Take a fresh look at your lifestyle.

Hangisi Kürt Örgütüdür?

0 32

Değerli okuyucular Bağımsızlık Gündemi röportajlarımız devam ediyor. Kürdistan´ın bağımsızlığı ve Kürtlerin birliği nasıl sağlanır, Kürtler arasındaki çatışmalar
nasıl sona erer sorularını bu kez  Tevger’li  Serhat Karaboğa’ya sorduk.

Serhat Karaboğa: Sorularınıza cevap vermeye başlamadan önce sizleri ve değerli okurlarınızı en içten duygularımla saygıyla selamlarım. Halkımızı bilgilendirme, aydınlatma amacıyla yürüttüğünüz çalışmalarda sizlere başarılar dilerim.

VengMa: Yoğun çalışmalarınız arasında bize vakit ayırdığın için biz teşekkür ederiz sevgili Serhat.

VengMa: Güney Kürdistan da Kürdistan toprakları IŞİD’ten kurtarıldı, Kürtler bundan sonra ne yapmalıdır?

Serhat Karaboğa: Ortadoğu’nun en kangrenleşmiş, karmaşık sorununun başat aktörü olan Kürdlerin yürüttüğü özgürlük mücadelesi en az ikiyüzyıldır tüm yoğunluğuyla devam etmektedir. Kürdler ne zaman hak elde etmeye yaklaşırsa ülkelerini işgal etmiş bölge devletleri ve onların destekleyicisi uluslararası güçler yeni bir oyunla sahneye çıkmaktadırlar. Ülkemizin bağımsızlığa en yakın parçası olan Güney Kürdistana dönük geliştirilen İŞİD saldırılarını bu kapsamda ele alıp değerlendirmek lazım. İŞİD saldırıları Güney Kürdistan halkının ve yönetiminin ortaya koyduğu bağımsızlık duruşuna karşı gerçekleştirilmiş, bölge devletlerinin yanı sıra uluslararası desteğe sahip olan ve Güney’de ki bağımsızlık iradesine karşı gerçekleştirilmiş bir projenin sadece bir parçasıdır. Kapsamlı bir projenin sadece bir bölümünü oluşturan bu barbar saldırı Kürdistan halkının ve kahraman Peşmerge’nin ortaya koyduğu cesur, fedakarca pratikle boşa çıkarıldı, Kürd milletine uluslararası sahada büyük bir prestij kazandırdı. İŞİD barbarlarının/canilerinin, Kürdistan halkının, ordusunun yürüttüğü mücadelenin sonunda kırılmış/yenilmiş olması biz Kürdleri rehavete sürüklememelidir. ‘’Biz başardık, kazandık, artık hiç bir güç bizleri durduramaz’’ gibi romantik yaklaşımlar, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri iyi okumamak anlamına gelir ki, buda bizleri yeni bir saldırı dalgası karşısıda kırılmaya mahkum bırakır. Burada en büyük görev başta Güney Kürdistan bölgesel yönetimine, daha sonra ise siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, aydınlara,yazarlara, sanatçılara düşüyor. Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi içinde yer alan tüm bireylere düşüyor, ‘’en büyük stratejik müttefiğimiz kendi milletinzdir’’ espirisi kapsamında yürütülen devletleşme mücadelesini bu mücadeleye karşı sömürgeci güçlerin geliştirdiği planları geniş kitlelere anlatmak, Kürd milletini bağımsızlık amacı etrafında birbiriyle kenetlemek önümüzdeki dönemde yapılması gereken en temel görevdir. Kürdistan ordusu’nun İŞİD sonrası özellikle İran destekli Şii milis grupların olası saldırılarına hazır hale getirilmesi modern silahlarla donatılarak daha disiplinli düzenli bir hale getirilmesi için yoğun çaba harcanması gerekiyor. Bağımsızlık ve devletleşme amacıyla mücadele eden Kürdlerin değişen/dönüşen Ortadoğu coğrafyasında önümüzde ki elli yıllık süreçte en çok yapacakları iş savaşmak olacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi İŞİD saldırıları Kürdistan halkının bağımsızlık talebine karşı tasarlanmış büyük bir planın sadece bir tek parçasıydı, İŞİD’in başarısız olmuş olması, bu planın devreden çıktığı anlamına gelmemektedir. Kürdler, önümüzde ki dönemde toplumsal, siyasal, diplomatik, ekonomik ve askeri olarak içerden ve dışardan gelişecek yeni saldırı hamlelerine karşı hazır olmak durumundadır.

VengMa: Bağımsızlık zamanı mıdır?

Serhat Karaboğa: Dünya’da ve bölgede yaşanan gelişmeler gözönünde bulundurulduğunda, millet olarak daha önce hiç olmadığı kadar bağımsızlığa yakın olduğumuzu belirtebilirim. Ülkemizin Güney ve Güneybatı parçalarını uzun yıllar egemenlikleri altında tutan Irak ve Suriye  fiili olarak kalmamıştır, her an parçalanmakla veya tamamıyla ortadan kalkmak/yıkılmak gerçekliğiyle yüzyüzedirler, Kürdlerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri için bundan daha iyi bir fırsat olamaz, yeter ki Kürdler adına politika yapan güçler bu fırsatları iyi değerlendirsin, boşa harcamasın.

VengMa: Bağımsızlık ilan etmeye Kürt örgütleri mi hazır değil, dünya devleri mi karşıdır?

Serhat Karaboğa: Müsadenizle, bu sorunuza bir kaç soru sorarak cevap vermeye başlamak isterim. Kürd örgütü nedir? Hangi yapılanmalara Kürd örgütü diyebiliriz? Buldukları her fırsatta Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olduklarını belirten yapılar Kürd örgütü olarak mı ele alınmalıdır? Sorduğum bu soruların kapsamlı cevaplarını değerli okurlarınıza bırakıyor, kendi düşüncemi kısaca şöyle belirtmek istiyorum; bana göre Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olduklarını belirten, bağımsızlık karşıtı çalışmalar yürüten hiç bir yapılanmaya Kürd örgütü denemez. Denilmemelidir. Bugün Kuzey Kürdistan’da faliyet yürüten Atatürk Düşünce Derneği ve Şehit Köy Korucuları Aileleri Yardımlaşma derneğinin neredeyse tüm yönetimi/üyeleri Kürd ve günlük yaşamda Kürdçe konuşurlar, ama devletin yanında yer alarak, Kürd halkının en küçük bir hak talebine karşı bile devletin paramiliter güçleri olarak devletten daha sert bir şekilde karşı dururlar. Onun için bağımsızlık karşıtı gruplara/parti/örgütlere (PKK/GORAN vb.) ‘’Kürd örgütleri’’ gözüyle bakmanın bizleri yanıltacağı inancındayım. Bugün bu örgütler malesef, bağımsızlığa hazır olmak bir kenara, onun önünde pratikleriyle engel teşkil ediyor, bağımsızlığın ertelenmesi veya gerçekleşmemesi için yoğun çaba içerisindedirler. Bu örgütlerin Kürdistan’da faal olmaları, Kürd milletinin bağımsızlık mücadelesi için büyük bir şanssızlıktır. Öte yandan bağımsızlık talep eden cephenin öncülüğünü yapan Başkan Barzani ve PDK malesef bu mücadelelerinde yalnız kalıyor, bağımsızlıkçı cephenin genişletilmesi noktasında eksiklikler yaşıyor. Siyasi/askeri ve diplomatik anlamda önemli başarıları olsa bile bu başarıların geniş Kürd kitleleri içerisinde örgütlenmeye vesile olması noktasında yetmezlikleri vardır. Güney Kürdistan’da ki kazanımların koruna bilmesi ve bağımsızlıkla taçlandırılmasının en temel garantisi ulusal çizginin diğer parçalardada gelişmesi/yükselmesi ve devletleşme fikrinin Kürd toplumu içerisinde egemen anlayış haline gelebilmesidir. Bundan başka garanti yoktur. Avrupa, Amerika bizlere altın bir tepside Kürdistan’ı sunmaz, Kürdistan’ı Kürd milletinin kendisi kuracaktır. Bunun yolu ise Kürd milletini bu talep etrafında birleştirmek, hazırlamaktır. Uluslararası güçler, sadece izledikleri politikalarla bizlere amacımıza ulaşmak için zemin hazırlayabilir, Saddam sonrası Irak’ta bu zemin tarihte hiç olmadığı kadar oluşturuldu, hazırlandı, gerisi Kürd milleti adına politika yapan, liderlerin/öncülerin görevidir.

VengMa: Suriye Kurdistan’ı ile Güney Kurdistan neden birlik konusunu tartışmıyor?

Serhat Karaboğa : Suriye Kürdistan’ı olarak tanımladığınız Güneybatı Kürdistan’da adım adım tarihi bir fırsat kaçırılmak üzere, bunun en büyük günahı başta PKK’nin Esad rejimiyle Kürdlere karşı geliştirdiği işbirliği, diğer günahı ise PKK/PYD’yi bir Kürd hareketi olarak görerek defalarca (Hewler-Duhok Anlaşmaları) onlarla ‘’ulusal birlik’’ geliştirmek isteyenlerindir. Bırakalım Güneybatı’nın Güney’e bağlanmasını, ordaki Kürdlerin en temel hak talepleri (federasyon vb.) şuan tehlikededir. PKK/PYD’nin Esad rejimi ile geliştirdiği işbirliği kapsamında 1,5 (birbuçuk) milyonun üzerinde Kürd yerinden yurdundan sürgün edildi onların yerine rejim yanlısı Arap aşiretler yerleştirildi, ENKS çatısı altında faliyet yürüten yüzlerce insan şuan zindanlarda işkence altında tutuluyor, PKK/PYD dışında kalan tüm yapıların ofisleri kundaklandı/yakıldı ve siyasal faliyet yürütülmeleri yasaklandı, ofisleri kapatıldı. Cenevre’de yapılan görüşmelerde Kürdlerin adı bile geçmedi, bir çok uluslararası güç PKK/PYD’den kaynaklı Kürdleri mevcut rejimin destekleyicisi olarak görüyor.

Böyle bir ortamda Güneybatı’nın Güney’e bağlanması tartışılabilir mi, düşünülebilir mi? Böyle bir tartışmanın önünün açılması mevcut koşulların ters yüz edilmesiyle bağlantılıdır. Esad rejimi ve ona bağlı paramiliter güçlerin yönettiği bir toprak, Kürdistan bölgesine bağlanamaz, bağlana bilmesinin önkoşulu Kürdlerin o toprak parçası üzerinde egemen/hakim olmasına bağlıdır. Güneybatı Kürdistan’da bugün bu koşulların siyasal ve diplomatik yollarla gerçekleşe bilmesinin koşulları kalmamıştır. Ne zaman Roj Peşmergeleri bölgeye geçer ve bölgeyi egemenliği altına alırsa o zaman böyle bir tartışma yapmak anlamlı ve gerçekçi olur. Şuan yapılması egereken en önemli tartışma Kürdlerin ayağına gelen tarihi fırsat tamamıyla kaçmadan Roj Peşmergelerinin oraya nasıl geçirile bileceği olmalıdır.

VengMa: Güney Kürtleri Erbil Süleymaniye ekseninde bölündüler mi?

Serhat Karaboğa :Güney Kürdleri değil, Güney Kürdistan politik arenasında faliyet yürüten partiler malesef ikiye bölünmüş durumda, bu bölünmeyi Hewler-Süleymaniye ekseninde yaşanan bir bölünme olarak okumak sömürgeci güçlerin ekmeğine yağ sürmektir. Tarihten günümüze sömürgeci devletler bizleri bölgeler/lehçeler/mezhepler ekseninde bölmenin parçalamanın uğraşını veriyorlar. Bugün Güney’de yaşanan siyasal ayrışmayı bağımsızlıkçı ve entegrasyoncuların yani Irak’la birkilikte onun egemenliğinde yaşamak isteyenlerin ayrışması olarak görmek gerekir. ’’Süleymaniyeciliği’’ Kürdlere dayatan İran devleti ve Irak Hükümetidir. Bu ayrışmayı yapan ve kendisine Kürd partisiyim diyen güçler ‘’bölgesel arası ayrım/yolsuzluk’’ vb. İddialarla PDK ve Başkan Barzani’ye saldırırken, yıllardır PDK’nin hükümet ortağı olduklarını, gelişmemiş bölgelerin kendi denetimleri altında olan bölgeler olduklarını unutuyorlar. PDK’nin hakim olduğu bölgeler gelişirken, onların hakim oldukları bölgelerin gelişmemiş olmasının bir tek izahı vardır, buda bizzat YNK ve ondan kopan Goran’ın yolsuzluklarıdır. Fakat bugün ki yaşanan durumun izahı sadece yönetim eksiklikleri ile izah edilemez. Süleymaniye bölgesi orada bulunan güçlerin eliyle resman İran devletinin iradesine teslim edilmiş durumda, o bölgede PDK ofislerine onlarca silahlı saldırı olurken PDK’nin hakim olduğu bölgelerde YNK/GORAN ofislerine bir tek saldırı geliştirilmedi, PDK’nin hakim olduğu bölgelerde İŞİD’e katılım bir tek elin parmağını geçmezken, YNK ve Goran’nın güçlü olduğu Süyelmaniye/Seyid Sadiq/Halepçe gibi bölgelerde El-Kaide/İŞİD vb. Fundamandalist terör şebekelerine yüzlerce genç katıldı. Güçlü olduğunuz bölgelerde sömürgeci devletlerin egemen olmasını sağlarsanız böyle durumların yaşanması kaçınılmazdır. YNK ve Goran arasında yaşanan sorunlara, hatta YNK’nin kendi yöneticileri arasında yaşanan sorunlara bizzat İran devlet yetkilileri aracı olarak müdahale ediyor, sizce bu normal bir durum mu?

Güney Kürdistan’da oluşan kazanımların korunması için yıllardır ateşkes pozisyonunda olan Rojhilat’lı Kürd partilerinin silahlı mücadele kararı almasına şiddetle karşı çıkan ilk güçlerin YNK/GORAN/PKK olması doğal mı?

Sonuç olarak bu ayrışma Güney Kürdleri arasında yaşanmıyor, bağımsızlıkçı ve entegrasyoncu politik yapılar arasında yaşanıyor, bugün bir referandum yapılsa Süleymaniye halkının %90’ı bağımsızlıktan yana taraf olacaktır. Önemli olanda hangi partinin nerede güçlü olduğu değil, bağımsızlık fikrinin Kürd milleti içerisinde güçlenmesidir. Zaxo’lu bir Kürd PDK’li olabilir, Süleymaniye’li bir Kürd te YNK’li olabilir, politik tercih noktasında ayrışmaları gayet doğal ve normaldir, önemli olan bağımsızlık talebi noktasında aynı duruşu sergileye bilmeleridir, bu anlamda Güney Kürdlerinin ayrıştığı kanaatinde değilim, İŞİD’e karşı yürütülen mücadelenin ulusal birleşmeyi daha da sağlamlaştırdığı kanaatindeyim. YNK’ye bağlı Peşmerge güçlerinin ve YNK’de şuan Celal Talabani’nin pozisyonunda görev yapan Kosret Resul Eli’nin buldukları her fırsatta ‘’bağımsızlıktan yanayız, Başkan Barzani’nin arkasındayız’’ demeleri bu ayrışmayı gerçekleştirmek isteyenlerin amacını boşa çıkaracaktır.

VengMa: İran ile Türkiye’nin Süleymaniye Erbil bölünmesinde rolleri var mı?

Serhat Karaboğa : Uzayda bir Kürd’ün başına taş düşse şahsen ilk olarak o taşın Türk ve İran devletleri tarafından atıldığını düşünürüm. Böyle düşünmemin sebebi kaba milliyetçi refleks değildir, yüzyılların getirdiği tarihsel tecrübe/yaşanmışlık ve birikimdir. Fakat iki sömürgeci devletin yer aldıkları uluslararsı cephelere, ekonomik/siyasi durumlarına baktığımızda günümüzde İran devletinin daha güçlü bir Kürd karşıtlığı yaptığını görmekteyiz. Bu tespitten yola çıkarak Tük devletinin Kürdlere karşı tehlike olmaktan çıktığı sonucu çıkarılmamalıdır.

Sadece içinde bulunduğu uluslararası ilişkiler ve kendi iç koşulları Kuzey parçası dışında kalan bölgelerde
eskisi gibi tehlikeli olmasını engellemektedir. Fakat İran devleti için aynı koşullar söz konusu değildir. Kendi içinde Kürd ulusal hareketine yönelik ‘’İdam politikaları’’ uygularken, başta Güney olmak üzere Güneybatı’da dahi gelişen en küçük bir ulusal kazanımı kendi varlığına tehdit olarak algılamakta, yok etmek için her türlü saldırıyı yapmaktan kaçınmamaktadır. Bu duruşuyla Ortadoğu’da değişime karşı olan statikocu cepheye de öncülük etmekte, onları Kürdlere karşı kışkırtmaktadır.

Somut örnek vermek gerekirse, Irak’lı Şii milisleri örgütleyen/finanse eden ve Kürdlere saldırmalarını teşvik eden bizzat İran devletidir. Yine bağımsızlık karşıtı cephenin sesinin bu kadar rahat çıkabiliyor olmasının altında İran devletinin parmağı vardır. Güney Hükümetinin Türk devleti ile olan diplomatik/ekonomik ilişkilerini, bağımsızlık karşıtı entegrasyoncu yapıların İran ile olan ilişkileri ile bir tutmak kaba apolitik bir yaklaşımdır. Birisi hükümet düzeyinde kamuoyunun gözleri önünde açık bir şekilde, birbirlerinin içşilerine karışmama esasına dayalı yapılırken, diğeri karşılıksız tamamıyla Kürdistan bölgesinin içşilerine müdahale temelinde, Kürdistan bölgesinin hukukunu ayaklar altına alarak geliştirilmektedir. Teorik olarak iki devletin sömürgeci olması, pratik anlamda geliştirilen ilişkinin aynı niteliklere sahip ilişkiler olduğu sonucunu doğurmaz.

VengMA: Şengal krizinin gerçek nedenleri nedir sizce?

Serhat Karaboğa :  Şengal bölgesi, İŞİD saldırıları olmadan önce kamuoyunda 140. Madde olarak bilinen bölgelerin kapsamındaydı. Saddam rejimi yıkıldıktan sonra Kürdlerle Irak’lı Araplar arasında bazı bölgelerin kimde kalacağı noktasında tartışmalar yaşandı. Sonuç olarak Irak anayasında 140. Madde olarak bilinen maddeile bu bölgelerin kaderinin bölge halkı tarafından belirlenmesi kararlaştırıldı. Yöntem olarakta tartışmalı bölge kamsamında yapılacak referandum ile bu bölgelerin Kürdistan yönetiminde mi, yoksa Irak hükümetinde mi kalacağı kararlaştırılacaktı. Bu kapsamda Kürdlerin bu sorunun çözümü noktasında gerçekleştirdiği tüm girişimler Irak hükümeti tarafından karşılıksız bırakıldı, hiç bir adım atılmadı, ta ki İŞİD terör şebekesinin saldırılarına kadar. Bugün bir takım çevrelerin ‘’Peşmerge kaçtı/halkı yalnız bıraktı’’ diye kara probaganda yaptığı yerlerin tümü bu bölgelerdir. Yani resmiyette Irak hükümetinin korumakla mükellef olduğu yerlerdir. Irak ordusunun İŞİD karşısında kaçması ve bölge halkının savunmasız kalması, Kürdlerin buralara askeri olarak müdahale etmesinin koşullarını oluşturdu. Kürdistan ordusu binlerce şehid vererek bu bölgelerde egemen oldu ve buraları yerli halk için güvenli bölgeler haline getirdi. Bu bölgelerde sadece Kürdler yaşamıyordu, Hristiyan toplumlar, Araplar ve diğer halklarla mensup yerleşimcilerde vardı. Kürdistan ordusu hiç bir ayrım yapmadan bölge halkının can ve mal güvenliğini savunmak, yıkılan yerleri onarmak için yoğun çaba harcadı. Şengal’in durumunun özgün olması, İŞİD saldırılarında burada yaşayan halkın Ezidi inancına sahip olması ve herkesten daha çok sivil kaybı yaşamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Kürdistan ordusunun büyük bir destan yazarak büyük bir bölümünü özgürleştirdiği Şengal’in sürekli kanayan bir yara haline getirilmesinin altında da yine bu gerçeklik yatmaktadır. Bir diğer hususta Şengal’in askeri/coğrafi olarak stratejik bir öneme sahip olmasıdır ki, bu husus çok önemlidir. Şengal’e sahip olan güç, komşu Suriye üzerinde büyük bir etkiye sahip olacaktır. Artık İran ve Esad rejimi ile ilişkileri herkes tarafından bilinen PKK, bu devletler adına Şengal’de bir vekalet mücadelesi yürütmektedir. Binlerce Peşmerge’nin ter ve kan dökerek özgürleştirdiği ve Kürdistan topraklarına kattığı Şengal’de hiç bir uluslararası yasal dayanak olmadan Kanton kurmak, orayı Irak hükümetine bağlamak ve dolayısıyla İrana teslim etmek demektir. Şengal krizinin çıkmasının ana nedini budur. Şengal halkının ve Kürdistan yönetiminin iradesini tanımamak Kürdlere ve Şengallilere yapılacak en büyük zulümdür. Şengal Kürdistan bölgesine bağlanırsa, Kürdlerin Irak ve Suriye devletleri karşısında eli güçlenecek, Şengal Kürdistan hükümeti tarafından uluslararası güçlerin de yardımıyla yeniden inşaa edilecek, Şengal halkının yaşadığı acıların bir daha yaşanmaması için önlemler alınacak, halkın refahı ve huzuru artacaktır. Ezidiler için aynı zamanda bir inanç merkezi olan bölge, tüm dünyada Kürdistan’ın sembolü haline getirilerek küllerinden yeniden doğan bir yıldız gibi parlayacaktır. Kürdistan hükümeti ve ordusu bunun çabası içindedir. PKK’nin planı başarılı olması durumunda (Kanton saçmalığının Güneybatı Kürdistan’da felakete yol açtığı bizzat onlar tarafından itiraf edildi ve Kuzey Suriye federasyonuna dönüştürmek zorunda kaldırlar) Şengal yeniden Irak hükümetine teslim edilmiş olur. İŞİD saldırılarına karşı kendi halkını korumaktan aciz kalıp kaçan Irak ordusuna Şengal’i teslim etmek yeni katliamların önünü açmak demektir. Irak’a teslim edilen bir Şengal, dolayısıyla İran denetiminde olup, Esad rejiminin ömrünü uzatmayı sağlayarak Güneybatı Kürdistan’da Kürdlerin statü elde etme umudunun da tamamıyla yok olması demektir. Kürdler bir yüzyıl daha devletsiz/statüsüz ve her an yeni bir katliam/soykırım yaşamak istemiyorlarsa Şengal krizinin gerçek yaratıcısı olan İran devletinin maşalığını yapan ve Irak hükümeti tarafından Heşdi ŞABİ grubu kapsamında değerlendirilerek maaşları ödenen PKK ve türevlerine (YBŞ) karşı tavır almalıdır.

VengMa : Güney’de ki güçlerin bir araya gelmesi ve sorunları kendi aralarında çözmesi mümkün mü ?

Serhat Karaboğa:Güney Kürdistan’ın kaderinin nasıl belirleneceği oradaki Kürdlerin tavırlarına/duruşlarına bağlıdır. Güney’deki kazanımları partilerden ve şahıslardan bağımsız olarak tüm Kürdlerin ortak kazanımları olarak görmek ve sahiplenmek/savunmak gerekir. Gönül ister ki, sadece Güney’li kardeşlerimiz değil, tüm Kürdler birlik olsun, fakat ülke gerçekliğini, bölgede yaşanan gelişmeleri ve uluslararası güç dengelerini görmezden gelemeyiz. Güney Kürdlerinin (Partilerinin) bugün yaşanan sorunları çözmeleri için bir araya gelmekten başka şansları yoktur. Hatta hepsinin de bir araya gelmesi gerekmiyor, Güney’e hakim olan, siyasi/askeri/diplomatik/ekonomik gücü ellerinde bulunduran PDK ve YNK’nin biraraya gelmesi bile yaşanan iç sorunların çözüme kavuşması için yeterlidir. PDK ve YNK içinde Kosret Resul Eli/Adnan Mufti grupları buna hazırdır, onların bu tavırlarını destekleyen irili ufaklı daha bir çok grup ve parti vardır. Güney’de bağımsızlığın karşısında duracak güçler tasfiye olmaktan kurtulamayacaklardır. Bugün Kürdistan’ın bağımsızlığını sadece Kürdlerin istemi olarak okuyamayız, Kürdlerin bu isteminin uluslararası destekleyicileri vardır ve ülkede siyaset yapanlar, parti yöneticileri bunu görmezden gelemez, kendi gelecekleri için olsa bile.

VengMa: Sn. Barzani’nin Irak hükümetine tehditvari Kürdistan’ın bağımsızlığını dayatacağını söylemesi doğru buluyor musunuz?

Serhat Karaboğa:Başkan Barzani’nin dönemsel siyasi hamlelerini, sadece ‘’tehdirvari’’ olarak değerlendirmeyi, hem sayın başkanı, hemde Irak’ın iç dinamiklerini yeterinde tanımamaktan kaynaklanan bir yaklaşım olarak görüyorum. Irak’ı artık hiç bir güç birarada tutatamaz, sadece Kürdler değil, Şii ve Sunni Araplar bile ruhen Irak’ın bütünlüğü fikrinden kopmuş durumdadır. Irak’ı yönetenler, yönetim kademesinde yer alanlar homojen bir topluluk değil, sayın başkan’ın hamleleri her zaman onların Kürdler karşısındaki bütünlüğünü dağıtmaya yöneliktir. Tek ses olarak Kürdlerin karşısında durmaları büyük tehlike getirir. Söylenen bazı söylemler, yapılan bazı dönemsel politikaları, ‘’bağımsızlığın bir tehdit kartı’’ olarak kullanıldığı sonucuna bizleri götürmemelidir. Başkan Barzani’nin nihai amacı bağımsızlık ilan etmektir, yöntemi ise bunu en az kayıpla sağlamaya dönüktür. Kürdler savaşçı bir millettir ve Kürdlerde ‘’meydanda değil, hep masada kaybettik’’ anlayışı hakimdir, bu yanlış bir algıdır. Kürdistan devletleşse bile Irak’lılar onun komşusu olarak orada yer alacaktır, yüzyıllarca sürecek bir savaş ne Araplara nede Kürdlere bir şey kazandırmayacaktır. Onun için dialog yolunun daima açık olması önemlidir, emin olun bugün Kürdler ‘’biz Irak ile birlikte yaşamak istiyoruz’’ kararını alsalar bile, bu kararın uygulana bilmesinin hiç bir somut koşulu kalmamıştır. Kürdler başkan Barzani’nin; ‘’Tek bir köyde olsa bile bağımsızlığımızı ilan edeceğiz’’ tavrının samimi olduğuna inanmalıdır. Ben inanıyorum ve bu tavrı doğru buluyorum. Eksiklikler, eleştirilecek yönler elbette vardır, fakat mücadele ederek/savaşarak toprak özgürleştirenlerin ve özgürleştirdiği topraklarda ulusal egemenliğin sembolü olan bayrağı dalgalandıranların, bir gün mutlaka bağımsızlığı da ilan edeceklerine olan güvenimi koruyorum.

VengMa: Ortadoğu’da hiç bir ülke referandumla bağımsızlığını, ulusal haklarını elde etmedi, Kürtler için referandum neden gerekli?

Serhat Karaboğa: ‘’Referandum yaklaşımı’’ uluslarası güçlerin desteğini almaya ve bağımsızlık ilanına hukuki zemin oluşturmaya dönük taktiksel/politik bir yaklaşımdır.
Peşewa Qazi muhammed, Mahabad’ta bir taşın üzerine çıkarak Kürdistan Cumhuriyetini ilan etti. ‘’Taşın üzerine çıkarak’’ demem sakın küçük görme olarak algılanmasın, asıl büyüklük, asıl ulusal tavır/siyaset budur, buna dikkat çekmek için böyle bir tabir kullanıyorum. Kürdler yeter ki, sömürgecilerden temizledikleri topraklarını ve ulusal kazanımlarını korumayı başarsın, bağımsızlıktan önce asıl önemli olan iş Kürdistan toprakları üzerinde egemen olmayı başara bilmektir. Bağımsızlık ilanı içinde referamdum şartı gerekmez, koşullara göre hareket etmektir önemli olan, birde uluslararası desteği olabildiğince arkanıza alabilmek.

VengMa:  Sevgili Serhat biz seni cephe’de ki yiğitliğinden tanıyoruz. Okuyucu için kısaca kendini anlatır mısın?

Serhat Karaboğa: Mardin/Kızıltepe’liyim yurtsever Kürd milliyetçisi bir çevrede büyüdüm, babam 12 eylül dönemi Diyarbakır zindanı esirlerinden milli ulusal bilincim ilk olarak zindan ziyaretlerinde oluştu. 16 yaşından beri ulusal mücadelenin içindeyim, bağımsız birleşik bir Kürdistana inanıyorum, son 3 yıldırda Kuzey’de faliyet yürüten Kürdistan Gençlik hareketinin sekreterliğini yapmaktayım.

VengMa : Çok teşekkürler , o çoşkulu  Kürdistan atan yüreğine sağlık !

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

7 + 1 =