Annem’in Zafer Bayramı

Şilan Yaşar

Silanyasar2@gmail.com
Ankara'da doğdu. 80 darbesinde tutuklandı.Üç yıl Peşmerge olarak Kürdistan dağlarında kaldı. İsveç'de yaşıyor. Öğretmen. Daha yakından tanımak isterseniz bu linki tıklayınız: http://nistiman.simplesite.com

Tüm Yazıları

 

Şilan Yaşar // Olaylı yıllardı… eylemlerin, çatışmaların ve ölenlerin haddi hesabı yoktu. Bir devrimci olarak eylemlere katılmak bana da çok cazip geliyordu. O’gün  Ankara’ya taşınan ablalarımı görmeye gitmiştim. Büyük Ablam üni’den mezun olmuş, örgütsel bağı olan bir derginin yazı işleri müdürlüğünü yapıyordu.
Onun Küçüğü ODTÜ’de, İnci Ablam da Hukuk okuyordu.

Evlerine girdiğimde, daha selamlaşma faslı olmadan telefon çaldı. ODTÜ’de okuyan Ayşe Ablam’ı polisler emniyete götürmüş haberi verildi. Dolayısıyla her an ev basılabilirdi.  Alel acele yasaklı dergi ve kitapları valizlere doldurduk.

Ben önden Maltepe yokuşunu koşarak taksi çağırmaya gittim. Tam taksi düğmesine basacaktım ki, perdeleri sıkı sıkı kapatılmış bir minibüsle burun buruna geldim. Minibüsten izbandot gibi bir adam inip kollarımdan tutup minibüse tıkıştırdı. Sanki öncesinden biliyormuş gibi diğerlerinin gelmesini beklediler. Minibüste benden başka iki kişi daha vardı. Onlarda sivil giyimliydi ancak o günlerde sık sık bahsedilen minibüs bu olmalıydı.

ODTÜ’lüler Kemal Yazıcıoğlu’na  Ayı Kemal ve ekibine ‘’Ayı Kemal ve tayfası ” lakabını takmıştı. Gerçekten de Ayı gibi cüsseleri vardı. Bayan olan bile izbandot gibiydi. Okullara keyfi baskınlar düzenler, hiçbir gerekçe göstermeden öğrencileri zorla alır, Siyasal Bilgiler binasının arkasında Çamlık denilen yere götürüp döver, küfürler savurup tehdit edermiş.” Bu defa bizi oraya götürüp döveceklerdi belki diye kendimce yorumlar yapıyorum ancak öyle olmadı. Emniyet sarayına götürüldük. Çok katlı koskocaman bir bina. Bu binadan bir çok genç  camlardan atılmış sonra da -intihar etti- haberleri olarak yayımlanmıştı.

Bizi yakalayan ekibin başında Komiser Kemal Yazıcıoğlu vardı. Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Soruları soran, itip kakan, tokat atan talimatları veren oydu.
Günler sonrası, ışıksız, havasız hücreden çıkarılıp genişçe bir salona bırakıldığımı dakikalar sonrasında farkedebildim. Ön sıralardan birine oturmam söylendi. Işıktan gözlerim kamaşıyor, yaşarıyor, kırpıştıra kırpıştıra ışığa alışıyorum. Getirildiğim yer okul salonu sanki ard arda dizilmiş sıralar. Herşeyi göze alarak pençereye doğru yürüdüm. Boydan boya cam çerçeveyle kaplanmış yüksek bina. Işığa alışan gözlerim dış hayatla buluşsun isteğiyle bana gösterilen yere oturmadım.

Dışarıya bakınca biz kapalıyken hayat almış başını gitmiş biz çok gerilerde kalmışız hissine kapıldım. Sonra da kendimi kabusun ortasında hissettim…Ürperdim.. Emniyet Sarayının önünde tanklar toplar, cemseler askerler dizili duruyordu.

Kesin!… diyorum üç ablam tutuklu kalacak… Ben daha lise öğrencisiyim bırakılırım… Ve asıl önemlisi anneme bu durumu nasıl anlatacaktım !… 12 Mart cuntası çocukluk yıllarımdı. Xece Ablam sırra kadem basmış sonra tutuklanmıştı. Evimizde yıllarca matem havası esmişti, annemin lorilerini o’an duyar gibiydim. Salonun kapısı büyük bir gürültüyle açılınca, gayri ihtiyari irkildim. İki izbandot polis iki ablamı getirdi. Ayşe Ablam ilk yakalanan olmasına rağmen hala ortalıkta görünmüyordu. Kapı tekrar büyük bir gürültüyle kapandı. Salonda yalnız başımızda kaldığımızda – Galiba cunta olmuş! Dedim usulca. Dışarı bakın !, diye de ekledim.

Salonun kapısı tekrar büyük bir gürültüyle açıldı. izbandot polisler kahkaha atarak içeri girdiler. Önlerinde Kemal Yazıcıoğlu :

Müjde ! 30 Ağustos Zafer Bayramınız kutlu olsun !

Demek ki cunta olmamıştı, sevinçten kahkaha atmışım.

Yanıma yaklaştı tokat vurmasını beklerken, başımı okşadı -Afferim !, sakın ola bu bayram sevincini kaybetme! Dedi. Savcılıktan sonra bırakıldık.

Eve gider gitmez anneme telefon açıp durumu anlattım. Epeyce bir ah-vah ettikten sonra -mutlaka onları da getir diye tembihledi.
Tamam ! dedim
Ayşe Ablam ODTÜ’de Öğrenci Temsilciliği başkanı olarak götürülmüş ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Onu da okuldan alarak Haymana’ya gittik.
Ankara’ya 70 km. mesafede olan kasabamıza vardığımızda sokakta bizi karşıladı, bizim için kurban keştirmiş yemekler börekler hazırlamıştı.

Kahkalar arasında yemeğimizi yedikten sonra Annem kürtçe Kemal Yazıcığlu’na okkalı bir küfür savurdu. Aramızda bu, uzun zaman bir eğlence konusu oldu. O günü hiç unutmadım. Ne zaman 30 Ağustos gelse, Ayı Kemal’in Xece Ablam’a attığı tokadı ve annemin zafer sevincini hatırlarım…

 

(Kemal Yazıcıoğlu, DAL olarak bilinen Derinlemesine Araştırma Laboratuarı’nda görev aldı.işkenceci olduğu dönemden sonra, Ordu Valiliği’ne atandı. Orada da mevsimlik işçi olarak gelen Kürtlerle ilgili “Ben Ordu’ya Kürtleri sokmam çünkü bunlar PKK’li” demişti. Alparslan Türkeş vefat ettiğinde, cenazesinde açılan deftere, ‘Başbuğum, ne öğrendiysem sizden öğrendim’ diye yazmıştı, işkenceleriyle meşhurdu. Kenan Evren’in ve Süleyman Demirel’in yakın dostuydu. Nihayetinde hatırlanacak tek şey işkenceci, katil, kaçakçı, uyuşturucu baronu gbi sufli işlerin kıyısında dolaştı, Ordu büyükşehir belediyesinin ismini tesislerinden silip attığı vali olarak lanetlendi. )

 

Şilan Yaşar Yazıları
Silanyasar2@gmail.com Ankara'da doğdu. 80 darbesinde tutuklandı.Üç yıl Peşmerge olarak Kürdistan dağlarında kaldı. İsveç'de yaşıyor. Öğretmen. Daha yakından tanımak isterseniz bu linki tıklayınız: http://nistiman.simplesite.com

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


one × one =