Öcalan’dan Muaviye Taktiği

Çetin Güngör

1958 de Dersim' de doğdu. Bir müddet öğretmen olarak çalıştı. 12 Eylül 1980 Öncesi PKK Merkez üyeliğine seçildi. KUK ile PKK arasındaki çetışmaları durdu.1981 Yılından itibaren PKK Avrupa sorumluluğu yaptı. Türkiye soluyla birlikte anti faşist cephe yi kurmaya çalıştı. Öcalan ve PKK deki diktatörlüğe yönelttiği eleştirierden dolayı Stokholm de, 1985 Yılında katl edildi.

Tüm Yazıları

Çetin Güngör / Ama bu hiçte öyle yeni bir taktik olmayıp, Muaviye ile Ali arasında ki çatışmadan kalma oldukça eski bir taktiktir. PKK’nin bugün muhaliflerine karşı ileri sürdüğünü, o yıllarda Muaviye’nin Ali’ye karşı yaptığından ayırmak olası değildir. Sıffın’de, askerlerinin mızraklarının başına Kur’an sahifelerini iliştiren Muaviye:

“bize karşı savaşırsanız Kur’ana karşı gelmiş olursunuz” biçiminde tehditler savurarak, Ali’nin askerlerini korkutarak moral gücünü kırmış ve savaşı kazanmayı becermiştir. İşte, nasıl ki, Sıffın savaşında en kutsal olan Kur’an siper edilerek başarı elde edilmiş ise, PKK yönetimi de örgüt-içi ve dışı sorunlarında, direniş ve şehit gibi hassas kavramları öne çıkararak üstün çıkmaya çalışmıştır. Evet Muaviye Kur’anı, Apo’ise “Mazlum”u aynı iğrenç amaçla istismar etmiştir
PKK’nin 12 Eylül sonrası uygulayageldiği manevrasının aslına sadık özeti budur. Ve bundan kısmende başarılı olmuştur.

Halk kitlesi nezdinde, ki tecritten kurtulmak için özeleştiri, birlik girişimi ve direniş politikası aşamalı ve aynı zamanda iç-içe geçmiş bir şekilde hayata geçirildikten sonra, birçok örgüt, PKK’nin bir miktar değişime uğrayacağını “mantık” gereği görüyordu. Ama bu beklenti doğrulanmadı. Çünkü yapılan her şey sadece aldatmacaydı.

PKK hiçbir zaman olumsuzluklarının asıl kaynağına, yani teorik temellerine yönelerek radikal bir operasyondan geçmeyi göze almamıştı da ondan. O sadece eski mantığı aynı(saklı) kalmakla birlikte, belli bir süre manevra yapmıştı. Aslında dikkatli bir gözlemci bunu rahatlıkla fark edebilirdi. PKK’nin eski mantığını her zaman koruduğunu bugün bir davranış ve teori çizgisinde görmek mümkündür. Bir taraftan taktik hesaplar peşinden koşulmuş, ama diğer taraftan da içe ve dışa karşı eski anlayış terkedilmeksizin sürdürülmüştür. Hatta 12 Eylül sonrasının kendisine özgü özellikleri dikkate alınarak daha da sinsi bir şekilde eski anlayış pekiştirilmiştir. Evet pek çok örgüt bir miktar olumluluk beklerken, PKK sanki inat edercesine, yine etrafına saldırıyor, herkesi emperyalizmin uzantısı ilan ediyor, yine örgütten ayrılanları fiziksel ya da siyasal imhadan geçiriyordu.

Aslında halka ve devrimcilere karşı sayısız suçlar işlemiş bir örgütün hızlı değişime uğraması, içine ve dışına karşı demokratikleşmesi mümkün değildir. Devrimci kamuoyu PKK’deki biçimsel değişikliklere bakıp aldanmamalıdır. Çünkü PKK bu denli ciddi başkalaşıma uğrayacak kadar olgunluğa sahip değildir. PKK yönetimi de bilir, herkeste bilir ki, suçlu bir örgütün açık olması, demokratikleşmesi daima büyük rizikolar taşır. Çünkü yıllardan beri birikmiş bulunan rahatsızlık demokratik bir ortamda belkide patlama tehlikesi taşır ve yığınlar hesap sorma işlemini önce PKK genel sekreterinden baslatırlardı. Kamuoyunca bu durumun gözönünde bulundurulması gerekmekteydi. Dolayısıyla PKK yönetiminin gücü, bilinci ve olgunluğu bunu beceremeyince, geriye sadece baskıyı daha da artırmak kalıyordu. Bu anlamda PKK yönetimi gerekeni, yani kendisine yakışanı yaptı; demokratik yolu seçip kendisini tasfiye ettireceğine, anti-demokratliği seçip ömrünü bir miktar daha uzatmak istedi.

PKK’nin demokrasi ve mücadele mantığının aslına sadık özeti budur. Mevcut tehlikeyi bütünüyle olmasa bile bir miktar izah ettiğimizi sanıyoruz. Geriye sadece bilinçli bir karşı koyma çabası kalmaktadır. Bu çabaya girmekte her yurtseverin ve herkesten çokta bizim görevimizdir. PKK tehlikesini besleyip, büyütüp orta yere serenler arasında bizimde adımız geçmektedir. Bu nedenle sırtımızda taşıdığımız sorumluluğun yükü herkesten daha fazladır. Öyleyse, şimdilerde yürüttüğümüz kavganın biz eski PKK’lilere yüklediği tarihsel sorumluluğun altından kalkmanın biricik yolluda bu kavgayı sonuçlandırmamızdan geçmektedir. Bunun içindir ki, PKK yönetimi ne kadar öfkelenirse öfkelensin bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bu gerçek artık kafalarına dank etmelidir!

Devrimci kamuoyuna:

 Türkiye ve Kürdistan halkı bugün başına musallat olmuş PKK lakaplı bir bela ile karşı karşıyadır. Bu belanın defedilmesi önümüzdeki dönem verilecek savaşım açısından hayati önem arz etmektedir. Biz ayrılanlar vede ayrılmak isteyenler olarak hep bunun bilincinden hareketle PKK’ye karşı koyduk, koyuyoruz. Bugün PKK içinde yığınla devrimci kadro her türlü tehlikeyi göze almak gibi en elverişsiz koşullarda bile kıyasıya mücadele etmektedir. Gerçi PKK’de bahsettiğimiz “muhalefet ögeleri” berraklaşmış bir politik anlayıştan yoksun, belli miktarda saflıkla karışık, birbirinden kopuk, bağlantısız, çoğu kez günü birlik eğilimler yığınından ibaret olmakla birlikte (PKK’nin mevcut demokrasi zemininde başka türlü olması da mümkün değildir. Bu zayıflık anlaşılır olmalıdır) yine de PKK’nin teorik, siyasal ve örgütsel yaşamında bir başkaldırıyı temsil ettiğinden nitel değişim özelliği göstermektedir. On yılın üstünde mazisi olan bir partide dogmatizme ve anti-demokratizme karşı “ilk kez” direnilmektedir.

İlk kez resmi siyasal görüşlerin dışında farklı öneriler dile getirilmekte, yönetici tabakanın putlaştırılması eleştirilmekte, değişik teorik, siyasal ve örgütsel seçenekler ileri sürülmeye çalışılmakta haksız yere öldürülen yüzlerce devrimcinin savunması yapılmakta ve bütün bu görevlerin layıklıyla gerçekleştirilmesi için devrimci-demokratik kamuoyu ile dayanışmaya gidilmektedir. İşte bu tutum ve direniştir ki, PKK yönetiminin içine ve dışına karşı egemen kılmaya çalıştığı “mezarlık sessizliğini” bozmuş ve baskı duvarlarını sarsan bir çatlak oluşturmuştur. Şimdiki halde bu çatlak ne denli ufak olursa olsun gelecekte mutlaka yapılacak olan büyük hesaplaşmanın belirtisidir.

PKK’deki hoşnutsuzluğun yarattığı sarsıntı ve “muhalefet” ve de bunların taşıdığı önem işte bu noktada anlaşılmalıdır. Kamuoyunda bu konu üzerine elbetteki farklı yaklaşımlar gösterilebilir. Ama nasıl bir değerlendirme yapılırsa yapılsın, her şeye karşın mevcut durumun PKK’deki ve sol’daki siyasi gelişmelere yapacağı tesirleri ve bunun pratik sonuçlarını büyük bir ciddiyetle değerlendirmek şarttır. Bizler bu anlamda kamuoyunun duyarlılık içinde hareket edeceğine inanıyoruz.

Bizim içinde yaşamakta olduğumuz bunalım doğal olarak genel devrimci harekete yansıyacaktır. Sol içindeki olumsuzluk türlerine karşı politik bilinçlenmenin ilk ve etkili belirtileri PKK’ye yönelik şekillenmekle birlikte, mücadelenin süreci sorgulamasının kapsamını yavaş yavaş genişletecektir. Gelişmeler bunu göstermektedir. Böylesi bir olasılığın yadırganmaması gerekir. Devrimci hareket içinde ortaya çıkmış olan sakıncalı durumda, PKK unsuru oldukça önemli bir yere sahiptir. Ama bu örgüt “günah keçisi” olarakta görülmemelidir. Çünkü bu deney, daha derinlerdeki bir hastalıktan, kronik mücadele dogmatizminden ileri gelmiş olup, genel ve daha büyük bir kavganın PKK içine yansımasından başka bir şey değildir. PKK örneğinden hareketle sol hesabını kendi kendine vermesini bilmelidir. Sol hareket içinde PKK türü “zehirli otların” bitmemesi için sosyalist eğitim süreci bu anlamda geniş düşünülmeli, olaya ilkesel bakış egemen kılınmalıdır.

Biz bu genel ve daha büyük kavganın payımıza düşenini, yani PKK’ye ilişkin görevimizi yerine getirmeye çalışmaktayız. Bu örgütün teorisinde halkımızı bekleyen gelecek oldukça kötüdür, sosyalizm davasına gölge düşürülmektedir. Bunları fark ettikten sonra, nasıl özgür irade ile girdiysek öyle de ayrılmak istedik. Ama PKK yönetimi malum özellikleriyle karşımıza dikildi: örgüt yasaları ayak altına alindi, zorbalık gemi azıya aldı ve iyiniyetimiz karşılıksız bırakıldı. Bütün yapılanlara karşın başka seçeneğimiz kalmayınca bizde o zaman PKK tabanını ve devrimci kamuoyunu müdahaleye çağırdık. Amacımız PKK’nin alçak yöneticilerine, devrimciliğin meydanının boş olmadığını göstermek ve işledikleri suçların hesabini bir bir ödettirmektir. Tavrımızın doğru olduğunu zannediyoruz.

Ortaçağ’da tahtını kötüye kullandığı gerekçesiyle aforoz edilen Alman imparatoru, kendisini affettirmek ve yeniden eski statüsüne kavuşmak için, zamanın halk adına en büyük otoritesi “kabul” edilen kilisenin kapısına “bir kış günü, yalın ayak, başı kabak” dayanmak zorunda kalmıştı. Defalarca uyarılmasına rağmen, eski olumsuz tavrında ısrar eden PKK’de bugün halkımız tarafından aforoz edilmiş ve yalnızlığa itilmiştir. artık bundan sonrası PKK’nin alacağı davranış biçimine bağlı olarak gelişecektir, ya alman imparatorunun verdiğinden daha ağır özeleştiri verecektir, ya da mezara gömülecektir.

Tercih PKK yönetiminindir!

Çetin Güngör Yazıları
1958 de Dersim' de doğdu. Bir müddet öğretmen olarak çalıştı. 12 Eylül 1980 Öncesi PKK Merkez üyeliğine seçildi. KUK ile PKK arasındaki çetışmaları durdu.1981 Yılından itibaren PKK Avrupa sorumluluğu yaptı. Türkiye soluyla birlikte anti faşist cephe yi kurmaya çalıştı. Öcalan ve PKK deki diktatörlüğe yönelttiği eleştirierden dolayı Stokholm de, 1985 Yılında katl edildi.
Contact: Website

İlk yorumu siz yapın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


two × two =