botan ordusunun sol kolu olan Bedirhan’ın yeğeni Yezdan Şer’i çeşitli vaatlerle safına çekmeyi başarır. “Seni Botan beyi yapacağız” derler. Bunun üzerine Yezdan Şer savaşı bırakır. Bedirhan beyin ordusu zaafa uğrar. Osmanlı ordusu karşısında zorlanan Bedirhan bey, 5-6 bin kişilik gücüyle tarihi Eruh kalesine sığınır. Kuşatılan kale üç gün direndikten sonra kendisinin ve kaledekilerin yaşamına dokunulmayacağına dair söz verilmesi üzerine teslim olurlar. Bedirhan bey İstanbul’a getirilir. Osmanlı Sultanı, Bedirhan’dan bir daha başkaldırmayacağı konusunda söz alarak onu Girit’e sürgüne yollar. Daha sonra ise Şam’a yollanır,  ölümüne kadar orada yaşadığı söylenir. Osmanlı Sultanı’na verdiği söze sadık kalmıştır. Bu isyanda en trajik olanı ise Yezdan Şer’in başına gelenlerdir. Bedirhan  bey isyanında  direnişi bırakmasından dolayı kendisine Botan beyliği verilmiştir, fakat isyanın bastırılması sonrası bu görevden uzaklaştırılmıştır. Osmanlı paşaları tarafından aldatıldığını anlayan Yezdan Şer, bu kez yeniden ayaklanma örgütler. Bu isyan da diğerinden farklı olmaz. Görüşme vaadiyle çağrılan Yezdan Şer tuzağa düşürülerek öldürülür.

1880’deki Şeyh Ubeydullah

1880’deki Şeyh Ubeydullah’ın başına gelenler de bunlardan pek farklı değildir. Şeyh Ubeydullah bağımsız bir Kürt devleti amaçlamıştır. Bu isyan hem İran’ı hem Osmanlı’yı etkilediği söylenir. Batılı büyük devletlerin de çıkarı tehlikeye girdiğinden isyanın bastırılması için Osmanlıyı her bakımdan desteklerler. Ve isyan bastırılır. Şeyh Ubeydullah isyan sonrası teslim alınarak İstanbul’a getirilir. II. Abdülhamid, Şeyh Ubeydullah’tan söz alarak Mekke’ye sürgüne yollar ve Kürt şeyhi Mekke’de sürgünde ölür.

  1. yüzyıl boyu devam eden Kürt isyanlarındaki Türk-Kürt diyaloğunun bu biçimde yaşandığını tarihsel belge ve kitaplardan öğreniyoruz. Eğer dikkat edilirse Türk-Kürt görüşmesinin içeriği Kürt önderlerinin can güvenliklerinin sağlanması karşısında teslim olması var. Kürt önderlerinin bir taraf kabul edilmesi söz konusu değildir. Oysa siyasi görüşmeler taraflar arasında yapılır. Türk-Kürt örneğinde Kürtler taraf kabul edilmemişlerdir.

Cumhuriyet döneminde ise isyan sonrası Kürt önderler  sürgüne gönderilme gereği bile duyulmamış, idam edilmişlerdir. Şimdi ilk önce Kemalist hareketin ilk yıllarındaki Türk-Kürt diyaloğuna bakalım. Kemalist hareketin önderleri (cumhuriyet öncesi yıllar) ilk yıllarda Kürtler adına çok şey söylediler. M. Kemal, 1919 yılında yapılan Erzurum Kongresi ve Amasya Tamimi günlerinde bazı konuşma ve diyaloglarında Kürtler için önemli sözler söylediği aktarılıyor. M. Kemal  Osmanlı’nın yıkıntıları üzerine bir ulus-devlet inşa etmek istiyor. Kürtlere ihtiyaç duyuyor; bunun için de konuşma ve diyaloglarında bazen “Kürtlere özerklik”, bazen de ‘Bu ülke Türk ve Kürtlerin memleketidir’ diyerek ne kadar Kürt aşiret beyi ve Şeyhi varsa hacı-hoca aracılığıyla ilişki kuruyor, Kemalist hareketin içine sokuyor ve bunda başarılı oluyor. 1923’te Lozan’da yapılan Konferans da İsmet İnönü bu antlaşmayı Türkler ve Kürtler adına imzaladığını belirtiyor. Birinci Mecliste bulunan Kürt milletvekilleri de İnönü’yü destekliyor.  2.Meclis oluşturulduğunda ise kendisine Kürdüm diyen vekiller tasfiye edilecektir. M. Kemal’in Kürtlerle olan diyaloğu cumhuriyetin ilanına kadardır. 1920-23 arası Kürtlerle görüşülmüş, sözler verilmiş olabilir. Bu görüşmelerde verilen sözlerin ne kadarı hayata geçirildiği önemlidir. Örneğin 1921 Koçgiri isyanı sırasında Kemalistlerle bir takım görüşmeler olmuş, ama son aşamaya gelindiğinde Türk tarafı, Koçgiri isyanına katılan Kürt savaşçılarına teslim olmaları için 48 saat süre verilmiştir. Daha sonra bir çoğu af edilmek şartıyla teslim olmuştur.

1925 Şeyh Sait İsyanı

Cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanlarının en trajik olanı 1925’teki Şeyh Sait’in başına gelenlerdir. Şeyh Sait 1925’te yakalandıktan sonra mahkeme aşamasında kendisine bir takım sözler verildiğini ve bu sözlerin tutulmadığını öğreniyoruz. Behçet Cemal’in “Şeyh Sait İsyanı” adlı kitabında ayrıntılı olarak anlatılır; “Şeyh Sait’in Diyarbakır’da 1925’in 26 Mayıs sabahı bir sinema salonunda başlayan mahkemesi bir ay devam etti. Karar 28 Haziran’ında açıklandı. Şeyh Sait ve adamlarından 46’sı idama mahkum olmuştu. Kararlar ertesi sabaha karşı infaz edildi. Şeyh Sait hücresinden alınıp sehpaya götürüldüğü sırada kendisini mahkum eden hakimlerden Ali Saib Bey’e döndü ve “Saib bey” dedi. “Haniya doğru söylersem kurtaracaktın?” Hakimin cevabı “Ne yapalım Said efendi. Seninle Hınıs’ta kuzu yiyemedik.” Oldu. Şeyh idama mahkum olmazsa, herkese kuzu ziyafeti vermeyi vaad etmişti” demektedir.

Bundan sonra aralarında bir konuşma geçti. “Şeyh efendi bundan hafif ceza olur mu?” “Bundan daha ağırını sen söyle bakalım Saib bey! Artık kuzu filan kalmadı. Ne olurdu Edirne’de 101 sene verseydiniz?” Şeyh Sait devamla, “boynuzsuz keçinin ahını boynuzludan alırlar” dedi, sehpaya çıktı ve son sözü; “Fena yaptık, bundan sonra iyi olur inşallah” dedi.

1937 Dersim harekatında da yaşananlar bundan farklı değildir. Direnişin önderi Seyit Rıza, Türk güvenlik güçleriyle görüşme yapmak üzere çağrıldığı Erzincan’da tutuklanır. Kendisine verilen sözün tutulmadığı gibi oğlu Hüseyin ve 11 Kürt isyancıyla birlikte idama mahkum edilirler. İdamları Elazığ buğday meydanında infaz edilirken Seyit Rıza yanında bulunan Türk yetkililerine dönerek, “Ben sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders oldu. Bende size boyun eğmedim, bu da size ders olsun.” der.

Şimdi tarihten günümüze 200 yıllık Türk-Kürt ilişkilerine baktığımızda bazı noktaların altını çizmekte yarar var. Her şeyden önce geçmişten anlaşılan şu ki son iki yüzyıldır sorun güvenlik sorunu olarak ele alındığından isyanlar bastırılınca sorun hal edildi sanılmış.Yine soruna güvenlik sorunu olarak yaklaşıldığı için Kürtler bu süreçte taraf olarak kabul edilmemiştir. Türk devleti Kürt isyanları döneminde Kürt önderleriyle diyalog kurmuştur ama bu diyalog Kürtleri bir taraf kabul etmek  yerine, çeşitli entrika ve komplolarla Kürt isyanları bastırıp önderlerini teslim alma yönünde olmuştur. Osmanlı döneminde teslim alınan Kürt önderleri sürgüne gönderilirken cumhuriyet döneminde sürgüne bile gönderilmemiş, idam edilmişlerdir. Osmanlı ile Cumhuriyet döneminin  arasında belirgin tek  fark bu.

Şimdi şöyle 200 yıllık dağdan inme ve indirmelere baktığımızda durum Kürtler adına hiç iç açıcı değil. Osmanlı döneminde ele geçirilen Kürt önderleri genellikle Osmanlıya bağlı Girit, Şam ve Mekke gibi yerlere sürgüne gönderilirken, Cumhuriyet döneminde sürgün yerine isyancı Kürt önderleri idam edilmişlerdir.

Eğer yukarıdaki dağdan inişlere-indirilişlere bakılırsa hiçbirinde yasal güvence yok. Ne Osmanlı ne de T.C hükümetleri dağa çıkmış isyancı Kürt önderlerini siyaseten muhatap kabul etmiyor. Sert yöntemlerle isyanlar bastırılıyor, bastıramadıklarını ise çeşitli vaatlerle kandırmaya çalışmışlardır. İsyancılara sözler verilmiş ama bunlar tutulmayan, yerine getirilmeyen sözlerdir. İki yüzyıllık tarihsel süreçte sanki tarih her defasında tekerrür ettirilmiştir. Durum böyle olunca, geçmiş Kürt isyanlarının deneyimlerini olumlu örnek olarak alamıyoruz. Son 30 yıldır da PKK nin silahlı eylemleri karşısında devletin geçmişteki gibi sert yöntemlerle sonuç almaya çalıştığını ama bir netice alamadığını görmekteyiz. Bugün bile , PKK’nin dağdan nasıl indirileceği konusunda somut bir modelin oluşmadığını ve yaşanan geçmiş deneyimlere bakıldığında ise bunun kolay olamayacağı görülüyor.

 

vengmanett@gmail.com Yazıları
Facebook : Vengma
Contact: Facebook

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


three × 5 =