Take a fresh look at your lifestyle.

Çöldeki Meşe

0 26

Selim Çürükkaya/ Enfalın yıldönümünde daha önce yazdığım bu gerçek  öyküyü yayınlayarak zalimliği lanetlemek istiyorum: Ben gittim, oraları gördüm, gezdim, Enfalin öykülerini dinledim, romanını yazmaya kalksam şu olayla başlardım.
Suuudi Arabistan sınırına yakın bir çölde, orta yaşlı bir adam yürüyor.
Bu çöle neden gelmiş, kendiside bilmiyor!.
Yalınızca yürüyor…… Yürüyor çevresine bakıyor  ve yine yürüyor..
Hava sıcak, çöl kızgın, altın renkli kumlar uçsuz bucaksız.
Adam kuzeye mi, güneye mi, doğuya mı, batıya mı gittiğini de bilmiyor.
Yalınızca gidiyor.
Yüzüne doğru bir çöl rüzgarı esiyor
Sıcaklık yüzünü okşuyor
Ve adam gidiyor

Zamanı bilmiyor, mekanı tanımıyor, üzerinde mavi gök, altında altın renkli kum,

ikisinin arasında yürüyor:
Başka hiç bir şey yok, insanlar, ağaçlar, su, kuşlar hiç bir canlı burada yaşamıyor, adam yürüyor….

Yürüyor ve aniden bir meşe ağacı görüyor.

Yerinde duruyor, şaşırıyor, gördüğüne inanmıyor..
Herhalde çölde serap gördüm diye düşünüyor.
Gözlerini kırpıştırıyor, tekrar bakıyor…

Evet meşe ağacı orada duruyor, yemyeşil yaprakları var, çöle, sıcağa, kuma, güneşe, gökyüzüne direniyor.
Adeta ben burdayım diyor …
Adam çöldeki meşe fidanına doğru yürüyor….

Şimdi bu kum deryasında artık yalnızlıktan kurtulduğunu düşünüyor..
Kendisi ve meşe ..
Üstünde gök, altında kum ve karşısında meşe ağacı.
Gitti, gitti, yanına vardı, elini uzattı meşe ağacının yaprağını okşadı

Evet canlıydı meşe, gördüğü ne serap, nede rüyaydı.
Ama nasıl olurdu, meşe ağacı çölde yaşayamazdı.
Bunların mekanı yüce dağlardı.
Düşündü adam, ertafında dolandı, korktu bir an çevresine baktı
Her yer çöldü, vaha yoktu, su bulunmazdı…
Sarıldı ağacın gövdesine, ağlamaya başladı, gölgesine sığındı

Ve oturdu, düşündü. Ama susuz nasıl dayandı bu ağaç dedi, daldı.
Sonra tırnaklarıyla kökünün yanını kazmaya, kumları almaya başladı.
Belki kökleri suya ulaşmış dedi, kökün etrafındaki kumları aldı.
Epeyce derine varmıştı ki; bir bez parçasına rastladı,
yüreği hızlı atmaya başladı, kazdı, kazdı, bez barçası giderek büyüdü….

Bu bir şalvardı, korktu adam, biraz daha kazdı, eli sert bir cisime değdi,
bir daha  yokladı, bu bir taş veya ağacın kökü değildi,
son bir çabayla sert cisimin üzerindeki kumu aldı.
Gördüğü bir insanın kemiği idi. Çalışmasını hızlandırdı.
Bir müddet sonra genç bir erkeğe ait iskelet, elbiseleri ile birlikte açığa çıkmıştı.
Ve  meşe ağacının bu gencin cebindeki bir palamuttan çıkıp büyüdüğünü anlamıştı.

İskeleti orada bıraktı ve korkuyla kaçmaya başladı.
Yine yalınızdı, meşe ağacı, iskeletle çölde kalmıştı.
Belki o ağacı o iskelet besleyip büyütmüştü.

Adam koşuyordu, koştu ve bir yerleşim birimine vardı.
Gördüklerini anlattı, güvenlik birimleri harekete geçti,
çöldeki meşe ağacı bulundu, kepçeler ve kreyderler götürüldü.

Ağacın önce çevresi, ardından  çöl kazıldı, toplu mezara rastlandı,
tam olarak 512 iskelet bulundu, iskeletlerin üzerindeki elbiselerden tümünün
Barzan mıntıkasındaki köylerden erkeler oldukları anlaşıldı.
Ve enfal şehitlerinin 512 si gerçekten böyle bulundu

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

four × four =