Tatilden Kalanlar-1

Ulaş Boz

1975 yılında Dersim/Mazgirt'te doğdu. Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi/ Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Türkiye'de Ulusal televizyonlarda kameramanlık ve kısa bir süre de yönetmenlik yaptı. Eylül 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

Tüm Yazıları

Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere 1 hafta süren bir yolculuğa çıktım. “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” derler ya, ben de bu sözden hareketle kendime vazife çıkarıp bu 1 haftalık tatilde gördüklerimi, yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. İşte bir haftalık tatilimin hikayesi…

20 Ağustos’u 21 Ağustos’a bağlayan gece saat 01:00’da Frankfurt’tan Almanya’nın kuzeydeki şehri Kiel’e gitmek üzere yola çıktım. Sabah 10:20’de Kiel’de olacağım, bilette öyle yazıyor. Oradan da saat 14:00’da kalkıp Norveç’in başkenti Oslo’ya hareket edecek olan gemiye bineceğim.

Otobüs için aldığınız bilette koltuk numarası yok, isteyen istediği boş koltuğa geçip oturabiliyor. Burda böyle.  İki katlı otobüsün üst katına tırmanıp boş bir koltuğa yerleşiyorum. Çantamı açıp hemen kitabımı çıkarıyorum.

Tatilde okumak üzere yanıma üç kitap almışım: Aytekin Yılmaz’ın “Dağbozumu”, Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider”, A.H. Tanpınar’ın “Huzur”

Dağbozumu’nun ilk sayfalarını açıyorum. Romanın kahramanı Yusuf Can ile Evin’in başından geçenleri okudukça otobüste olduğumu adeta unutuyorum. Kitabın hiç düşmeyen bir temposu var. Sıkmıyor. Hele biraz da “dağın ardına” merakınız varsa kitaba kendinizi kaptırmanız garanti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde birara alt kattaki tuvalete iniyorum. Tuvaletin kapısı kapalı, gösterge kırmızıyı gösteriyor;  biri var içerde diye düşünüyorum.  Ama hiçbir kıpırtı yok, içerde biri varsa da çıkacak gibi değil. Elimi kapı koluna atıyorum, hafiften sağa sola doğru çevirerek yokluyorum, yok, kapı açılmıyor. Demek ki hâlâ vatandaş içerde.

Ben daha fazlası ayıp olur diye elimi kapıdan çekiyorum, daha da zorlamak istemiyorum. Ben beklerken, alt kattan  yirmili yaşlarında zenci bir bir bayan da gelip sıraya giriyor. Ben tuvaletin kapısında, o da şoförün ordan kalkıp gelmiş, iki koltuk arasında bekliyor. Bayanın da bir süre sonra sabrı taşıyor. Ben tekrar elimi atıyorum kapı tokmağına, yok, yine açılmıyor. Biraz daha bekliyoruz. Artık ikimiz de ilallah edecek noktaya geliyoruz. Derken bayan da şansının denemek üzere kapıya hamle yapıyor. Elini attığı gibi kapı açılmasın mı…

ve kimse de içerde yok.

Bu bir kamera şakasında olur ancak! İkimiz göz göze geliyoruz ve ben o an yerin dibine geçiyorum. O kadar zorladığım kapıyı, kız elini atıyor ve hiç zorlamadan açıyor ve bana “buyur geç” diyor.

Nasıl rezil olmazsın? İçimden

“Bereket versin ki geceydi de, bu rezilliğime tüm otobüs şahit olmadı, sadece bu hatuna rezil oldum” diyorum.

Tuvalete girip sonra son sürat üst kata çıkıyorum. Kitaba devam ediyorum. Güneşin doğmasına yakın bir ara uykum geliyor ve 1 saat kadar uyuyabiliyorum. Sonra yine kitaba dönüyorum. Birara yine uyku çöküyor. Kısa bir uyuklama daha.

Hamburg’da kısa bir mola veriyoruz. Sonra tekrar yola devam ediyoruz. Cebimi açınca Selim Ağabeyi o saatte online görünce “Az önce senin ordan geçtim Selim Abi” diye yazıyorum. Kısa bir yazışmadan sonra “Bugün ben, bir avukat, bir psikolog ve Aysel açlık grevine başlıyoruz” diyor. “Tam 15 gün yemek yemeyeceğiz, sadece doktorun hazırladığı çayları ve suları içeceğiz”

Birden şaşırıyorum. Allah Allah, ne oldu da benim haberim yok, açlık grevi de neyin nesi?

Hemen soruyorum, “sebep”?

-Vücudu formatlamak için yapıyoruz. Adı da “Şifa orucu”

-Haaaaaa 😊 😊 😊 diyorum. Ben de sandım ki önemli bi’şey oldu!

Ve Selim Abi bana da öneriyor, faydalarını sayıyor. Ben “hayatta yapamam, hiç düşünemiyorum” diyorum. “Aç karınla ne uykum gelir, ne de okuduğumu anlarım.”

Derken anons yapılıyor ve  Kiel’de son durağa varmak üzere olduğumuz söyleniyor.

Otobüsten inerken saatime bakıyorum, saat tamı tamına 10:21

Olamaz diyorum, bu kadarı da psikopatlık😊 Böyle dakikası dakikasına  nasıl vardık? Alman disiplini dedikleri şey midir bu, yoksa tesadüf mü oldu diye düşünmeye başlıyorum.

İlk kez bu şehre geliyorum. Bineceğim gemi nerden kalkar, tam olarak bilmiyorum. Zaten daha 4 saat var geminin kalkmasına.

Selim Ağabey’in bir akrabasıyla neyse ki önceden randevulaşmışız da, o bana yardımcı olacak, o bakımdan rahatım. Bir süre sonra telefonum çalıyor ve telefonun ucundaki ses “Günaydın, ben Gönül. Nerdesiniz şu anda?” diye soruyor.

Yerimi tarif ediyorum, tarif ede ede Gönül geliyor ve merhabalaşıyoruz. Bir kafeye geçip oturuyoruz. Kahvaltılık bişeyler alıp yiyiyoruz. Gönül’le Selim Abi’nin kulaklarını çınlatıyoruz. Sonra çıkarıyor telefonu ve Selim  Abi’yi arıyor. Konuşuyorlar, kapatmadan önce bana uzatıyor telefonu.  Selim Abi, “Ulaş, korkma, Gönül’e talimatı verdim, sana iyi bakacak” diyor. 😊  Telefonu kapatınca, “iyi, emin ellerdeyim” diyiyorum 😊

Gönül ordan burdan, Selim Abi’den, Doktor Sait’ten, Selim Abi’nin diğer kardeşlerinden bahsediyor. Özellikle  Doktorla olan anılarından söz ediyor. Anlatırken sesi titriyor, gözü uzaklara dalıyor. Sözü bir ara Selim Abi’nin annesine getiriyor.

“Köydeyken Tayyibe Anaya bazen yemek götürürdüm. Götürdüğüm yemeği çatalıyla oraya iterdi, buraya iterdi, bir türlü şöyle iştahlı iştahlı yemezdi. Zazaca konuşurduk tabii, derdim ki, ya yesene Tayyibe Ana, ne oynayıp duruyon?

Bana sitemli sitemli ‘şimdi bu yemeği Selim bulup yiyebiliyor mu, Aysel yiyebiliyor mu? Hasan yiyebiliyor mu? Ömer yiyebiliyor mu? Sait’im yiyebiliyor mu? Ben nasıl yiyem?’

Ee kadın da haklı, bir değil iki değildi…

Bazen de kendisine ev temizliğinde yardım ederdim. Eşyaları indirip kaldırırken ‘onlara dokunma, onlar Aysel’in çeyizidir’ derdi.”

Gönül bunları anlatırken ikimiz de üzüldük… Sohbetimize kederli bir hava çöktü.

Geminin hareket saati 14:00 idi ve biz 12:30’da gemiye doğru yürümeye başladık. Gönül sağ olsun iskeleye , hatta yolcu bekleme salonuna kadar bana eşlilk etti. Sonra vedalaştık ve ben bindim gemiye. İstikamet Oslo.  Yolculuk 18 saat sürecek.

(DEVAM EDECEK)

 

 

 

Ulaş Boz Yazıları
1975 yılında Dersim/Mazgirt'te doğdu. Marmara Üniversitesi Iletişim Fakültesi/ Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Türkiye'de Ulusal televizyonlarda kameramanlık ve kısa bir süre de yönetmenlik yaptı. Eylül 2009'dan beri Almanya'da yaşıyor.

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


20 − 15 =