Take a fresh look at your lifestyle.

Acayip Durumlar!

0 54
Hayatımda duyduğum, yaşadığım en önemli tesadüfler, zıtlıklar, acayiplikler üzerine bugün bir şeyler yazayım dedim.
Bildiğim en acayip öykü şudur:
“Martinique” isimli bir ada var bu yeryüzünde.
Yeryüzü dediğim, okyanusun bir yerinde, Karayip Denizi’nde bir yerdedir.
Tarif etmeye çalışırsam;
Venezüella’nın yaklaşık altı yüz kilometre kuzeydoğusunda bir adadır.
Bu adanın “Pelle” adında bir dağı vardır.
Bir de adanın “St. Pierre” adlı 30 bin kişinin yaşadığı güzel bir şehri vardı.
Bu şehirde, yeraltı hücresinde, bir bayazı öldürmekten idam cezasını bekleyen, ondokuz yaşındaki “Auguste Ciparis” adlı bir mahkum  yaşardı.
Bir ada, bir dağ, bir kent ve bir idam mahkümu!
İdam Mahkumu “Ciparis” 8 Mayıs  günü asılacaktı.
8 Mayıs sabahı saat07: 59’da, “Pelee Dağı”nda patlamalar oldu.
Şimşekler çaktı, lavlar fışkırdı, ortalık cehheneme döndü.  Kaçıp kendilerini okyanusa atanlar bile onları kovalayan lavlar tarafından yakıldı.
Şehirde yaşayan herkes kentle birlikte yanıp yok oldu.
Günler sonra, yapılan araştırmalarda  sağ salim kurtulan tek bir kişi vardı, o da idam mahkumu “Auguste Ciparis” idi.
Dağ patladı, şehir otuzbin kişi ile birlikte yandı, idam mahkumu bir tek sağ kaldı.
Bir dağ, bir kent ve bir idam hükümlüsünün öyküsü böyle tarihe geçti.
İkinci büyük acayiplik ise PKK üzerinedir.
PKK ortaya çıkmadan önce, daha Kürdistan Devrimcileri grubu aşamasında iken, bağımsız bir Kürtsitan devleti kurmayı savunmuş, kendi parti programı olan “Kürdistan devriminin yolu”nda bağımsız Kürdistan devletini kurmayı asgari hedef olarak önüne  koymuştu.
40 Yıllık PKK’nin yayın organına, “Serxwebun” (bağımsızlık) adını vermiş, bu derginin logosuna “Hiçbir şey bağımsızlıktan daha değerli değildir” vecizesini yazdırmıştı.
Bağımsızlık için başlattığı kavgada belki de “yüz bin” kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık olarak “on milyon” kişi topraklarını terk etti.
Şimdi “bir adada mahkum olan itirafçı bir tutuklu”,  Kürdistan devletinin kurulmasını savunanları “bölücü” olarak görüyor!
Kürdistan devletinin kurulmasına karşı olduğunu açıklıyor.
PKK adına karar verenler, ” itirafçının” söylediklerini koro halinde tekrarlıyor.
Ve PKK’ye inanmış olanlar da bu durum karşısında susuyor!
30 milyonluk devletsiz bir halk, “adadaki itirafçı” bir mahkum ve Kürtler’in devletsiz halleri de böyle tarihin kirli sayfalarına yazılıyor.
Üçüncü acayipliği dün bir arkadaşımdan duydum.
Adı Maşallah’tı.
Kendisinin anlattığına göre Bitlis Nakşibendi şeyhlerinden Maşallah’ın öldüğü gün dünyaya gelmişti.
Annesi ile babası bu yüzden Maşallah adını kendisine lâyık görmüştü.
Maşallah dedi ki; “Yıllar önce bir şehirde kaldırımda yürüyordum, sağ tarafımda da iki genç ve güzel kız gidiyordu, karşı kaldırımdaki arkadaşım ‘Maşallah’ diye beni çağırınca, iki genç kız arkadaşıma dönüp, “terbiyesiz herif ” dediler.
Ben durumu anladığımdan hemen kızlara yanaştım: “Hanımefendiler, arkadaşımın bir kabahati yok, benim adım Maşallah, beni çağırdı, size laf atmadı” dedim. Kızlar şaşırdı, kimliğimi çıkarıp gösterdim, inandılar, güldüler. Bizi bir kaffeye çay içmeye davvet ettiler. Ben ilk olarak Kapuçino olarak bilinen kahveyi orada içtim.
Biz Maşallah’ın bu anlatımlarına gülerken, O anlatmaya devam etti:
“Benim arkadaşımın adı ‘Yasin,’  bu kızlardan birinin adı ‘Yasemin’ idi. Yıllar sonra duydum ki, Yasin ile Yasemin bu tanışmadan sonra görüşmüşler, aşık olup evlenmişler, doğan ilk oğlan çocuklarına da ‘Maşallah’ adını vermişler.”
Maşallah bunları bize anlatırken çok mutlu idi.
Ama bu “Maşallah” adının her zaman böyle mutlu işlere vesile olmadığını da söyledi.
 “Niye ki?” diye sorduğumuzda, şu cevabı verdi: “Çok eskiden bir ilin emniyet müdürlüğünden bir iş için beni çağırmışlardı. Emniyet müdürlülüğünde başkomiserin kapısından içeri girdim, elini bana doğru tokalaşmak için uzatan komiser: ‘Ben Karaboğa’ dedi. Ben de ‘Maşallah’ deyince, iriyarı, gerçekten bir boğayı andıran komiserin önce rengi attı, ardından var gücüyle yüzüme tokatı patlattı!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 × one =